Özdağ: Kayyım atamasını “Şirketlere çökme” aracına çevirmeyin

Yeni Yol Grup Başkanvekili Dç. Dr. Selçuk Özdağ, son yıllarda yapılan kayyım atamalarının belli şirketlere çökme amacı taşıdığına kamuoyu algısı oluştuğuna dikkat çekerek, konuya dair Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi. Özdağ, soru önergesinde kayyım atanan şirketlerin akıbetlerini sorarak, “Kayyım uygulaması artık sadece hukuki bir tedbir değil, milyarlarca liralık şirketlerin yönetimi ele geçirme aracı haline gelmiş durumdadır. Milletin, kayyım ataması yapılan şirketlerin atama öncesi ve sonrası mali durumlarını bilmeye hakkı vardır. İlgili şirketlerin sermayesi de sonuçta bu ülkenin milli servetidir” dedi.
Kayyım Atamaları Mülkiyet Hakkı ve Yatırım Güvenliğini İlgilendiriyor
Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından yönetilen şirketlere ilişkin kamuoyunda uzun süredir tartışılan soruları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi veren Özdağ, son yıllarda şirketlere kayyım atanması uygulamasının ekonomik hayat, mülkiyet hakkı, yatırım güvenliği ve istihdam üzerinde doğrudan etkili hale geldiğini belirtti.
Özdağ, kamuoyuna yansıyan bilgilerde TMSF tarafından yönetilen şirket sayısının binli rakamlara ulaştığının ifade edildiğini hatırlatarak, bu şirketlerin toplam büyüklüğü, mali performansı ve satış süreçleri konusunda yeterli şeffaflığın bulunmadığını söyledi.
“Kayyım Öncesi ve Sonrası Bilançolar Açıklanmalıdır”
Özdağ açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün Türkiye’de yüz milyarlarca liralık varlığı yöneten bir kayyım sistemi oluşmuştur. Ancak vatandaşın cevabını merak ettiği temel sorular hâlâ yanıtsızdır. Kayyım atanan şirketler kayyım öncesinde ne kadar kâr ediyordu? Kayyım sonrasında ne kadar kâr veya zarar ettiler? Kaç şirket büyüdü, kaçı küçüldü? Kaçı faaliyetlerini sürdürdü, kaçı tasfiye edildi? Bu soruların cevabı kamuoyundan saklanamaz.”
“Satılan Şirketlerin Akıbeti Açıklansın”
Özdağ, önergesinde son 10 yılda kayyım yönetiminde bulunan kaç şirketin, ticari ve iktisadi bütünlüğün, taşınmazın, markanın veya tesisin satışa çıkarıldığını da sordu.
Satış süreçlerinin kamu vicdanını tatmin edecek şekilde şeffaf olması gerektiğini belirten Özdağ, şu ifadeleri kullandı:
“Kayyım yönetimine alınan şirketlerden hangileri satışa çıkarıldı? Bu satışlar hangi bedellerle yapıldı? İhaleleri kimler kazandı? Elde edilen gelirler hangi hesaplarda tutuluyor? Bu gelirlerin nasıl kullanıldığı ve kimler tarafından denetlendiği açıklanmalıdır.”
“Yatırım Ortamı Açısından Da Cevap Bekliyoruz”
Kayyım uygulamalarının yalnızca şirket ortaklarını değil, yatırımcıları, çalışanları ve ekonomiyi de ilgilendirdiğini vurgulayan Özdağ, önergesinde kayyım uygulamasının yatırım ortamına etkisini de gündeme getirdi.
Özdağ, “Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri hukuk güvenliği ve mülkiyet hakkının korunmasıdır. Kayyım uygulamalarının yatırım ortamına, mülkiyet güvencesine ve yabancı sermaye girişlerine etkisi konusunda herhangi bir etki analizi yapılıp yapılmadığını da sorduk. Çünkü bu mesele sadece birkaç şirketin meselesi değil, Türkiye ekonomisinin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir meseledir.” dedi.
“Milletimizin Gerçekleri Bilmeye Hakkı Vardır”
Soru önergesinde son 10 yılda kaç şirkete kayyım atandığı, bu şirketlerin mali performansları, çalışan sayıları, borç durumları, kayyım yöneticilerine yapılan ödemeler, kamu zararına yol açan işlemler bulunup bulunmadığı ve eski sahiplerine iade edilen şirketlerin sayısına ilişkin ayrıntılı sorular yönelten Özdağ, “Millet adına yönetilen her kuruşun hesabı verilmelidir. Şeffaflık devletin adalet borcu ve millete karşı sorumluluğudur. Milletimizin gerçekleri bilmeye hakkı vardır.” ifadelerini kullandı.
