ANLAM VERMEK
Köşe yazarımız İbrahim Sanalp makalesinde;
Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir isimli eserinde, toplumdaki değişimi anlatır. Bu şehirler ile insanımızı, hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürü anlatır. Bu şehirler Erzurum, Konya, Ankara, Bursa, İstanbul olur.
Değerler, kültür değişmesi olur. Kültür, insanın ürettiği her şeydir. Yaşama ümitlerimizin bağlı olduğu, uzun ve sarsıcı tecrübenin getirdiği sert dönemlerden hayata bakılır.
Tenkidin, inkârın, tekrar kabul ve reddin, ümit ve hülyanın ve zaman zaman da gerçek hesabın ikliminde, bir macera içinde yaşarız.
Toplumun, cemiyetin, şahsiyetin asıl mana ve hüviyetini, çekirdeğini: tarihilik denen şeyin yaptığı düşünülür. Zaman, akan suya benzetilir ya da anların birbirine eklenmesi olur.
Mazi, daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için mazi ile hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz. Moda sandığımız birçok şey, hayatın kendi bünyesinden gelir. Kitap, parça parça şeylerden doğar.
Selçuklu ve Osmanlı arasında, muaşeretten üsluba, insan ve zevke kadar fark vardır. Selçuklu ve Osmanlı, iki ayrı üsluptur. Osmanlı, geniş Rumeli coğrafyasını ve Akdeniz terbiyesini içine alan bir terkip olur.
Her düşünen insan, hayatının değişmesi için çaba gösterir. Canlı hayata, yaşayan ve duyan insana, bir kalp duygusuyla yaklaşılır. Sevdiğimiz şeyler, bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın bir zenginliği olarak, bizimle beraber yaşarlar. Yaşanmış hayat, unutulmuyor. Bugünün terkibine giriyor.
Buzların çözülüp baharın gelmesi gibi, barış ortamında şehirlere canlılık gelir. Hayatın türküsü yükselir. Davul, zurna çalınır. Oyunlar oynanır. Servetin, çalışmanın bulunduğu yerde, toplumsal nizam kendiliğinden doğar.
El emeğine dayanan bir hayatın mesuliyet fikri, insanı yükseltir. Toplumdaki yenilikler, yeni kuruluşlar, yeni yapıyı belirtir.
Gerçek hayatı, halk arasında aramak lazım. Orada insanlarla en geniş manasına iletişim var. Hiçbir şey, alın teri kadar insanı tatmin edemez. Çalışan insan, kendi varlığında hüküm süren bir ahengi, bütün kâinata nakleder.
İnsanlığın iyiye, güzele olan kabiliyetleri var. Bu kabiliyetleri hayata üstün kılacak bir dünyayı aramalıyız. Cumhuriyet, bir avuç okuryazarla işe başladı.
Tarihin acı, tatlı bir yığın tecrübesi içinde meydana gelmiş bir cemiyet ruhu, bir millet terbiyesi, bir hayat görüşü, bir zevk, sanat anlayışı: kısacası, dünkü, bugünkü çehremizle biz varız.
İsimler, dil dediğimiz asıl insanı vücuda getiren büyük kaynaktan gelir. İsimler, etrafımızı saran tılsımın bütün sırrıyla zengindirler. Bu isimleri bir kere öğrendiğimizde, artık unutamayız. İster istemez bu isimleri sayarız. İnsan, yer, araç isimleri gibi…

