AKADEMİSYENLERİN EMEKLİLİK YAŞI 72’YE YÜKSELTİLİYOR: TBMM’YE KANUN TEKLİFİ SUNULDU

    12.02.2026
    AKADEMİSYENLERİN EMEKLİLİK YAŞI 72’YE YÜKSELTİLİYOR: TBMM’YE KANUN TEKLİFİ SUNULDU

    Yükseköğretim sisteminde önemli bir değişikliği öngören kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunuldu. Yeni Yol Grubu / Gelecek Partisi Muğla Milletvekili ve Grup Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ tarafından hazırlanan teklif, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik yapılmasını içeriyor. Düzenleme, üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerinin emeklilik yaşının 67’den 72’ye çıkarılmasını hedefliyor.

    Teklif, yükseköğretim kurumlarının akademik kapasitesinin korunması ve deneyimli öğretim üyelerinin bilgi birikiminden daha uzun süre yararlanılması amacıyla hazırlandı.


    MEVCUT DURUM VE ÖNERİLEN DEĞİŞİKLİK

    Hâlihazırda Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim üyeleri için zorunlu emeklilik yaşı 67 olarak uygulanıyor. Sunulan kanun teklifine göre bu yaş sınırı 72’ye yükseltilecek.

    Değişiklik yalnızca “öğretim üyeleri” statüsünde görev yapan akademisyenleri kapsayacak. Buna karşın 2547 sayılı Kanun’un 32’nci maddesi kapsamında görev yapan öğretim görevlileri için emeklilik yaş sınırı 67 olarak korunacak. Böylece farklı akademik statüler arasında görev tanımlarına ve sorumluluk düzeylerine uygun bir yaş düzenlemesi yapılması amaçlanıyor.


    GEREKÇE: BİLİMSEL SÜREKLİLİK VE TECRÜBE KAYBININ ÖNLENMESİ

    Kanun teklifinin gerekçesinde, yükseköğretim kurumlarının bir ülkenin bilimsel, teknolojik ve kültürel kalkınmasında kritik bir rol üstlendiği vurgulanıyor. Özellikle akademik üretimin sürekliliği, araştırma projelerinin sürdürülebilirliği ve lisansüstü eğitimde danışmanlık süreçlerinin uzun soluklu yapısı dikkate alındığında, deneyimli öğretim üyelerinin sistem dışına erken çıkmasının bilgi ve kurumsal hafıza kaybına yol açtığı belirtiliyor.

    Teklif metninde ayrıca, son yıllarda tıp alanındaki gelişmeler, yaşam standartlarının yükselmesi ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte bireylerin aktif ve verimli çalışma sürelerinin de uzadığına dikkat çekiliyor. Bu çerçevede emeklilik yaşının 72’ye çıkarılmasının, çağın demografik ve sosyolojik gerçeklerine uygun bir düzenleme olduğu ifade ediliyor.


    YENİ ÜNİVERSİTELER VE STRATEJİK ALANLAR VURGUSU

    Teklifte özellikle yeni kurulan üniversiteler ile belirli uzmanlık alanlarında öğretim üyesi temininde güçlük yaşayan yükseköğretim kurumlarına dikkat çekiliyor. Tıp, mühendislik, hukuk ve temel bilimler gibi alanlarda kıdemli akademisyenlerin görevde kalmasının;

    • Eğitim kalitesinin korunması,

    • Lisansüstü tez danışmanlıklarının devamlılığı,

    • Uluslararası yayın ve proje üretiminin sürdürülmesi,

    • Akademik mentorluk ve kadro yetiştirme süreçlerinin güçlendirilmesi

    açısından doğrudan katkı sağlayacağı belirtiliyor.

    Bu bağlamda teklif, yalnızca bireysel bir çalışma süresi uzatımı değil; aynı zamanda yükseköğretim sisteminin kurumsal kapasitesini güçlendirmeye yönelik yapısal bir adım olarak değerlendiriliyor.


    AKADEMİK KADRO DENGESİ NASIL ETKİLENECEK?

    Düzenlemenin kamuoyunda en çok tartışılması beklenen başlıklarından biri, genç akademisyenlerin kadro imkanları üzerindeki olası etkisi. Teklifte, kadro yapısında denge gözetildiği ve düzenlemenin yalnızca öğretim üyelerini kapsadığı vurgulanıyor.

    Öğretim görevlileri için yaş sınırının 67 olarak korunması, farklı akademik statülerin görev tanımları ve yükselme süreçleri dikkate alınarak bir ayrım yapılması anlamına geliyor. Bu yaklaşımın, sistem içinde hem tecrübeli akademisyenlerin katkısını sürdürmesini hem de akademik yükselme mekanizmalarının tamamen tıkanmamasını amaçladığı ifade ediliyor.

    Ancak düzenlemenin yasalaşması halinde, üniversitelerin kadro planlaması, bütçe dengeleri ve atama politikaları üzerinde uzun vadeli etkiler doğurabileceği de öngörülüyor.


    YASAMA SÜRECİ NASIL İŞLEYECEK?

    Kanun teklifi TBMM Başkanlığı’na sunulmuş durumda. Önümüzdeki süreçte teklifin ilgili komisyona sevk edilmesi, komisyonda görüşülmesi ve ardından Genel Kurul gündemine alınması bekleniyor.

    Teklifin yasalaşabilmesi için TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesi gerekiyor. Sürecin, yükseköğretim camiası ve kamuoyu tarafından yakından takip edilmesi bekleniyor.


    AKADEMİK CAMİADA TARTIŞMA BAŞLIKLARI

    Teklifin gündeme gelmesiyle birlikte akademik çevrelerde şu başlıkların tartışılması öngörülüyor:

    • Deneyim ve gençleşme dengesi

    • Akademik verimlilik ölçütleri

    • Kadro planlamasında sürdürülebilirlik

    • Uluslararası uygulamalarla karşılaştırma

    • Üniversitelerin mali ve idari yükümlülükleri

    Emeklilik yaşının yükseltilmesi, yalnızca bireysel çalışma süresine ilişkin bir düzenleme değil; aynı zamanda Türkiye’nin yükseköğretim politikası ve akademik insan kaynağı stratejisi açısından da önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

    Teklifin yasama sürecindeki gelişmelerin önümüzdeki günlerde netlik kazanması bekleniyor.

    YORUMLAR

    1. S. Ay dedi ki:

      67 yaşında emekli olmak istemeyen veya hâlihazırda emekli olduğu hâlde çalışmak isteyen akademisyenlerin bu yönde talepleri ve YÖK başkanı Erol Özvar’ın konuyla ilgili açıklamaları bulunuyor.

      Bu akademisyenlerin ne kadarı akademiye katkı sağlamak için bunu talep ediyor bilinmez. Daha çok emekli olunca düşen maaşlar ve çevrelerinde “hocam hocam” diye dolaşan insanların ortadan kaybolması sebebiyle 67 yaşında emekli olmak istemediklerini düşünüyorum.

      YÖK başkanının açıklamalarından sonra bir kısım medyada ve sosyal medyada ABD’de akademisyenler için zorunlu emeklilik yaşı bulunmadığına dair bir şeyler yazılmış. ABD’deki durum akademisyenlere tanınmış bir ayrıcalık değil; genel olarak çalışma hayatındaki yaş ayrımcılığına karşı çıkarılmış ADEA kapsamında her meslek için geçerli olan bir durumdur.

      Türkiye’deki akademinin durumu ABD akademisi ile kıyaslanamaz. Türkiye’de birçokları doktora yaptıkları üniversitede kadroya giriyor, gruplaşmalar başlıyor ve zamanla feodaliteye benzer yapılar oluşuyor. Diğer taraftan akademisyenlerin performansı açısından Türkiye’nin karnesi zayıftır. Geçmişte atıf çeteleriyle atıf sayılarının nasıl şişirildiğine dair haberler yayınlandı. Stanford Üniversitesi’nin dünyanın en etkili bilim insanları listesine girebilen Türk akademisyenlerin toplam Türk akademisyenlere oranı %1 seviyelerinde. Bazıları bir de utanmadan Aziz Sancar’ı örnek gösteriyor. Google Scholar’a girip bir bakın bakalım Aziz Sancar’ın uluslararası topladığı atıf sayısı kaç binlerde. Şayet performansa dayalı olarak 67 yaşından sonra çalışma imkânı getirilecek olursa AB ülkelerinden ve ABD’den toplam 10 atıf şartı getirilse akademisyenlerin büyük çoğunluğu zaten elenir. Yapay zekâ çağında 20-30 yıldır aynı ders notlarını veya slaytları okuyan akademisyenlere artık ihtiyaç kalmadı. Sistemi buna göre revize etmek yerine emeklilik yaşını 72’ye kadar uzatmak tam bir vizyonsuzluk örneğidir. Ayrıca böyle bir değişiklik emekli olduktan sonra maaşı düşen, statüsünü kaybeden bütün kesimlerin benzer taleplerde bulunmasının da önünü açabilir.