BEKİN’DEN MEKKE ANLAŞMASI ÇIKIŞI: “ORTAK SAVUNMA YERİNE ORTAK BARIŞ VE KARDEŞLİK ANLAŞMASI İNŞA EDİLMELİ”

    17.08.2026
    BEKİN’DEN MEKKE ANLAŞMASI ÇIKIŞI: “ORTAK SAVUNMA YERİNE ORTAK BARIŞ VE KARDEŞLİK ANLAŞMASI İNŞA EDİLMELİ”

    Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı ABD’nin yeni Ortadoğu stratejisi bağlamında değerlendirdi. Bekin, anlaşmanın bölgesel güvenlik açısından önemli olmakla birlikte daha geniş bir siyasi ve diplomatik zemine taşınması gerektiğini savunarak, “Türkiye’nin öncülüğünde kapsamlı eylem planı hazırlanmalı; hedef yalnızca savunma değil, bölgesel barış, kardeşlik ve güvenlik olmalıdır” dedi.**

    ANKARA — Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili, aynı zamanda TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Üyesi Doğan Bekin, 17 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştireceği basın toplantısında Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisini ve Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı kapsamlı biçimde değerlendirecek.

    Bekin’in basın toplantısının ana başlığını “ABD’nin Yeni Ortadoğu Stratejisi Bağlamında Mekke Ortak Savunma Anlaşması” oluşturuyor.

    Bekin’in hazırladığı değerlendirme metninde, anlaşmanın yalnızca üç ülke arasındaki askeri iş birliği olarak ele alınmaması gerektiği belirtilirken, anlaşmanın ABD’nin bölgedeki güvenlik politikaları, CENTCOM’un faaliyetleri, İran, Türkiye’nin güvenliği, Suriye ve Irak’taki gelişmeler, İsrail merkezli bölgesel stratejiler ve İslam dünyasındaki yeni güç dengeleri açısından okunması gerektiği savunuluyor.

    MEKKE ANLAŞMASI BÖLGESEL GÜVENLİKTE YENİ DÖNEMİN İŞARETİ

    Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos 2026’da Mekke’de karşılıklı savunma taahhüdü içeren üçlü anlaşmaya imza attı. Anlaşmanın temel yaklaşımı, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğer taraflara yönelik de saldırı olarak değerlendirilmesi ve ortak savunma mekanizmalarının güçlendirilmesi olarak açıklandı. Anlaşma aynı zamanda üst düzey siyasi ve askeri koordinasyon, ortak tatbikatlar, savunma sanayii iş birliği ve teknoloji paylaşımı gibi başlıkları da kapsıyor.

    Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar da anlaşmanın “tamamen savunma amaçlı” olduğunu ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını ifade etti. Türk ve Pakistanlı yetkililer de anlaşmanın İran’a karşı kurulmuş saldırgan bir ittifak şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı.

    Ancak anlaşmanın ortaya çıktığı bölgesel ortam, bu yeni yapılanmanın yalnızca teknik bir savunma anlaşması olarak değerlendirilmesini güçleştiriyor.

    Ortadoğu’da İran, İsrail, ABD, Körfez ülkeleri, Türkiye ve Pakistan’ın birbirinden farklı güvenlik önceliklerinin bulunduğu bir dönemde imzalanan anlaşma, bölgesel güç dengelerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanıyor.


    BEKİN: “BU ANLAŞMA SADECE ÜÇ ÜLKENİN MESELESİ OLARAK GÖRÜLEMEZ”

    Doğan Bekin’in değerlendirmesinin merkezinde, Mekke Anlaşması’nın daha geniş bir Ortadoğu güvenlik mimarisinin parçası haline gelip gelmeyeceği sorusu bulunuyor.

    Bekin’e göre Türkiye’nin önündeki temel mesele, yeni güvenlik yapılanmalarının başka çatışmaları tetikleyen bloklaşmalara dönüşmesini engellemek.

    Bu nedenle Türkiye’nin yalnızca askeri kapasitesini değil, diplomatik ağırlığını da artırması gerektiğini savunan Bekin, bölge ülkeleri arasında kalıcı bir diyalog mekanizmasının kurulması çağrısında bulunuyor.

    Bekin’in yaklaşımında dikkat çeken nokta ise Mekke Anlaşması’nın mevcut haliyle yeterli görülmemesi.

    Milletvekili, anlaşmanın daha geniş bir siyasi çerçeveye taşınarak;

    “Mekke Ortak Barış ve Kardeşlik Anlaşması”

    haline getirilmesini öneriyor.


    “ABD’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI YENİDEN SORGULANMALI”

    Bekin’in açıklamasında ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı ve özellikle ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) önemli bir başlık olarak öne çıkıyor.

    Bekin, ABD’nin İran Devrimi sonrasında Körfez ve Ortadoğu’daki askeri yapılanmasını güçlendirdiğini, bölgedeki gelişmeleri uzun vadeli stratejik planlar üzerinden değerlendirdiğini savunuyor.

    Buradan hareketle Bekin, bugünkü gelişmelerin geçmişten bağımsız okunamayacağını belirtiyor.

    ABD’nin Irak, Suriye ve Lübnan başta olmak üzere bölgedeki askeri ve siyasi faaliyetlerinin Ortadoğu’daki güç dengelerini etkilediğini savunan Bekin, yeni dönemde ABD’nin bölgesel rolünün de sorgulanması gerektiğini ifade ediyor.


    CENTCOM TARTIŞMASI: BÖLGESEL GÜVENLİK Mİ, ABD ÇIKARLARININ KORUNMASI MI?

    Bekin’in değerlendirmesinde CENTCOM’un bölgedeki faaliyetleri eleştirel bir perspektifle ele alınıyor.

    ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığının yalnızca terörle mücadele veya bölgesel güvenlik amacıyla açıklanamayacağını savunan Bekin, Washington’ın aynı zamanda jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlarını korumaya çalıştığını ileri sürüyor.

    Buradaki tartışmanın merkezinde ise şu soru bulunuyor:

    Ortadoğu’nun güvenlik mimarisini bölge ülkeleri mi belirleyecek, yoksa bölge dışı güçler mi?

    Bekin’in açıklamalarında Türkiye’nin önceliğinin, güvenlik politikasının bölgesel aktörler tarafından şekillendirildiği yeni bir düzen kurulması olduğu görülüyor.


    İRAN FAKTÖRÜ: YENİ ANLAŞMANIN EN HASSAS BAŞLIKLARINDAN BİRİ

    Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının ardından en fazla tartışılan başlıklardan biri İran oldu.

    Anlaşmanın resmi açıklamalarında belirli bir ülkenin hedef alınmadığı vurgulansa da, anlaşmanın İran’la yükselen bölgesel gerilimlerin yaşandığı bir dönemde ortaya çıkması dikkat çekiyor.

    Bazı uluslararası değerlendirmelerde anlaşmanın İran’a karşı bölgesel bir dengeleme arayışının parçası olabileceği öne sürülürken, Pakistan ve Türkiye tarafı anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu belirtiyor.

    Bekin ise burada farklı bir noktaya dikkat çekiyor:

    Türkiye’nin güvenliğini güçlendirmek başka, Ortadoğu’yu yeni bloklara bölmek başka.

    Bu nedenle Türkiye’nin askeri caydırıcılığını artırırken diplomatik kanalları da açık tutması gerektiğini savunuyor.


    “UZLAŞMAZLIK POLİTİKASI YENİ AÇMAZLAR DOĞURABİLİR”

    Bekin’in değerlendirmesinde en güçlü mesajlardan biri, bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkların kalıcı çatışmalara dönüşmesinin önlenmesi çağrısı.

    Bekin’e göre Ortadoğu’da yalnızca askeri güç üzerinden oluşturulacak bir güvenlik sistemi uzun vadeli istikrar sağlamayabilir.

    Bu nedenle bölgedeki ülkelerin;

    diyalog,

    diplomasi,

    karşılıklı güven,

    ekonomik iş birliği

    ve ortak güvenlik

    başlıklarında birlikte hareket etmesi gerekiyor.

    Bekin, uzlaşmazlıkların derinleştirilmesinin yeni krizleri tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.


    TÜRKİYE’YE “ÖNCÜ ÜLKE” ROLÜ ÇAĞRISI

    Bekin’in açıklamasında Türkiye’ye özel bir misyon yükleniyor.

    Türkiye’nin yalnızca anlaşmanın taraflarından biri olarak kalmaması gerektiğini savunan Bekin, Ankara’nın bölgesel diplomatik girişimlerde öncü rol üstlenmesi gerektiğini belirtiyor.

    Bu kapsamda;

    “KAPSAMLI EYLEM PLANI”

    önerisi gündeme getiriliyor.

    Bekin’e göre Türkiye öncülüğünde hazırlanacak bu planla Ortadoğu’daki farklı aktörlerin aynı masa etrafında buluşturulması gerekiyor.

    Amaç ise yeni askeri bloklar oluşturmak değil;

    barış, kardeşlik, güvenlik ve ortak refah

    ekseninde yeni bir bölgesel düzen oluşturmak.


    “MEKKE ANLAŞMASI DAHA GENİŞ BİR VİZYONA TAŞINMALI”

    Bekin’in açıklamasındaki en dikkat çekici öneri, mevcut savunma anlaşmasının kapsamının genişletilmesi.

    Milletvekili, askeri iş birliğinin tek başına yeterli olmayacağını savunarak, Mekke Anlaşması’nın daha geniş bir siyasi ve diplomatik çerçeveye dönüştürülmesini istiyor.

    Bu nedenle;

    MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI

    yerine veya bunun üzerine;

    MEKKE ORTAK BARIŞ VE KARDEŞLİK ANLAŞMASI

    fikrinin ortaya konulmasını öneriyor.

    Bu önerinin merkezinde yalnızca ortak savunma değil;

    • Bölgesel barış,
    • Sınır güvenliği,
    • Terörle mücadele,
    • Ekonomik iş birliği,
    • Enerji güvenliği,
    • Gıda güvenliği,
    • Diplomatik krizlerin çözümü,
    • Ortak insani yardım mekanizmaları,
    • Savunma sanayii iş birliği,
    • Bölgesel ticaret,
    • Ulaşım ve lojistik ağları

    gibi çok daha geniş başlıkların yer alması hedefleniyor.


    TRUMP’IN “MEKKE ANLAŞMASI” AÇIKLAMASI NEDEN ÖNEMLİ?

    Bekin’in özellikle üzerinde durduğu konulardan biri ABD Başkanı Donald Trump’ın Mekke Anlaşması’na ilişkin açıklaması.

    Trump’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın Mekke Anlaşması’nı imzalamasından duyduğu memnuniyeti dile getirmesi, Bekin tarafından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir mesaj olarak görülüyor.

    ABD yönetiminin anlaşmaya olumlu yaklaşması, anlaşmanın Washington tarafından bütünüyle reddedilen bir bölgesel güvenlik yapılanması olmadığını gösteriyor.

    Nitekim güncel uluslararası haberlerde Trump’ın anlaşmayı destekleyen açıklamalar yaptığı ve bunu bölgesel güvenlik açısından olumlu bir adım olarak değerlendirdiği aktarılıyor. Ancak mevcut bilgiler, ABD’nin anlaşmanın kuruluşunda doğrudan rol aldığı sonucunu tek başına kanıtlamıyor.

    Dolayısıyla Bekin’in “ABD’nin dahli var mı?” sorusu, siyasi açıdan dikkat çekici bir tartışma başlığı olmakla birlikte, ABD’nin anlaşmayı doğrudan organize ettiğini söylemek için mevcut açık kaynaklarda yeterli kanıt bulunmadığının da altını çizmek gerekiyor.


    ABD’NİN BÖLGEDEKİ ROLÜNDE YENİ DÖNEM Mİ?

    Mekke Anlaşması’nın zamanlaması bu soruyu daha da önemli hale getiriyor.

    Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu üçlü yapı, bir taraftan ABD ile ilişkilerini sürdüren ülkelerden oluşurken diğer taraftan kendi aralarında daha güçlü bir savunma koordinasyonu kurmaya çalışıyor.

    Bu durum, Washington’ın bölgedeki geleneksel güvenlik mimarisine tamamen alternatif bir sistemin oluştuğu anlamına gelmese de, bölgesel aktörlerin kendi güvenlik kapasitelerini artırma eğiliminin güçlendiğini gösteriyor.

    Reuters’ın değerlendirmesinde de anlaşmanın mevcut ittifakların yerine geçmeyi amaçlamadığı ve yeni ülkelerin katılımına açık olduğu belirtiliyor. Türkiye ayrıca Mısır’ın gelecekte anlaşmaya dahil olabileceğini gündeme getirmiş durumda.


    TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ ZOR SINAV: SAVUNMA İLE DİPLOMASİYİ AYNI ANDA YÜRÜTMEK

    Anlaşmanın Türkiye açısından en önemli boyutu, NATO üyeliğiyle birlikte yeni bölgesel savunma mekanizmasının içinde yer alınması.

    Bu durum Türkiye’nin dış politika ve savunma mimarisinde çok katmanlı bir yapı ortaya çıkarıyor.

    Türkiye bir taraftan NATO üyesi olarak mevcut ittifak yükümlülüklerini sürdürüyor.

    Diğer taraftan Suudi Arabistan ve Pakistan’la bölgesel savunma iş birliğini güçlendiriyor.

    Dolayısıyla Ankara açısından asıl mesele, farklı güvenlik mekanizmalarının birbirleriyle çelişmesini önlemek.

    Mekke Anlaşması’nın metninin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmaları geçersiz kılmadığı da taraflarca vurgulanıyor.


    “YENİ BİR İSLAM DÜNYASI GÜVENLİK MEKANİZMASI MI?”

    Mekke Anlaşması’nın kamuoyunda “İslam NATO’su” şeklinde nitelendirildiği yorumlar da bulunuyor.

    Ancak bu tanım resmi bir isim değil.

    Anlaşmanın tarafları, yapının belirli bir ülkeye karşı kurulmadığını ve savunma amaçlı olduğunu belirtiyor.

    Buna rağmen anlaşmanın üç önemli askeri ve stratejik kapasiteyi aynı çatı altında buluşturması dikkat çekiyor:

    Türkiye: NATO deneyimi, güçlü konvansiyonel askeri kapasite ve gelişmiş savunma sanayii.

    Pakistan: Nükleer caydırıcılık ve önemli askeri tecrübe.

    Suudi Arabistan: Ekonomik güç, Körfez’deki stratejik konum ve bölgesel siyasi ağırlık.

    Uluslararası değerlendirmelerde bu üç kapasitenin birleşmesinin bölgesel güç dengeleri bakımından önemli bir mesaj taşıdığı belirtiliyor.


    ANCAK ANLAŞMANIN ÖNÜNDE CİDDİ SORULAR DA BULUNUYOR

    Mekke Anlaşması siyasi açıdan güçlü bir mesaj verse de, bunun gerçek bir askeri ittifaka ne ölçüde dönüşeceği önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak.

    Özellikle;

    • Ortak komuta mekanizması nasıl işleyecek?
    • Bir ülkeye yönelik saldırıda diğer iki ülkenin yükümlülüğü ne olacak?
    • Ortak operasyonların siyasi kararı nasıl alınacak?
    • Savunma sanayii entegrasyonu hangi seviyeye ulaşacak?
    • İstihbarat paylaşımı nasıl gerçekleştirilecek?
    • Ortak tatbikatların kapsamı ne olacak?
    • Farklı askeri sistemler nasıl uyumlaştırılacak?
    • Anlaşmaya yeni ülkeler hangi şartlarla dahil olacak?

    gibi soruların yanıtları, anlaşmanın gerçek kapasitesini belirleyecek.

    Reuters da anlaşmanın kara, deniz, hava ve siber alanlarda ortak tatbikatlar ile savunma teknolojilerinde iş birliğini öngördüğünü, ancak bazı operasyonel ayrıntıların henüz netleşmediğini bildiriyor.


    “ASKERİ İTTİFAK YETERLİ DEĞİL”

    Doğan Bekin’in açıklamasının temel felsefesi tam da bu noktada ortaya çıkıyor.

    Bekin’e göre bölgesel güvenliğin yalnızca silah ve askeri caydırıcılık üzerinden kurulması yeterli değil.

    Askeri güç;

    diplomasi + ekonomi + kültür + ticaret + enerji + ortak güvenlik

    ile desteklenmediği takdirde kalıcı barışın kurulması mümkün olmayabilir.

    Bu nedenle Bekin, Mekke Anlaşması’nın daha geniş bir bölgesel iş birliği modelinin başlangıç noktası haline getirilmesini istiyor.


    TÜRKİYE’NİN IRAK VE SURİYE’DEKİ GELİŞMELERİ YAKINDAN İZLEMESİ GEREKİYOR

    Bekin’in değerlendirmesinde Irak ve Suriye de önemli yer tutuyor.

    ABD’nin bu ülkelerdeki askeri varlığı, terör örgütlerinin faaliyetleri, sınır güvenliği ve bölgesel güç mücadeleleri Türkiye açısından doğrudan güvenlik sonuçları doğuruyor.

    Bu nedenle Ankara’nın yeni bölgesel güvenlik düzeninin şekillenmesinde pasif değil, aktif bir rol üstlenmesi gerektiği savunuluyor.


    “BÖLGEYİ DIŞ GÜÇLERİN REKABET ALANI OLMAKTAN ÇIKARMAK GEREK”

    Bekin’in yaklaşımının en temel noktalarından biri de bölge ülkelerinin kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi.

    Ortadoğu’nun sürekli olarak ABD, Rusya, Çin veya Avrupa ülkeleri gibi dış aktörlerin rekabet alanına dönüşmesinin bölgesel istikrarı zayıflattığı düşüncesini savunan Bekin, bölge ülkelerinin kendi güvenlik mimarisini oluşturması gerektiğini ifade ediyor.

    Bu açıdan Mekke Anlaşması’nın önemli bir başlangıç noktası olabileceği değerlendiriliyor.


    “TÜRKİYE KUŞATICI DEĞİL, KUCAKLAYICI BİR POLİTİKA İZLEMELİ”

    Bekin’in açıklamasında Türkiye’nin bölgesel yaklaşımına ilişkin de dikkat çekici ifadeler bulunuyor.

    Türkiye’nin bölgedeki ülkeleri birbirine karşı konumlandıran politikalar yerine, farklı aktörleri aynı masa etrafında buluşturan bir diplomasi yürütmesi gerektiği savunuluyor.

    Bu çerçevede;

    kucaklayıcı, birleştirici ve diyalog merkezli dış politika

    öneriliyor.

    Bekin’e göre Türkiye’nin bölgesel ağırlığı yalnızca askeri kapasitesinden değil, farklı ülkelerle konuşabilme yeteneğinden de kaynaklanıyor.


    “MEKKE’NİN ADI BARIŞLA ÖZDEŞLEŞMELİ”

    Bekin’in önerisinin sembolik yönü de bulunuyor.

    Mekke’nin İslam dünyası açısından taşıdığı tarihsel ve manevi anlamdan hareket eden Bekin, Mekke’de imzalanan bir güvenlik anlaşmasının yalnızca askeri boyutta kalmaması gerektiğini savunuyor.

    Bu nedenle “Mekke” isminin;

    savunma kadar barışın,

    güvenlik kadar kardeşliğin,

    caydırıcılık kadar diplomasinin

    sembolü haline getirilmesi gerektiği düşünülüyor.


    “TÜRKİYE ÖNCÜLÜĞÜNDE BÖLGESEL BARIŞ MASASI KURULMALI”

    Bekin’in önerdiği kapsamlı eylem planı hayata geçirilecek olursa, bunun yalnızca Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçgeninde kalmaması gerektiği ifade ediliyor.

    Bölgedeki diğer ülkelerin de sürece dahil edilmesi gerektiği savunuluyor.

    Bu noktada;

    Mısır,

    Körfez ülkeleri,

    Irak,

    Suriye,

    Ürdün,

    İran

    ve diğer bölge aktörlerinin farklı düzeylerde diyalog mekanizmalarına dahil edilmesi önerilebilir.

    Ancak böyle bir modelin hayata geçirilebilmesi için bölge ülkelerinin birbirleriyle yaşadığı güven sorunlarının aşılması gerekiyor.


    SONUÇ: “SAVUNMADAN BARIŞA, İTTİFAKTAN KARDEŞLİĞE”

    Doğan Bekin’in 17 Ağustos 2026 tarihli basın toplantısında ortaya koyacağı çerçevenin merkezinde tek bir temel soru bulunuyor:

    Mekke Anlaşması yeni bir askeri bloklaşmanın başlangıcı mı olacak, yoksa daha geniş bir bölgesel barış mimarisinin ilk adımı mı?

    Bekin’in tercihi açık:

    Yeni bir cepheleşme değil.

    Yeni bir bölgesel rekabet değil.

    Yeni bir askeri kamplaşma değil.

    Bunun yerine;

    “Kapsamlı, kuşatıcı, birleştirici ve barış odaklı bölgesel güvenlik düzeni.”

    Bekin, Türkiye’nin öncülüğünde bölge ülkelerinin bir araya gelmesini, sorunların askeri yöntemlerden önce diplomatik kanallarla çözülmesini ve ortak güvenlik anlayışının ekonomik ve sosyal iş birliğiyle desteklenmesini istiyor.

    Bu perspektiften bakıldığında Bekin’in önerisi, mevcut Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ötesine geçerek daha kapsamlı bir bölgesel vizyon ortaya koyuyor:

    “MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI YERİNE, MEKKE ORTAK BARIŞ VE KARDEŞLİK ANLAŞMASI.”

    Türkiye’nin bu öneriyi bölgesel diplomasinin merkezine taşıyıp taşıyamayacağı ise önümüzdeki dönemin önemli dış politika tartışmalarından biri olmaya aday.

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.