Eğitim-Öğretim Kaosa Çalıyor: 2026-2027 Dönemi Öncesi Alarm Veren Tablo

    12.09.2026
    Eğitim-Öğretim Kaosa Çalıyor: 2026-2027 Dönemi Öncesi Alarm Veren Tablo

    DSP İl Başkanı Mehmet Seskır, eğitim dünyasının sorunlarını yerinde dinledi

    2026-2027 eğitim-öğretim yılına sayılı günler kala Türkiye’nin eğitim sisteminde yıllardır biriken sorunlar yeniden gündemin merkezine otururken, okulların açılmasıyla birlikte velileri, öğrencileri, öğretmenleri ve eğitim yöneticilerini zorlu bir dönemin beklediği yönündeki değerlendirmeler dikkat çekiyor.

    Eğitimde fırsat eşitliğinden okul maliyetlerine, öğretmen açığından sınıf mevcutlarına, özel okul ücretlerinden servis ve kırtasiye giderlerine kadar uzanan geniş sorun yelpazesi, yeni eğitim döneminin daha başlamadan tartışmalı hale gelmesine neden oluyor.

    Tam da bu süreçte DSP İl Başkanı Mehmet Seskır, eğitim sektörünün içerisinde bulunan isimlerle bir araya gelerek sorunları sahada dinlemeye başladı.

    Bu kapsamda gerçekleştirilen temaslardan biri de eğitim camiasının deneyimli isimlerinden, Bilfen Okulları Kurucu Başkanı Sami Bayrav ile yapılan görüşme oldu.

    Seskır’ın eğitim dünyasının içerisinde yıllardır görev yapan Bayrav’dan sektörde yaşanan sorunları doğrudan dinlemesi, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı öncesinde dikkat çeken bir temas olarak değerlendiriliyor.


    EĞİTİM SİSTEMİ YENİ DÖNEME HAZIR MI?

    Her eğitim-öğretim yılı başlangıcında benzer sorunlar yeniden gündeme geliyor.

    Ancak bu yıl eğitim alanında yaşanan maliyet baskısı, öğretmenlerin çalışma koşulları, velilerin artan eğitim harcamaları ve özel okul-devlet okulu arasındaki imkan farkları, tartışmanın kapsamını daha da genişletiyor.

    Bir öğrencinin eğitim hayatının yalnızca okul sırasından ibaret olmadığı artık herkes tarafından kabul ediliyor.

    Bugün bir ailenin eğitim bütçesini oluştururken hesaba katması gereken kalemler arasında;

    • Okul ücretleri,
    • Kırtasiye giderleri,
    • Servis ücretleri,
    • Yemek giderleri,
    • Kıyafet ve forma masrafları,
    • Eğitim materyalleri,
    • Teknolojik ihtiyaçlar,
    • Kurs ve sınav hazırlık giderleri

    gibi çok sayıda harcama bulunuyor.

    Bu tablo, özellikle dar ve orta gelirli aileler açısından eğitim masraflarını ciddi bir ekonomik yük haline getirebiliyor.

    Peki eğitim artık aile bütçesini zorlayan bir alan olmaktan çıkarılıp gerçekten herkes için erişilebilir hale getirilebilecek mi?


    MEHMET SESKIR: “SORUNU MASADA DEĞİL, YERİNDE DİNLİYORUZ”

    DSP İl Başkanı Mehmet Seskır’ın eğitim alanındaki temasının dikkat çeken yönlerinden biri, sorunları yalnızca siyasi değerlendirmeler üzerinden değil, sektör temsilcilerinden doğrudan dinleme yaklaşımı.

    Bu kapsamda Bilfen Okulları Kurucu Başkanı Sami Bayrav ile gerçekleştirilen görüşme, eğitim sektörünün içinden gelen deneyimin siyasete aktarılması açısından önem taşıyor.

    Çünkü eğitim politikası hazırlanırken yalnızca siyasi aktörlerin değil;

    öğretmenlerin,

    okul yöneticilerinin,

    özel okul temsilcilerinin,

    öğrencilerin,

    velilerin

    ve

    eğitim alanında yıllardır emek veren uzmanların

    görüşlerinin dikkate alınması gerekiyor.

    Mehmet Seskır’ın Bayrav ile gerçekleştirdiği görüşmede de eğitim sisteminin bugün karşı karşıya bulunduğu sorunların sahadaki yansımalarının ele alındığı değerlendiriliyor.


    SAMİ BAYRAV: EĞİTİMİN İÇİNDEN GELEN BİR İSİM

    Bilfen Okulları Kurucu Başkanı Sami Bayrav, uzun yıllardır özel eğitim alanında faaliyet gösteren ve eğitim dünyasının içerisinde bulunan isimlerden biri.

    Bu nedenle Bayrav’ın değerlendirmeleri yalnızca bir okul yöneticisinin görüşleri olarak değil, eğitim sektörünün uzun yıllara dayanan deneyiminin bir yansıması olarak da önem taşıyor.

    Eğitim sisteminin içerisinde yaşanan dönüşüm;

    öğrencilerin beklentilerinden öğretmenlerin ihtiyaçlarına,

    velilerin ekonomik yükünden okul işletme maliyetlerine,

    teknolojinin eğitimdeki rolünden yeni nesil eğitim modellerine

    kadar çok sayıda başlığı beraberinde getiriyor.

    Bu nedenle eğitim dünyasının deneyimli isimleriyle yapılan görüşmeler, sorunların yalnızca siyasi sloganlarla değil, sahadaki gerçeklerle birlikte değerlendirilmesini sağlayabilir.


    “EĞİTİMDE KAOS” TARTIŞMASI NEDEN BÜYÜYOR?

    2026-2027 dönemine ilişkin tartışmaların merkezinde aslında tek bir problem yok.

    Birbirini tetikleyen çok sayıda sorun var.

    Bir tarafta öğretmenlerin ekonomik ve mesleki beklentileri…

    Diğer tarafta velilerin artan eğitim harcamaları…

    Öte yandan okul yöneticilerinin artan maliyetlerle karşı karşıya kalması…

    Ve bütün bunların ortasında geleceğini kurmaya çalışan milyonlarca öğrenci.

    Bu tabloya sınav sistemleri, müfredat değişiklikleri, dijitalleşme, yapay zekânın eğitimdeki etkisi ve gençlerin geleceğe ilişkin kaygıları da eklendiğinde eğitim sisteminin önündeki sorunların ne kadar kapsamlı olduğu daha net görülüyor.

    Dolayısıyla “yeni dönem başlıyor” demek artık yalnızca okulların açılacağı anlamına gelmiyor.

    Yeni dönem;

    milyonlarca ailenin yeniden bütçe yapması,

    öğretmenlerin yeni eğitim programına hazırlanması,

    okulların fiziki ve teknolojik ihtiyaçlarını karşılaması

    ve

    öğrencilerin değişen eğitim ortamına uyum sağlaması

    anlamına geliyor.


    ÖZEL OKULLARDA MALİYET BASKISI

    Eğitim sektöründeki en önemli tartışma başlıklarından biri özel okulların maliyetleri.

    Özel okulların ücretleri yalnızca eğitim bedelinden oluşmuyor.

    Personel giderleri, bina ve bakım masrafları, enerji maliyetleri, yemek, servis, teknolojik altyapı ve eğitim materyalleri gibi çok sayıda gider okul bütçelerini doğrudan etkiliyor.

    Bu maliyetlerin velilere yansıması ise eğitim hakkı açısından yeni bir tartışma yaratıyor.

    Bir yanda kaliteli eğitim isteyen aileler…

    Diğer yanda bu eğitimin giderek yükselen maliyeti…

    Buradaki temel soru ise şu:

    Türkiye’de ailelerin gelir düzeyi ile çocuklarının eğitim imkanları arasındaki fark nasıl azaltılacak?


    DEVLET OKULLARINDA FIRSAT EŞİTLİĞİ

    Diğer tarafta devlet okullarının karşı karşıya bulunduğu sorunlar var.

    Okullar arasındaki fiziki imkan farklılıkları, sınıf mevcutları, laboratuvar ve teknoloji altyapısı, sosyal etkinlik imkanları ve öğretmen dağılımı gibi konular eğitimde fırsat eşitliği tartışmasının temel başlıkları arasında.

    Aynı şehirde hatta aynı ilçede bulunan iki okulun imkanlarının birbirinden ciddi biçimde farklı olması, eğitimde eşitlik konusunda soru işaretleri oluşturabiliyor.

    Eğitimde gerçek anlamda fırsat eşitliği sağlanabilmesi için öğrencinin ailesinin gelirinin, yaşadığı semtin veya devam ettiği okulun imkanlarının geleceğini belirleyen temel unsur olmaktan çıkarılması gerekiyor.


    ÖĞRETMENLERİN SORUNLARI ÇÖZÜLMEDEN EĞİTİM SORUNU ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?

    Eğitim sisteminin en önemli aktörü öğretmen.

    Ancak öğretmenlerin ekonomik, sosyal ve mesleki sorunları çözüme kavuşmadan eğitim kalitesinin kalıcı biçimde artırılması da kolay görünmüyor.

    Öğretmenlerin;

    • Mesleki itibar,
    • Ücret,
    • Çalışma koşulları,
    • Kariyer planlaması,
    • Atama,
    • Hizmet içi eğitim,
    • Bürokratik yük

    gibi başlıklarda yaşadığı sorunlar doğrudan eğitim ortamına yansıyabiliyor.

    Bu nedenle eğitim politikalarının merkezine yalnızca müfredatı veya sınav sistemini değil, öğretmeni de koymak gerekiyor.


    ÖĞRENCİNİN YÜKÜ GİDEREK ARTIYOR

    Bir başka önemli sorun ise öğrencilerin üzerindeki akademik ve psikolojik baskı.

    Çocuklar daha küçük yaşlardan itibaren sınavlara hazırlanıyor.

    Başarı baskısı, rekabet, sınav kaygısı ve gelecek endişesi öğrencilerin eğitim hayatını doğrudan etkiliyor.

    Eğitim sisteminin temel amacı yalnızca sınav kazandırmak olmamalı.

    Çocukların;

    eleştirel düşünebilmesi,

    üretebilmesi,

    sorgulayabilmesi,

    sosyal beceriler kazanabilmesi

    ve

    kendini gerçekleştirebilmesi

    de eğitimin temel hedefleri arasında bulunmalı.


    YAPAY ZEKA EĞİTİMİ DEĞİŞTİRİRKEN SİSTEM HAZIR MI?

    2026-2027 eğitim döneminin önceki yıllardan en önemli farklarından biri de yapay zekânın eğitim süreçlerinde giderek daha fazla kullanılması.

    Artık öğrenciler bilgiye ulaşmak için yalnızca ders kitaplarını veya öğretmenlerini kullanmıyor.

    Yapay zekâ araçları;

    ödevlerden araştırmalara,

    dil öğreniminden kişiselleştirilmiş çalışmaya

    kadar birçok alanda kullanılabiliyor.

    Ancak bu teknoloji beraberinde yeni soruları da getiriyor:

    Öğrenci gerçekten öğreniyor mu, yoksa sadece hazır cevabı mı alıyor?

    Öğretmen yapay zekâyı nasıl kullanmalı?

    Sınav sistemleri yapay zekâ çağında nasıl değişmeli?

    Çocukların dijital güvenliği nasıl sağlanmalı?

    Yapay zekâ eğitimde fırsat eşitliğini artıracak mı, yoksa yeni bir eşitsizlik mi yaratacak?

    Bunlar 2026-2027 eğitim döneminin en önemli tartışma başlıklarından biri olacak.


    SAHADAN GELEN MESAJ ÖNEMLİ

    Mehmet Seskır’ın Sami Bayrav ile gerçekleştirdiği görüşmenin önemi de burada ortaya çıkıyor.

    Siyasi partilerin eğitim politikası oluştururken yalnızca Ankara’daki bürokratik raporlara değil, sınıfta, okulda ve eğitim kurumlarında yaşanan gerçeklere kulak vermesi gerekiyor.

    Bir okul yöneticisinin anlattığı sorun ile masa başında hazırlanan rapordaki sorun aynı olmayabilir.

    Bu nedenle eğitimcilerin doğrudan dinlenmesi önemli.

    Seskır’ın eğitim sektörünün deneyimli isimlerinden Sami Bayrav ile bir araya gelmesi de bu açıdan değerlendirilmesi gereken bir temas.


    MEHMET SESKIR’IN ÖNÜNDE ZOR BİR DOSYA VAR

    DSP İl Başkanı Mehmet Seskır açısından eğitim başlığı yalnızca bir siyasi söylem konusu olmaktan çıkarılıp somut önerilere dönüştürülmek zorunda.

    Çünkü Türkiye’nin eğitim sorunu artık birkaç başlıkla açıklanamayacak kadar geniş.

    Eğitim;

    ekonomidir.

    istihdamdır.

    sosyal adalettir.

    fırsat eşitliğidir.

    gençlerin geleceğidir.

    ülkenin üretim kapasitesidir.

    Ve uzun vadede doğrudan ülkenin kalkınma gücüdür.

    Bugün eğitimde yapılan her hata, yıllar sonra toplumun karşısına başka bir sorun olarak çıkabilir.


    2026-2027 EĞİTİM DÖNEMİNDE BEKLENTİLER

    Yeni eğitim döneminde velilerin beklentisi açık:

    Çocuklarının güvenli, kaliteli ve ulaşılabilir eğitim alması.

    Öğretmenlerin beklentisi:

    Mesleklerinin ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesi.

    Okul yöneticilerinin beklentisi:

    Kurumların ihtiyaçlarının daha hızlı karşılanması.

    Öğrencilerin beklentisi:

    Daha adil, daha çağdaş ve kendilerini geleceğe hazırlayan bir eğitim sistemi.

    Siyasetin görevi ise bu talepleri yalnızca seçim dönemlerinde dile getirmek değil, kalıcı politikalar üretmek.


    “EĞİTİMDE KAOS” SÖYLEMİ YERİNE ÇÖZÜM GEREKİYOR

    Türkiye’nin eğitim sistemi konusunda eleştiri yapmak kolay.

    Asıl zor olan ise çözüm üretmek.

    Okulların ihtiyaçlarını belirlemek…

    Öğretmenlerin sorunlarını çözmek…

    Velilerin ekonomik yükünü azaltmak…

    Öğrencilerin psikolojik ve akademik baskısını hafifletmek…

    Özel eğitim kurumlarının sürdürülebilirliğini sağlamak…

    Devlet okullarındaki imkanları güçlendirmek…

    Ve bütün bunları yaparken eğitim kalitesini yükseltmek.

    Bunun için siyasi partilerin eğitim konusunda günübirlik tartışmalardan uzaklaşarak uzun vadeli bir ulusal eğitim politikası ortaya koyması gerekiyor.


    GÖZLER 2026-2027 DÖNEMİNDE

    2026-2027 eğitim-öğretim yılı başlarken eğitim dünyasının önünde ciddi bir sınav bulunuyor.

    Bu sınav yalnızca öğrencilerin sınav başarısı değil.

    Aynı zamanda Türkiye’nin eğitim sisteminin geleceğe ne kadar hazır olduğunun sınavı.

    DSP İl Başkanı Mehmet Seskır’ın eğitim sektörünün deneyimli isimlerinden Sami Bayrav ile gerçekleştirdiği görüşme, bu açıdan önemli bir mesaj taşıyor:

    Eğitim sorununu çözmek isteyen önce eğitimcinin sesini dinlemeli.

    Çünkü sınıfta yaşananı bilmeden eğitim politikası üretmek mümkün değil.

    Velinin ekonomik yükünü anlamadan eğitimde fırsat eşitliğinden söz etmek zor.

    Öğretmenin sorunlarını çözmeden eğitim kalitesini artırmak kolay değil.

    Ve öğrencinin geleceğe dair kaygılarını anlamadan çağdaş eğitim sistemi kurmak mümkün değil.

    2026-2027 eğitim-öğretim yılı bütün bu sorunların yeniden masaya yatırılacağı bir dönem olacak.

    Mehmet Seskır’ın sahadan aldığı bilgiler ve eğitim dünyasının deneyimli isimleriyle gerçekleştirdiği temasların önümüzdeki süreçte nasıl bir siyasi ve sosyal çalışmaya dönüşeceği ise yakından takip edilecek.

    Çünkü mesele yalnızca okulların açılması değil.

    Mesele, Türkiye’nin geleceğinin hangi eğitim sistemiyle şekilleneceği.

    Ve o geleceğin bugün sınıflarda başladığı unutulmamalı.

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.