DEMİRİ DEMİR İLE DÖVDÜLER, İNSANI İNSAN İLE KIRDILAR.

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde;
“Demiri demirle dövdüler; biri soğuktu, biri sıcaktı. İnsanı insanla kırdılar; biri açtı, biri toktu.”
Pir Sultan Abdal’a ait olan bu söz, yalnızca bir hayat gerçeğini değil, aynı zamanda yüzyıllardır uygulanan büyük bir siyasal stratejiyi de anlatır. Çünkü tarihte egemenlik kurmak isteyen güçler, çoğu zaman karşılarındaki toplumları doğrudan yenmek yerine onları birbirine düşürmeyi tercih etmiştir. İnsanlar birbirleriyle mücadele ederken, asıl kazanan çoğu zaman uzaktan süreci yönetenler olmuştur. Bu yıllarca dünyanın her yerinde böyle olmuştur ancak geri kalmış toplumlarda daha fazla…
Emperyalizmin en etkili silahlarından biri, toplumsal fay hatlarını derinleştirmektir. Etnik farklılıklar, mezhepler, ideolojiler, sınıfsal ayrımlar ya da ekonomik eşitsizlikler… Bunların hiçbiri tek başına çatışma sebebi değildir. Ancak dış müdahaleler ve çıkar hesapları bu farklılıkları birer çatışma aracına dönüştürdüğünde toplumlar kendi enerjilerini birbirlerini tüketmeye harcar.Bir tarafta yoksulluk, diğer tarafta refah; bir tarafta umutsuzluk, diğer tarafta ayrıcalık… Aç ile tok, işçi ile işveren, sağcı ile solcu, aynı inancın farklı yorumlarına sahip insanlar ya da farklı kimlikler karşı karşıya getirilir. Böylece gerçek güç mücadelesi görünmez hâle gelir. İnsanlar birbirini suçlarken, kaynaklar paylaşılır, pazarlar yeniden şekillenir ve yeni bağımlılık ilişkileri kurulmaya devam eder.Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Sömürgecilik döneminde birçok bölgede yerel halklar birbirine karşı silahlandırıldı. Yapay sınırlar çizildi, eski anlaşmazlıklar körüklendi ve yeni düşmanlıklar üretildi. Bağımsızlık sonrasında bile birçok ülke, içeride sürekli çatışma yaşayan kırılgan devletlere dönüştürüldü. Çünkü kendi içinde kavga eden toplumlar, dış müdahalelere karşı ortak bir irade geliştiremez.Modern çağda yöntemler değişmiş görünse de anlayış büyük ölçüde aynı kalmıştır. Artık yalnızca silahlarla değil; medya, ekonomik yaptırımlar, bilgi savaşları, sosyal medya manipülasyonları ve psikolojik operasyonlarla toplumların kutuplaşması hızlandırılmaktadır. İnsanlar aynı mahallede yaşarken birbirini tehdit olarak görmeye başlamakta; ortak sorunlar yerine birbirlerinin farklılıklarıyla meşgul edilmektedir.Bu durum yalnızca dış güçlerin planlarıyla açıklanamaz. Elbette her toplum kendi siyasal tercihleri, iç dinamikleri ve tarihsel süreçleriyle şekillenir. Ancak dış aktörler, mevcut kırılganlıkları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışır. Tam da bu nedenle toplumsal dayanışma ve eleştirel düşünce, dış müdahalelere karşı önemli bir direnç oluşturur.Oysa bir toplumun gerçek gücü, farklılıklarını çatışma nedeni değil, zenginlik olarak görebilmesidir. Aç ile tokun, genç ile yaşlının, farklı kimliklerin ve farklı görüşlerin ortak bir gelecek fikrinde buluşabilmesi, dışarıdan yürütülen “böl ve yönet” siyasetini boşa çıkarır. Ancak bunun için, içerdeki yönetimin de milleti için özveriyle çalışması gerekir.
Demir, demirle dövülerek şekillendirilebilir. Ancak insan, başka bir insanın düşmanı hâline getirildiğinde yalnızca kendisini değil, yaşadığı toplumu da yaralar. Emperyal anlayışın en büyük başarısı, insanların gerçek rakibini unutturup komşusunu rakip göstermesidir.Belki de bu yüzden o söz bugün hâlâ güncelliğini koruyor:”Demiri demirle dövdüler; biri soğuktu, biri sıcaktı. İnsanı insanla kırdılar; biri açtı, biri toktu.”Çünkü insanlığı zayıflatan en büyük güç, farklılıklarımız değil; o farklılıkların çıkar uğruna düşmanlığa dönüştürülmesidir.
