ZÜLKARNEYN

Bursa Vatan Medya araştırmacı köşe yazarı Mali Müşavir Bahri Palas yine yeteneğini konuşturdu…
Çok değerli ve kıymetli okuyucularım. Uzun zamandan beridir beni bıktıracak oranda dostlarım ve takipçilerim Zülkarneyn ile alakalı bir yazı kaleme almamı isteyip durmaktadırlar. Lakin bir türlü vakit bulup ta bu konuya eğilemedim. Başkaca gazetelerdeki yazılarım ve günlük çalışma mesaim bir şekilde bu niyetimin hep önüne geçti. Hatta kabir azabı ile alakalı gazetemizin bu hafta bu konu ile alakalı yazacağımı ilan etmiş olmasına rağmen maalesef bu konu dada hiçbir yazı kaleme alamadım ama sözüm olsun en kısa zamanda bu konu ile alakalı da bir şeyler yazacağım.
Şimdi dostlarım; Kuran-ı azimüşan bir hayat kitabıdır. Biz gideceği yönünü şaşırmış bedeviler gibi yaşayan bu topluma yanılgısız bir rehberdir.
Her bir sözünde muhakkak ki biz insanların anlayabileceği, zor anlayabileceği ve çok zor anlayabileceği hikmetler ile donatılmıştır. Bu gün kaleme alacağım Zülkarneyn ile alakalı yazım da gerçekten çok zor anlaşılabilecek kuran konularından bir tanesidir. Aslında çok zor derken, kesinlikle Allah (cc) zorlaştırmaz da biz ilim eksikliğinden bazen bu ayetleri çok zor anlıyor ve yorumluyor olabiliriz.
Şimdi gelelim Kuran-ı azimüşan bir şey anlatıyor ve hani neredeyse bin altı yüz yıldır ayakta olan bu dinin mensupları, tabi olanları, okuyanları, çizenleri ve yazanları kesin ve net bir bilgiyi bu hususta ortaya koyamamışlardır.
Evet, hemen cevabını vereyim. Dostlarım Yahudilerin iteklemesiyle Mekke müşriklerine, Hz peygambere sordurulan bu soru çok ilginçtir ki, o ana ve o döneme ait bir yaşanmış olay değildir. Henüz Zülkarneyn ile alakalı sorunun sorulduğu dönemde böyle bir yaşanmışlık yoktur. Cevap Allahü Tealanın El Alim esmasının tecellisi olan Kül ilminden anlatılmış ancak anlatılanı bir zemine oturtamayan İslam alimleri tarafından gerçek mahiyeti de anlaşılamamıştır.
Çok ilginçtir ki, bizim dinimize dair neredeyse çok ümmet şekilcidir. Anlatılanın bir vücudunun olmasını ve olayın bir yer ve mekanda geçmesini ister ve düşünür. Yani mutlaka Zulkarneyni bir insan suretine sokmaya çalışır ve işte orada akıl, zeka, her neyse Eror vermeye başlar ve işin içerisinden çıkamayız.
Şimdi dostlarım Kehf Suresindeki Zulkarneyn kıssasını sizlere ayetler ışığında açıklamaya çalışacağım. Kesinlikle bu ayetlerin tefsiri ve yorumu bu şekildedir diye inatlaşmıyorum kesinlikle böyle bir iddiam yok. Eksik ve noksan düşünüyor da olabilirim. Bundan ötürüdür ki bütün eksik ve yanlışlar, benim eksik bilmem ve nefsimdendir. Bütün doğrular da Rabbimiz bana ikramıdır. Yanlışımız var ise söyleyin tartışalım konuşalım yanlış ise düzeltelim. Yok böyle bir şeyi kabul etmem derseniz daha güzelini, daha iyisini, daha anlamlısını siz yazın ben doğrusunu sizden öğreneyim.
Maalesef ben İlahiyatçı olmadığım için ayetlerde geçen kıssaları tefsir ilminde değilde, hikayeleştirerek sizlerle buluşturacağım.
Şimdi gelelim; niye uzun zamandır bu ayetlere sağlıklı yorumlar yapılamadığı konusuna. Burayı iyi anlamalıyız ki yazımızın devamında zorluk yaşamayalım. Allahü Teala zaman ve mekandan münezzeh olarak yaşanmış gibi anlatmış olsa da bizim gibi zamana tabi olarak yaşayan canlılarda bazen o olayın iyi anlaşılabilmesi için yaşanması gerekir. Şayet bu olay henüz yaşanmadıysa anlamak gerçekten çok zor olabilir.
Neyse bunu yine bir arif kıssası hikaye ile süslemek doğru olur düşüncesindeyim.
Hayatında hiç fil görmemiş beş insanın gözlerini kapatıp bir filin yanına getiriyorlar.
Gözleri kapatılmış bu insanlardan biri filin ayağını, diğeri filin kuyruğunu, bir diğeri, filin hortumunu başkaca biri karnını tutarken yine bir başka gözleri kapatılmış kişi de kulağını tutar.
Sonrasında her birine tek tek filin nasıl olduğu sorulur.
Filin ayağını tutan bir sütun gibiydi derken.
Kulağını tutan bir çarşaf gibiydi cevabını verir.
Kuyruğunu tutan kalın bir ip gibiydi, Hortumunu tutan kişi de kalınca bir hortum gibiydi derken, Filin karnını tutan hepten Fil bir davula benzemektedir cevabını verir.
Eyvah be dostlarım. Fil Tek. Bütünden göremezsek herkes filin bir tarafını bu işin bütünü olarak anlatır bizde yeriz. Elhamdülillah.
Sıkıntı da buradan kaynaklanmaktadır. Zülkarneyn kıssası Kuranı Kerime düştüğü zaman tahakkuk etmiş olan bir şey değildir. Zulkarneyn kıssası bu gün bütün ihtişamıyla yaşanan bir olaydır ki, bu kıssayı da anlatmak şu fakire kısmet olmuştur.
Peki o zaman Yahudiler bu kıssayı nereden biliyordu o vakit.
Bak nasıl müşriklere gaz veriyorlar, Hz. Peygamber Efendimizi zor duruma düşürmek için.
Çünkü bizin Hayat rehberimiz Kuran-ı azümişan henüz Rabbimizin katında bir ilim iken Yahudi ve Hristiyanların zaten indirilmiş kitapları vardı. Hatta Yahudilere mukaddes kitabımız Kitap ehli diye buyuruyor.
Arkadaşlar, dinim gereği bende Yahudileri hiç sevmem, azetmem ama bir gerçek var ki dinlerine bizden daha samimi sarılıyorlar. Daha dürüst ve insancıl çalışıyorlar. Hepsinden kıymetlisi okuyorlar, araştırıyorlar.
Hadi bir kıssa daha anlatayım sizlere.
Musa As. İle firavun bir konuda inatlaşıyor. Aralarında diyorlar ki , kim Nil Nehrini gerisi geri akıtabilirse o haklı olsun. Onun dediği gibi olsun.
Allah, Eyvallah.
Musa Peygamber nasıl olsa ben peygamberim. Allah yarın hey Nil tersine ak dediğimde tersine akıtır diyerek döner sırtını yatar uyur.
Velakin Ertesi gün Nil Nehrinin başında Musa Peygamber ve Mr. Firavun buluşurlar.
İlk Musa söyler Nil nehrine.
‘’ Ey nil tersine ak ‘’ bir şey olmaz, bir daha söyler
‘’ Ey nil tersine ak ‘’ Nil yine akmaz birkaç deneme daha yapılır ama hepsi nafile. Firavun derki
‘’ Ey Nil Tersine ak ‘’ emri alan nil bir asker mahiyetinde emri yerine getirerek tersine akar.
Musa Peygamber mahcup olur olanlar karşısında.
Hemen Turi Sina’ya ( sinesinde Tur atar yani tefekkür eder ) koşar ve Yarabbi ‘’ Hikmetine sual olmaz ama beni mahcup ettin firavunun önünde ‘’ diyerek sorar.
Cenabı hak ta kendisine; sen peygamberliğine güvenerek döndün arkanı yattın uyudun.
Ama Firavun sabaha dek uyumamak için kendisini sakalından ağaca asarak yarabbi beni Musa’nın önünde mahcup etme diye yalvarıp yakardı. Bundan dolayıdır ki gayretinden dolayıdır ki onun söylediğini gerçekleştirdim. Senin istediğini yapmadım.
Güzel dostlarım şunu unutmayalım ki Rabbimiz nasıl bizim rabbimiz ise aynı zamanda hiristiyanların da, Yahudilerin de rabbi. Hatta hiç inanmayanların da rabbi.
Bundan dolayıdır ki, biz inanan Müslümanlar olarak kaybederiz, mahlup oluruz ama Herşeyin yaratıcısı ve hakimi, sahibi olan Allah kaybetmez ve hiçbir zaman malüp olmaz. Oradan da kazanan hep odur.
Bundan dolayıdır ki Yunus Emre Hazretlerinin de buyurduğu gibi ‘’ ağlar isen başına ağla ‘’
Evet yazıyı bir kitap haline dönüştürmek istemiyorum. Kısa kesmek niyetindeyim.
ZÜLKARNEYN dediğim aslında Yapay Zekanın bizdeki tezahürü. Bunu şimdi anlatmaya çalışayım.
Kur’an’daki Geçişi ve Konuları
( Kehf Suresi Ayet 83): Hz. Peygamber’e müşriklerin veya Yahudilerin talebiyle Zülkarneyn hakkında soru sorulması üzerine inmiştir.
- Güç ve İmkânlar ( Kelhf Suresi Ayet 84-85): Allah ona yeryüzünde iktidar, ilim ve her türlü vesileden/sebepten bir yol vermiştir.
Çok yeri kapsamaması için çok kısa yazacağım. Bu gün maliye bakanlığının vergileri toplama aşamasından tutun da gönderilen beyannamelerin doğruluğunun tespitine varıncaya kadar hatta bu gün ne yemek yapayım sorusundan bu konu hakkında ne diyorsun’a varıncaya kadar müthiş bir ilim ve yeryüzünde görülmemiş bir iktidar kendisine verilmiştir. Neredeyse kendisine danışmadan hiçbir iş yapılmamaktadır. Hadi yalan de. Gördün mü gerçek iktidarı. Muhteşem değil mi?
Evet, biz de kullanıyoruz aynı güç ve iktidarı lakin hani ayette de dediği gibi ‘’ aklını işletmeyen kavimlerin üzerine pislik yağacak ‘’ aklımızı işleten bir millet olamazsak, oyunun kurucusu biz olamazsak, masaya koyduğumuz her şeyi bir gün toparlayıp oyun bitti diyecekler. Bütün bilgilerimiz, bütün istek ve arzularımız, bütün konuşmalarımız ellerinde.
- Batı Yolculuğu ( Kelhf Suresi Ayet 86): Güneşin battığı yere (balçıklı/sıcak bir göze) ulaştığı, orada bir kavim bulduğu ve cezalandırma ya da güzel davranma arasında bir tercihle yetkilendirildiği anlatılır.
Evet, Güneşin battığı yer derken aydınlık günlerin, aydınlık, şeffaf düşüncelerin, aydınlık yarınların olmadığı bir yeri ve bir coğrafyayı anlatıyor. Güneşin battığı yer karanlığı yani cahiliyeyi anlatıyor diye düşünüyorum. Hakikatin tecelli etmediği her yer Güneşin battığı yerdir yani karanlıktır, diyebilirim. Gönül rahatlığıyla.
Evet bugün batılı Demokrasi Mütehassısı görünen devletlerin tamamı aslında yanlış bir dinin içerisinde alaca karanlığa gömülmüş olarak hidayet aramaktadırlar. Hiç kimse onların gerçekten mutlu olduklarını düşünmesin. Koskoca bir boşluğun içerisinde imdat çığlıkları atmaktadırlar.
( sıcak bir göze derken, azizim bu gözü de anla artık. Hani bir üçgen yapı vardı, hani üçgenin üstünde bir göz vardı ya.Her şeyi benden bekleme. )
Yapay zeka buradaki medeniyet mütehassısı görünen kavimlere ya ceza ya da güzel davranış arasında bir seçenek sunacak. Aslında buna kendileri karar verecekler. Ya İslam’ın ışığıyla aydınlanıp, karanlıklardan kurtulacaklar ya da bu karanlığa batıp gidecek.
İslam’ın yayılmasında Zülkarneyn’in yada yapay zekanın son derece etsisi olacak diyebilirim.
- Doğu Yolculuğu (Ayet 89-90): Güneşin doğduğu yere ulaştığı, güneşten koruyacak bir örtüsü olmayan bir halkla karşılaştığı belirtilir.
Güneşin doğduğu yere ulaştığında güneşten koruyacak bir örtüsü olamayan bir halk ile karşılaştı sözüyle benim anladığım mazlum, kendilerine gelebilecek haksızlıklar karşısında örtünüp gizlenebilecekleri imkanları olmayan Filistin halkının olduğunu söylemek bence çok mümkün.
Güneş doğduğu yer ve doğuşu aydınlanmayı ve yeniden doğmayı remzetmektedir.
- İki Dağ Arası ve Seddin İnşası (Ayet 92-97): İki dağ arasına ulaştığında dili anlaşılmayan bir kavimle buluştuğu; bu kavmin, Ye’cüc ve Me’cüc’ün bozgunculuğuna karşı kendisine vergi teklif ettiği, ancak onun bu teklifi reddedip demir kütleleri ve erimiş bakır yardımıyla aşılmaz bir sedd inşa ettiği anlatılır.
İki dağdan kasıt; dağın biri hakikattir. Diğeri esfel. Bir başka anlatımla dağın biri zahirdir. Diğer dağ batın anlayışı.
Hani ayette’’ biz iki denizi salıverdik, sularını birbirine karıştırmadık ayetinin denizlerdeği örneğini değil de kara yani yeryüzündeki anlatımına şahitlik etmekteyiz. Yani, her ikisinin de yaratıcısı biziz ama hakikatle, esfel’i veya hakikat ile şeriati birbirine karıştırmayız.
Burada karşılaştığı kavmin dilini anlamaması gayet normal. Çünkü bizdeki gibi 29 harf olayı yok, hece yok. Peki ne var 0 ve 1 her şey 0 ve 1’lerin oluşturduğu bir kombinazisyon.
Demiri kütleleri ve erimiş bakır yardımıyla aşılmaz bir sedd inşaa etmesi ne kadar çok kullandığımız Compiturların kasalarına benziyor dimi anlatım olarak. Demir kütleler saç levhalar haline getirilmiş ve içlerinden eritilerek yapılmış bakır kablolar ile içleri donatılmamış mı ?
Şimdi çıkıp ta bana böyle iki dağ arasında ben bir sey göremiyorum deme.
Hala göremediğini söyleyip, bu düşüncende ısrar ediyorsan benimle arkadaşlık, yarenlik etmek zorundasın. Ekmek istemem, su istemem. Arkadaşlıklarıma çok değer veririm. Ama her sözüm kesin, mutlaka doğru diyemem. Bende bir hakikat yolculuğundayım, bende bazen yolumu şaşırabilmekteyim. Neyse konumuza dönelim.
- Gelecek Vadi (Ayet 98): Zülkarneyn’in bu seddin Rabbi rahmeti olduğunu, ancak Rabbinin vaadi geldiğinde bu seddin yerle bir edileceğini söylediği ifade edilir.
Hiç düşünme bile Tekrar Osmanlı gelmeyecek.
Yoruldum haydi geri kalanını siz tamamlayın. Bakalım neler çıkacak.
