KUM SAATİNİN SESİ VE TESLİMİYET
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Nihal Cevher makalesinde;
“Hep derlerdi insanın kırkından sonra hayata bakış açısı değişiyor diye.
Gerçekten öyleymiş…
” Kırk yaş, insanın silkelenip etrafına baktığı, bir şeyler sezmeye başladığı bir eşiktir. Ancak o yaşlarda neyin ne olduğunu tam kestiremez, duyguların ve yaşanmışlıkların tortusu arasında bocalarsınız. Ta ki elliyi görene kadar.
Elli yaş; insanın ruhunun hâlâ yirmi iki yaşında kıpır kıpır olduğu, “Daha yapacak çok şeyim var” dediği, kendini hayatın tam merkezinde hissettiği bir dönemdir. İçinizdeki o genç heves yerli yerindedir, yarım kalmış hayaller hâlâ masadadır. Lakin dış dünya birden size fren yaptırmaya çalışır. İş arasanız yaşınız göze batar, emekli olsanız sanki bu dünyadan elinizi eteğinizi çekmişsiniz gibi muamele görürsünüz.
Oysa elli yaş, hayatın en demlenmiş, en gerçek dönemidir. Sevginin, aşkın ve hayatın ne anlama geldiğinin en saf haliyle yaşandığı, tensel zevklerin bile süzülüp en olgun tadına ulaştığı zamandır.
Ve bu yaşla birlikte o büyük “ayıklama” başlar.
Artık gürültüye tahammülünüz kalmaz. Boş konuşan, hayatınızı tüketen insanlar ufuktan yavaşça silinir. Dostluklar azalır ama pırlanta gibi parlayan, özel bağlara dönüşür. Dedikodular artık ne bir rahatlama sağlar ne de vakit ayırmaya değer bulunur. Kalabalıklar insanı boğmaya başlar,çünkü artık kalabalıkların içinde kaybolmak değil, kendi kendinize kalmak bir ödül halini alır.
Günleri nasıl dolu geçireceğinizin planını yaparsınız. Bir deniz kenarında, bir çay bahçesinde yudumlanan o sıradan çayın veya kahvenin tadı, gençlikteki hiçbir lüks mekânda yoktur. Kendinizle mutlu olmayı öğrenmişsinizdir. Bir ağacın gölgesinde oturmak, deniz kenarında sessizce yürümek, bir tiyatro sahnesi, bir sinema perdesi ya da okunan bir kitabın satır araları size gençlikte tatmadığınız bir zevk verir.
Çünkü bilirsiniz ki; kum saatinin sonuna doğru yaklaşılmaktadır.
İçten içe o zamanın daraldığını hisseder, hiçbir şeyi kaçırmamak, her anı dolu dolu yaşamak istersiniz. Bu telaş, bazen geçmişle ve bizzat kendinizle yapılan bitmek bilmeyen hesaplaşmaları da beraberinde getirir. “Keşke”ler, “İyi ki”ler zihni yoklar.
Ve günün sonunda o kaçınılmaz duruğa varırsınız…Teslimiyet.
İnsanın omuzlarındaki tüm gereksiz yükleri bıraktığı o an, kelime bütün çıplaklığıyla belirir zihinde; Ölüm var.
İşte o iki kelime, her şeyin sahteliğini, maskelerini ve geçici hırslarını bir anda anlamsız kılar. Hayatı bu kadar gerçek, bu kadar yalın ve bu kadar kıymetli kılan da zaten o gerçeğin kendisidir.
Ne mutlu o gerçeği görebilenlere ve hayatın tadını son damlasına kadar çıkarabilenlere…
Sevgiyle Kalın

