Bembeyaz Aynalar ve Çamurlu Yollar

    16.10.2026

    Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Nihal Cevher makalesinde;

    İnsanlık tarihi boyunca kendimizi konumlandırdığımız yer ile gerçekte durduğumuz yer arasındaki mesafe hiç bu kadar açılmamıştı. Günümüz dünyasında neredeyse herkes kendisini bir bataklığın tam ortasında açmış, lekesiz, dupduru ve masum bir gül olarak görüyor.

    Etrafımızdaki herkes “kusurlu”, herkes “öteki”, herkes bir şekilde “haksızlık yapan” rolünde. Oysa herkesin “ak kaşık” olduğu, kimsenin kendi gölgesiyle yüzleşmediği bir toplumda, o çamuru kim büyütüyor?

    İnsan olmanın en kolay ama en sinsi yollarından biri, suçu daima dışarıda aramaktır. Sürekli mağdur rolleri üstlenmek, kişiye garip bir vicdani rahatlık sağlar.
    “Ben üzerime düşeni yaptım, sorun karşıda.”
    Sevgi bekleyen, şefkat talep eden, anlayış arayan ama tüm bunları sunma sırası kendisine geldiğinde geri çekilen bir anlayış egemen. Sevgiyi ve en iyisini hep kendimizin hak ettiğine inanıyoruz, fakat aynı sevgiyi ve iyiliği başkasına sunacak içsel olgunluğu göstermekte tereddüt ediyoruz.

    Peki, herkes sadece alıcı konumundaysa ve verici olmayı “enayi olunmakla” eşdeğer görüyorsa, insan olmanın derinliği nerede kalıyor?

    Eğer bir ilişkide, bir dostlukta veya bir toplumda herkes kendini “en doğruyu yapan” olarak görüyorsa, orada gerçek bir iletişimden değil, sadece monologların çakışmasından söz edilebilir. “Hep mi biz mağduruz? Hiç mi durup kendimize bakmayız?” sorusu, işte bu yüzden hayati bir eşiktir. Öz eleştiri mekanizması çalışmayan bir zihin, olgunlaşamaz. Kendi hatasını göremeyen, başkasının doğrusunu takdir edemez.

    Eski bir Anadolu deyimi tam olarak bu noktada rehberimizdir: “İğneyi önce kendine batır, çuvaldızı başkasına.”
    İğneyi kendine batırmak, kendini hırpalamak ya da aşağılamak demek değildir. Aksine, kendi eylemlerinin, sözlerinin ve seçimlerinin sorumluluğunu alma cesaretidir. Bir anlaşmazlıkta “Ben burada nerede hata yaptım?” diyebilmektir. Karşı taraftan sevgi ve saygı beklemeden önce, “Ben ne kadar kapsayıcı ve sevgi doluyum?” sorusunu samimiyetle sorabilmektir.

    Çünkü insan olmak, mükemmel ve lekesiz olmak değil, kusurlarını kabul edip onları onarma çabası göstermektir. Herkesin bataklıkta açan birer gül olduğunu iddia ettiği yerde, hiç kimse toprakla yüzleşmiyor demektir. Oysa gerçek dönüşüm, kendi toprağımızdaki çamuru temizlemeye niyet ettiğimiz an başlar.

    Kendimize batıracağımız küçük bir iğne, başkalarına fırlatacağımız binlerce çuvaldızdan çok daha iyileştiricidir. İnsanı insan yapan şey, başkalarının kötülüğüne kılıf aramak değil, kendi iyiliğini inşa etme sorumluluğunu üstlenmektir.

    Sevgiyle kalın

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.