Dünyada İnsanlık Çığlığı: Masumların Gözleri Bağlanıyor, Çocuklar Savaşın Ortasında Kayboluyor
Bursa Vatan Medya Gurubu Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız’ın Kaleminden
Bazı çocuklar annelerinin kokusunu hiç duymadan büyüyor.
Bazıları ilk nefesinde en büyük vedayla tanışıyor.
Bazıları ise çocukluklarını oyunlarla değil; siren sesleri, korku, gözyaşı ve ayrılıkla geçiriyor.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar ve çatışmalar, her geçen gün daha ağır bir insanlık dramını gözler önüne seriyor. Masum sivillerin yaşam hakkı hiçe sayılırken, savaşların en büyük mağdurları yine çocuklar oluyor.
Gözleri bağlanan, ailelerinden koparılan ve nereye götürüldükleri bilinmeyen çocukların görüntüleri, insanlığın vicdanını bir kez daha sarsıyor.
Bir çocuğun korku içinde bilinmeyen bir yere götürülmesi, hangi gerekçeyle açıklanmaya çalışılırsa çalışılsın kabul edilemez.
Çünkü çocukların yeri savaş meydanları değildir.
Çocukların ellerinde silah değil, oyuncak olmalı.
Gözlerinde korku değil, umut olmalı.
Kulaklarında patlama sesleri değil, annelerinin ninnileri yankılanmalı.
Bana Bir Anne Çizer Misin?
Bazı çocuklar için “anne” kelimesi bir sıcaklık, bir kucak, bir güven demektir.
Bazıları içinse yalnızca hiç kapanmayan bir yaradır.
Ben o çocuklardan biriyim.
Doğarken annemi kaybettim.
Dünyaya gözlerimi açtığım anda, onun son nefesini verdiği bir hayatın içine düştüm. Benim ilk ağlayışımın, onun son suskunluğu olduğunu yıllar sonra öğrendim.
Hiç görmediğim yüzünü hayal ettim.
Hiç duymadığım sesini düşündüm.
Kokusunu, sıcaklığını, bana sarılışını…
Bazen aynaya bakıp kendime sordum:
“Acaba gözlerim anneme mi benziyor?”
Bazen bir şarkı duyduğumda düşündüm:
“Acaba annem bu şarkıyı sever miydi?”
Ve bazı geceler, yastığıma sarılıp sessizce ağladım.
Çünkü insan, hiç tanımadığı birini de özleyebiliyormuş.
Anne Olmak Ne Demekmiş?
Büyüdükçe öğrendim.
Anne olmak yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek değilmiş.
Anne olmak; bir çocuğun hayatındaki ilk güven, ilk sığınak, ilk sevgi ve bazen bütün dünyası olmakmış.
Ben annemi tanıyamadım.
Ama onu kalbimde yaşattım.
Onu her gün yeniden sevdim.
Belki de bu yüzden, bir annenin çocuğuna sarılışını gördüğümde içimde tarif edemediğim bir duygu oluştu.
Çünkü ben, bir çocuğun annesine sarılmasının ne kadar büyük bir nimet olduğunu bilerek büyüdüm.
Ya Savaşın Ortasındaki Çocuklar?
Bugün dünyanın farklı yerlerinde milyonlarca çocuk, benim yıllar önce yaşadığım o boşluğu başka biçimlerde yaşıyor.
Kimi annesini kaybediyor.
Kimi babasını.
Kimi evini.
Kimi kardeşini.
Kimi ise çocukluğunu…
Bir çocuğun gözlerinin bağlanması, ailesinden koparılması ve bilinmeyen bir geleceğe sürüklenmesi yalnızca bir savaş görüntüsü değildir.
Bu, insanlığın vicdanına tutulmuş bir aynadır.
O aynaya baktığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz nasıl bir dünya bırakıyoruz çocuklarımıza?
Silahların konuştuğu, insanların kimlikleri ve inançları nedeniyle hedef alındığı, çocukların korkuyla büyüdüğü bir dünya mı?
Yoksa çocukların güven içinde uyuduğu, annelerine sarılarak uyandığı, okula giderken savaş değil gelecek hayali kurduğu bir dünya mı?
Savaşların Kazananı Olmaz
Savaş bittiğinde geride yalnızca yıkılmış binalar kalmaz.
Parçalanmış aileler kalır.
Yetim kalan çocuklar kalır.
Kaybolan insanlar kalır.
Ve yıllar geçse bile kapanmayan yaralar kalır.
Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun, masum bir insanın uğradığı zulüm karşısında sessiz kalmamak insanlığın ortak sorumluluğudur.
Çocukların gözleri bağlanmasın.
Aileler parçalanmasın.
Hiçbir çocuk annesinin mezarını aramak zorunda kalmasın.
Hiçbir çocuk “Annem nerede?” sorusuyla büyümesin.
Hiçbir anne, çocuğuna son kez sarıldığını bilmeden vedalaşmasın.
Artık savaşların değil, barışın konuşulduğu bir dünyaya ihtiyacımız var.
Çünkü çocukların geleceği savaş meydanlarında değil; güven içinde, sevgiyle, eğitimle ve özgürce büyüyebilecekleri bir dünyada kurulmalıdır.
Eğer anneniz yanınızdaysa, bugün ona sarılın.
Bir gün değil, her gün kıymetini bilin.
Ona “Seni seviyorum” demeyi ertelemeyin.
Çünkü bazı çocuklar bu cümleyi annelerine hiçbir zaman söyleyemedi.
Benim gibi…
Ve eğer bir gün annesini arayan, korkuyla ağlayan bir çocuk görürseniz, onun yalnızca bir çocuk olduğunu hatırlayın.
O çocuğun kimliği, dini, dili, ülkesi, ailesi ne olursa olsun…
Önce çocuğun elinden tutun.
Çünkü bazen bir çocuğa uzanan el, insanlığın hâlâ ölmediğinin en güçlü kanıtıdır.
“Ben annemi hiç tanıyamadım belki…
Ama onun bana bıraktığı en büyük miras, hayata tutunma gücüm oldu.
Senin evladın olduğum için hep şükredeceğim.”
Ve bugün dünyanın bütün çocukları için tek bir dileğimiz olsun:
Hiçbir çocuk annesiz kalmasın.
Hiçbir anne evladını kaybetmesin.
Hiçbir çocuk savaşın gölgesinde büyümesin.
İnsanlık daha fazla acıya değil; barışa, adalete ve vicdana muhtaç.

