İŞTE ARKADAŞLARIM-3

    05.08.2026

    Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde;

    AHMET İLBAŞ: Öğretmen Okulu’nu bitirip doğuda İlkokul öğretmeni olarak mesleğe başlamış, sonradan Eğitim Enstitüsü’nü bitirerek Edebiyat öğretmeni olmuştur. Şairdir. Yazardır. Henüz Kitabı yoktur. Konuyu açıp kendisine “Kitapsız” diyenlere güler geçer.
    Yüce Rabbim kendisini ilbaşı olmak muradıyla yaratmış olsa da O, bu muradı elinin tersi ile itip öğretmen olmuştur. Onun için öğretmenlik de ilbaşı sayılır.
    Yozgat’ın Çandır ilçesindendir. Yozgat hep sağcı olarak bilinir. Yozgatlı ender CHP’lilerdendir. “Çıkarsa da Ahmet İlbaş gibi sağlam solcu çıkar.” diyenlere de güler geçer. O zaten her şeye güler geçer. O nedenle seksenlik delikanlıdır.
    Gençlik resimleri ile şimdiki hali arasında çok değişiklik yoktur. Benim gibi gençliğinde yaşlı gibi gözükünce yaşlanmak bir şey değiştirmemiştir.
    O, Bozok Yaylası’nın kahraman evladıdır. Alçak gönüllü oluşundan dolayı bu konuyu açan olursa, “Kahraman evlat kim ben kim?” bakışlarıyla bakar, konuyu kapatmaya çalışır.
    Ahmet İlbaş, kendisinden önceki konuşmacı İsmail Beyden dolayı sandalyesinden aşağı kaydığı için ve zaten yavaş olan sesi duyulmayınca Her zaman başkan Zeki Bey uyarır:
    “Ahmet Bey lütfen dik oturunuz ve sesinizi biraz yükseltiniz.”
    Yavaş yavaş masa altından yukarı doğru çıktı. Halen olayın etkisinden kurtulamamıştır. Bir bardak su içti. Elini ıslatıp yüzüne su sürdü. Derin bir nefes aldı…
    Duyulan ilk tümcesi: “Arkadaşlar iyi ki toplantılara kazma kürek getirmiyoruz” oldu. Herkes kahkahalarla güldü. Zira en güzel kahkaha aşırı sıkılmaların ardından gelir.
    İlbaş, toplantılara sessizce katılıp masanın solunda – özellikle başkana uzak- her zamanki yerine oturur. Konuşmacıları dinlerken göbeğine bağladığı ellerinin üzerinden yere doğru bakar. Karşısındaki konuşmacılar kendisini uyuyor sanıp seslerini yükselterek uyandırmak isteseler de o pozisyonunu hiç bozmadan dinlemeye devam eder. Kendisine söz verilene kadar sabırla bekler; katiyen söz kesmez.
    Söze başlarken ellerini göbeğinden (dosyası olmadığından) çözüp masa üzerine çıkarır, koyar. Kısık sesle ve yavaş tempoda konuşmaya başlar. Kara tren gibi başlarda yavaş, ilerde hızlanır nasıl olsa diye düşünenler yanılırlar. Hiç hızlanmaz aynı tempoda devam eder konuşması. İsmail Bey’in ateşli konuşmasından sonra bu tarz konuşma bizim hoşumuza gider ve dinlendirir.
    Beni dinleyen Bursalı bir esnaf:
    “Yozgatlı mısınız?” diye sormuştu.
    “Yozgatlı olduğumu nereden anladınız? “dediğimde çok şaşırtan bir yanıt vermişti;
    “Yozgatlılar yavaş tempoda konuşurlar da oradan anladım.” Adaşımı dinlerken o esnafın tezinin doğru olduğuna inandım.
    Herkes onun şiir tadında kısa konuşmasını dikkatle dinler.
    Şiirleri ilk okumada teslim olmaz; üzerinde düşündükçe yeni anlamlar açılır. Ben şiir yazmaktan da anlamaktan da uzak olduğum için böyle bir sıkıntı yaşamadım. Onu en iyi anlatan şeylerden biri de şiirdir. İşte bir şiiri:
    “Yalan,
    Suya, toprağa ve ağaçlara akan baharın kanı.
    yalan,
    Gecenin karanlığını, gözlerinin karasından çaldığı…
    Öfkemiz dağları yakmıyorsa,
    Acımız yürekleri
    Tutuşturmuyorsa,
    Öfkemiz yalan,
    Acımız yalan!..”

    Kendisi ile dört bölüm süren ‘SAKINCALI PİYADE AHMET İLBAŞ İLE SÖYLEŞİ’ adında ilginç bir söyleşi yapmıştım. Arzu edenler internetten okuyabilir.
    Konuşmasını bitirince teşekkür ederek bıyıksız üst dudağını alt dudağına bitiştirip dinleme pozisyonuna tekrar geçer.
    Sayın başkan:
    “Evet, İbrahim Sanalp Bey, sizin bu konu hakkındaki görüşlerinizi; felsefi, edebi ve toplumsal analizlerinizi dinlemek isteriz. Buyurun efendim.”

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.