Netanyahu Gitse Bile İsrail’in Politikası Değişecek mi?

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı siyaset bilimci Mehmet Emir Aksoy makalesinde;
İsrail’de seçimler tamamlandı; fakat ortaya çıkan tablo, Ortadoğu’nun önümüzdeki dönemde hangi yöne evrileceği konusunda henüz kesin bir cevap vermiyor. Benjamin Netanyahu iktidarını korumaya çalışırken Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet değişim iddiasını ortaya koyuyor. İlk çıkış anketleri iki siyasi blok arasında net bir çoğunluk oluşmadığını gösteriyor. Kesin sonuçlar ve koalisyon görüşmeleri belirleyici olacak. Ancak seçim gecesinin rakamlarından daha önemli bir mesele var: İsrail’de iktidar değişse bile, Türkiye’yi ve bölgeyi ilgilendiren stratejik hesaplar ne ölçüde değişecek?
İsrail’i yalnızca Netanyahu üzerinden okumak, bu ülkenin güvenlik anlayışını eksik değerlendirmektir. 1948’de kurulan İsrail’in devlet yapılanması, kuruluşundan itibaren güvenlik ve istihbarat ekseninde şekillendi. Haganah’ın tarihsel mirasından İsrail Savunma Kuvvetleri’ne, Mossad’dan askerî istihbarat birimlerine uzanan kurumsal gelişim, bu anlayışın farklı boyutlarını ortaya koyuyor. İsrail’in güvenlik doktrini, yalnızca sınırlarını savunma düşüncesiyle değil, tehditleri önceden tespit etme, gerektiğinde sınırlarının ötesinde etkisizleştirme ve askerî üstünlüğünü koruma hedefleriyle de biçimlendi. Netanyahu bu tarihsel yapının kendisi değil; onu kendi siyasi tercihleri doğrultusunda yönlendiren liderlerden biri. Dolayısıyla Netanyahu’nun siyasi geleceği ile İsrail’in stratejik geleceğini birbirine eşitlemek doğru olmaz.
7 Ekim 2023 saldırıları, İsrail’in istihbarat ve güvenlik mekanizmalarını ağır bir sorgulamayla karşı karşıya bıraktı. Ardından Gazze’de yaşanan savaş, Lübnan cephesindeki gelişmeler ve İran’la doğrudan çatışma süreci, İsrail’in askerî kapasitesini ortaya koyarken güvenlik politikalarının maliyetini de büyüttü. Bu süreçte tartışılması gereken yalnızca hangi operasyonun başarıya ulaştığı değil, askerî gücün hangi siyasi hedefe hizmet ettiği ve elde edilen sonuçların uzun vadede nasıl bir güvenlik ortamı oluşturduğudur. Bir ülke askerî üstünlük sağlayabilir; ancak bu üstünlüğün kalıcı siyasi sonuçlar üretmesi ayrı bir meseledir. İsrail seçimlerinin arkasındaki temel tartışmalardan biri de budur.
Gadi Eisenkot’un önünde yalnızca Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma hedefi bulunmuyor. Farklı siyasi grupları ortak bir hükümette buluşturmak, güvenlik politikalarının hangi yönlerini değiştirebileceğini belirlemek ve toplumdaki derin ayrışmaları yönetmek zorunda. Üstelik İran’ın bölgesel etkisi, Hamas’ın askerî kapasitesi ve İsrail’in caydırıcılık anlayışı, yeni yönetimin de gündeminde kalacak başlıklar. Yeni bir hükümet, karar alma biçimini veya diplomatik yaklaşımını değiştirebilir; ancak temel güvenlik hedeflerinin bütünüyle değişeceğini söylemek için somut siyasi ve kurumsal adımları görmek gerekir. İsrail’deki seçim, bu nedenle yalnızca bir iktidar mücadelesi değil, güvenlik politikalarının geleceğine ilişkin bir sınavdır.
Türkiye açısından asıl mesele ise İsrail’de kimin başbakan olacağından daha geniştir. Suriye’deki gelişmeler, Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri, Filistin meselesi ve İran’ın bölgesel konumu, Ankara’nın güvenlik hesaplarını doğrudan ilgilendiriyor. İsrail’in bu alanlardaki tercihleri, Türkiye ile ilişkilerin seyrini de etkileyecektir. Yeni bir yönetim Ankara ile farklı bir diplomatik dil kurabilir; ancak söylem değişikliğinin stratejik yaklaşım değişikliğine dönüşüp dönüşmediği, alınan kararlarla anlaşılabilir. Türkiye’nin İsrail siyasetindeki gelişmeleri yakından izlemesi gerekir; fakat kendi dış politika çizgisini başka bir ülkedeki liderlik mücadelesine bağlaması düşünülemez. Ankara’nın önceliği, bölgedeki güç dengelerini gerçekçi biçimde değerlendirmek, kendi kapasitesini doğru kullanmak ve ulusal güvenliğini uzun vadeli bir stratejiyle korumaktır.
Ortadoğu’da devletler yalnızca sahip oldukları askerî güçle değil, bu gücü hangi siyasi sonuçlar için kullandıklarıyla da değerlendirilir. İsrail’de hükümet değişebilir, koalisyonlar kurulabilir veya siyasi çıkmaz yeni bir seçimi gündeme getirebilir. Fakat Türkiye açısından belirleyici olan, seçim sonuçlarından önce ve sonra İsrail’in hangi adımları attığıdır. Netanyahu’nun kalması da gitmesi de Ankara’nın bölgesel gelişmeleri dikkatle izlemesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü uluslararası ilişkilerde siyasi isimler değişirken çıkarlar, tehdit algıları ve güç mücadeleleri varlığını sürdürebilir.
İsrail’de sandıklar açıldı; şimdi sıra devletin gerçek tercihlerinde. Türkiye, bu süreci bir liderin siyasi kaderi üzerinden değil, bölgesel güç dengeleri ve kendi güvenlik çıkarları üzerinden okumalıdır. Ortadoğu’da kimin iktidarda olduğundan çok, o iktidarın hangi stratejiyi uyguladığı önemlidir.
