DOLAR16,9772
EURO17,5546
ALTIN983,90
BIST2.394,15
Haberde Bursa

Hiç kimsenin Kirazlıyayla’yı Zehirli yayla yapmaya hakkı yoktur

26.06.2020
306
Hiç kimsenin Kirazlıyayla’yı Zehirli yayla yapmaya hakkı yoktur

On TV ekranlarında yayınlanan ve Orhan Efe’nin sunduğu Orhan Efe İle Türkiye Gündemi programına Hukukçu Yüksel Ağa, İLKSES Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Erdal Erek, GÜVSAD(Güvenli ve Sağlıklı yaşam derneği) Genel Başkanı İş Güvenliği Uzmanı Ceyhun Targınkonuk oldu.

Yüksel Ağa: Pandemi sürecinde halkımız bu imtihanı büyük ölçüde geçmek üzere, Allah’ın izni ile geçecektir de ama insanlığın henüz aşina olmadığı, tam olarak bilemediği, tıbbın, bilimin henüz bir çare üretemediği üç ay süresi içerisinde ancak maske, sosyal mesafe ve dezenfekteyi öğrendiğimiz bir şey kaldı zihinlerimizde. Bunun dışında dünyada maalesef yapılabilecek bir şey yok. Umuyorum ve diliyorum ki rabbim milletimizi bu korona belasından korusun. Korona aynı zamanda bazı şeyleri de tekrar gözden geçirmemize vesile oldu. Birçok izleyicimiz evde bol bol kitap okuma imkanına erişti. Bunun gibi saymakla bitmeyecek artıları da var.

Kanun devletinde kanun ne diyorsa odur ama hukuk devletinde hukuk kanunun üstündedir. Kanunlar hukuka uygun olmak zorundadır. Hukuk devletinde idare, erk aynı zamanda hukukla bağlıdır. Sadece vatandaş değil yönetenler de, elinde erki bulunduranlar da hukukla bağlıdır. Bu noktada hukuk devleti olmak önemli.  Hatta hukuk devleti de değil, hukukun üstünlüğünü istemek, arzulamak güzel bir şeydir bizim için. Biz hukukun üstünlüğünü ve yüceliğini önceleyen bir hukuk anlayışını ülkemizin her yöresinde, bütün kamu gücünde yürürlükte olmasını istiyoruz ve temenni ediyoruz. Türkiye içeriden ve dışarıdan çeşitli taaruzlara musallat olan bir ülke. Aslında bu milletimizin son üç yüz yıldır yaşadığı bir kader. Bugün hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokrasi gibi kavramlar aynı zamanda diğer güçlü ülkeler tarafından kendi amaçlarına yönelik bir sopa olarak gösteriliyor. Böyle bir durum da var. Türkiye’de terör örgütleri mensubu, FETÖ mensubu hakimlerin ve savcıların hukuku çiğnediği herkesin malumu ama Türkiye şu an içerisinde bir sıkıntıdan geçtiği için bu hukuksuzlukları geçmişte yaşadı. Maalesef Türkiye hukuksuzlukları sadece FETÖ zamanında yaşamadı. Artılarımızla, eksilerimizle tarihimize sahip çıkmak mecburiyetindeyiz. Türkiye hukuksuzluğu 1960 yılında da yaşadı.  Milli iradenin tecellisi olan parlamentonun feshedilmesi bir hukuksuzluğun abidesi. Türkiye’nin başbakanının idam edilmesi hukuksuzluğun bir abidesi.  Onlar Mars’tan gelmiş insanlar değildi. Onlar da Yargıtay mensubu hakimlerdi. Yani hukuku içselleştirmek lazım. Biz bir şeyin neticesini istediğimiz ve arzu ettiğimiz noktasında bir garantiyle hareket edecek idiysek o belki olmayabilir ancak hangi şartlarda nelerin tecelli edebileceğini, hangi imkanların zuhur edebileceğini ve bizim o seferde nasıl bir başarı elde edebileceğimizi biz bilemesek de belki başarı akabinde gelecektir fakat bizden istenen insan olarak, birey olarak doğru bildiğimiz şeyin peşinde yürümek ve onu talep etmektir.

Hukukun sadeleştirilmesi lazım. Bizim kara Avrupa hukuk sistemine dahil bir hukuk yapımız var. Türk hukukunda içtihatlar çoğaltılmış. İçtihatlar daha çok İngiltere’de, Amerika’da, Kanada’da, onların hukuk sistemi içtihatlarla yürüyor. Bizde kanunlar sürekli değişiyor. Kanunların sürekli değişmesi de aslında bir eksi. Burada şöyle bir açmaz da var: Toplumun değişmesi hukuku da değiştirmek mecburiyetinde kılıyor. Bugün bizde hukuk, Türk toplumunun gerisinden geliyor. Bizim toplumumuz dinamizmi ve gelişimi noktasında Türk hukuk sisteminin önünde. Bunu bir medeniyet perspektifi içinde tekrar inşa etmek lazım ki hocalarımızın, bir hukuk kurulunun üzerinde ciddi ciddi düşünmesi lazım.

İfade özgürlüğünün önündeki mevzuattan kaynaklı engeller ortadan kaldırılmalıdır veya onlar ülkenin milli bütünlüğüne uygun olarak tekrar dizayn edilebilinir. Türkiye’de son yıllarda herkes her şeyi pekala ifade edebiliyor. Fakat mesela Fransa’da ‘Ermeni soykırımı yoktur’ dediğinizde ceza alıyorsunuz. Sizin referans alacağınız ülkeler Batı ülkeleri ise orada da sıkıntı var. Bosna Hersek’te Ruanda’da katliam olduğuna, Irak’ta iki milyon kişi öldürüldüğünde Avrupa kamuoyu bunu bilmiyordu. Yani basına yüklenmiş bir görev de var. Sadece ve sadece insan olduğu için bir insana yapılan zulme hiçbir insanlık sessiz kalamaz ama bunlar yaşandı. Medya Avrupa’da vardı. Avrupa’da medya özgürdü. Neden o katliamları vermedi, haber etmedi? Ondan önce körfezde petrole bulanmış ördekleri gösteriyorlardı. Irak’ta kitle imha silahlarının olduğunu söylüyorlardı. Sonra İngiltere’nin eski başbakanı TonyBlair bile öyle bir şey yok diye itiraf etmek zorunda kaldı. Basın dünya kamuoyundan özür diledi mi? Dileyemez, patronları müsaade etmez. Yani biz haberleri kendi akıl süzgecimizde sormadan, araştırmadan yutarsak insanlık bu şekilde yönlendirilir.

Kirazlıyayla

Meyra Madencilik büyük bir fırsatçılık yaparak avukatların, kamu çalışanlarının izinli olduğu, kamu çalışanlarının dahi işe gidemediği, halkımızın evden dışarı çıkamadığı bu korona günlerinde Kirazlıyayla’da maden faaliyetlerine günde 200-300 kamyonla fırsattan istifade etmek suretiyle devam ettirmiş. Kirazlıyayla Yenişehir ve İznik arasında hakim bir tepede bulunan çok güzel ve Türkiye’de flora bakımından zengin olan bir yer. Böyle bir flora yok edilecek. MeyraMadencilik’in çevre değerlendirme başvuru formunun on birinci sayfasında burada yaklaşık kırk kişinin çalıştırılabileceği yazıyor. Neticede kırk kişi çalışacak ve bunu çıkarabilmek için dinamitlerle patlatma yapılacak. Yani koskoca bir dağ florasıyla birlikte uçurulacak. 2013 yılında 24 hektar olan alan, 2015 yılında 273 hektara çıkartılmış. Neredeyse 12 katı bir büyüklüğe çıkartılmış maden işleme sahası. Bir de zenginleştirme denilen flotasyon çalışması yapılacak. Yani maden çıkartıldığı sahada işlenecek. Akabinde bunun işlenmesi için, gerekli su ve atıkların depolanması için havuz yapılacak. İstişarelerde bulunduğumuz arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiler bu havuzun patlayacağı, tutunamayacağı şeklinde. Burada kamuoyunu aydınlatacak merciler yok. Şimdi deniliyor ki ‘Kırık kişi çalışacak’. Devlet kırk kişinin çalışacağı başka istihdamlar bulabilir ama o dağlar, o flora yok edilirse kaldı ki kendilerinin başvuru raporlarında bu faaliyetin yaklaşık on yıl süreceği söyleniyor. Yani iki yüz bin ton hafriyat yapılacak, o da yılda. Sonra o hafriyat ayrıştırılacak, tesis de orada yapılacak, arıtma havuzu yapılacak, flotasyon çalışması yapılacak. Bunlardan ne kazanacak? Kırk kişi çalışacak. O da yarın değil, önümüzdeki sene de değil. Siz bunu yapıyorsanız bunun sonuçlarını da söylemek durumundasınız. Sadece bunun artısı kırk olamaz. Yani devlet sadece madencilik faaliyetinden maden devlerinin vereceği vergilere kalamaz. Devlet başka imkanlar sunmalıdır diye düşünüyorum. Aynı zamanda bu insanların yaşam hakkına da bir saldırıdır. Bu konuda yetkilileri milletimize bilgilendirici, onun artısını eksisini ortaya koyan açıklamalarda bulunmaya davet ediyorum. Çünkü köylümüzü güvenlik güçlerimizle karşı karşıya bulunduracak şeylerden kaçınmak lazım. Zaten milletimiz de askerimize ve polisimize son derece saygılı ama kendi arazisine gidemiyorsa, orada çok ciddi bir zehirlenme tehlikesi oluşacaksa, dinamitlerle patlatılacak, flotasyon dedikleri yani zenginleştirme tesisi kurulması ve atık barajının oluşmasıyla bu çinko, bakır kurşun, bunlar aynı zamanda ağır maden. İnsan sağlığı için de zararlı. Bunların toprağı ve havayı kirletmesine müsaade edilmemeli. Çünkü Kirazlıyaylaflorası çok zengin bir yer. Kirazlıyayla, Kirazlıyayla olarak kalsın. Hiç kimsenin Kirazlıyayla’yı Zehirli yayla yapmaya hakkı yoktur. Bu sebeple Kirazlıyayla köylülerinin yaşam haklarına, yaşam alanlarına saygı duyan, onlarla birlikte olan ve bu konuda kendilerine destek veren siyasilerimize de teşekkür ediyorum ama Bursa milletvekilleri, milletin vekilleri olarak bu konuda Yenişehir’e, Bursa’ya açıklamalar yapması icap ediyor. Bu açıklamalarını vekillerimizden bekliyoruz diye düşünüyorum.

 

 

Ceyhun Targın: Malumunuz üzere 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği yasası 2012 yılının 30 Haziran’ında yürürlüğe girdi. Türkiye’de bulunan bütün işyerleri bir tek çalışanı olsa dahi kanunun emrettiği noktada iş sağlığı tedbirlerini almakla mükellefti. Bu biraz yanlış anlaşıldı. Kanun az tehlikeli sınıftaki işyerlerinde, kamuda geçerli değil veya sadece çok tehlikeli sınıfta veya bir süre sonra tehlikeli sınıftaki işyerlerinde uygulanacak gibi bir algı. Aslında kanun özet olarak şunu diyor: işyerinizde sağlık ve güvenlik tedbirlerinizi alacaksınız. Yeni işyeriniz sağlıklı ve güvenli bir işyeri olacak. Buna bir bakkal dükkanı da, pastane de, aklınıza gelebilecek her yer dahil. İşyerinizdeki riskleri tespit edeceksiniz. Sonra bu risklerle ilgili düzeltici, önleyici faaliyetleri uygulayacaksınız. Risk değerlendirmesi bütün işletmeler için yasanın çıktığı günden ve yürürlük maddesinin geçerli olduğu tarihten itibaren yapılması gereken bir şey. İşletmelerin bütünü çalışanların sağlıklı bir şekilde çalışmasını tespit etmek amacıyla çalışanlarının sağlık kontrollerini yapmak durumunda olacaklar. Ülkemiz bir deprem ülkesi, sonuçta çok sayıda yangınla karşılaşıyoruz, pek çok acil durum var. Bu acil durumlarla ilgili acil durum planlarını oluşturmak ve olası bir acil durumda işletmede çalışanların veya o sırada işletmede bulunanların ne şekilde hareket edeceğine yönelik acil durum planlarını hazırlamak zorunda. Bunun gibi pek çok yükümlülüğü tehlike sınıfına bakılmaksızın, aynı zamanda işletmede çalışan personel sayısına bakılmaksızın aslında yasa tüm işverenlerimizi bu konuda yükümlü kılıyor. Ancak tehlike sınıfına göre ve çalışan sayısına göre ve kamu ve özel sektöre ait işyeri olmasına göre yasa işletmelerde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve işyeri sağlık personeli bulundurma zorunluluğunu belli dönemlerde erteledi. Bizim aslında yasanın ertelenmesi olarak tanımladığımız şey tam olarak bu. Kamudaki işyerlerinde ve yasa çıktığında on kişinin altındaydı daha sonra ileriki dönemlerdeki düzenlemelerde bu elli kişinin altına çekildi. Bu sayıdaki az tehlikeli işyerlerindeki yasanın uygulama hükümleri ilk aşamada 2017 yılının 30 Haziran’ına ötelenmişti. Yasa ertelenmesin, bütün hükümleriyle yürürlüğe girsin dedik ama maalesef o dönemki çabalarımız yeterli olmadı. 2017’den 2020’nin 30 Haziran’ına kadar yine kamu işyerlerinde, özel sektördeki ellinin altındaki çalışanı olan işyerlerinde maalesef yasanın hükümlerinin uygulanması konusunda bir erteleme oldu. Şimdi yine aynı endişeleri taşıyoruz. 30 Haziran 2020’de yine erteleme olur mu? Böyle bir erteleme olursa kamuoyunun, işverenlerin, çalışanların, bizlerin, hepimizin yasanın bundan sonraki dönemde sürekli ertelenecek noktasındaki beklenti yasanın uygulanması noktasında yaratacağı olumlu sonuçları ya da bizim beklentilerimizi bir şekilde karşılamayacak noktada olacak. O nedenle biz iş sağlığı yasasının bütün hükümleriyle yürürlüğe girmesi konusunun çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de kurulmuş elliyi aşkın iş sağlığı güvenliği alanındaki sivil toplum kuruluşlarını 1 Temmuz Platformu adı altında Ankara’da iş sağlığı güvenliği yasasının tekrar ötelenmemesi için mücadele vermeye davet ettik. Ankara’ya gittik Cumhurbaşkanlığı’ndan tutun, mecliste grubu bulunan ve bulunmayan siyasi partilere kadar pek çok sivil toplum kuruluşuna, siyasi partiye ve devleti yöneten mekanizmalara talepte bulunduk. 1 Temmuz Platformu’nu temsil eden heyetimizle giderek yasanın artık neden ötelenmemesi gerektiğini anlattık ve bu noktada bizleri dinlediler.Haklı olduğumuzu ifade ettiler ve bu noktada gerek iktidar gerek muhalefet partileri gerekse yasanın uygulayıcısı noktasında olan Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın İş Sağlığı Güvenliği Genel Müdürlüğü yasanın ertelenmesi noktasında öteleme olacağının duyumlarının yanında bu noktada bir beklentinin olmadığını ama yine de bu noktada iradenin ülkeyi yöneten hükümette olduğunu ifade etmeye çalıştılar. Bu bizi sevindirdi ama bundan üç yıl kadar önce ötelendi. Bu tabi ciddi bir problemi de ortaya çıkardı. İşyerleri ortak sağlık güvenlik birimlerinden iş sağlığı güvenliği hizmeti alma noktasına gittiler. İşyerlerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, işyeri sağlık personeli istihdam etme noktasına gittiler ve işe alınan bu arkadaşlarımız işyerlerinden bir-iki hafta sonra çıkartılmak zorunda kaldı. Biz platform olarak şu anda iş sağlığı güvenliği yasasının artık ötelenmemesiyle ilgili bir beklenti içerisindeyiz. İlgili makamlara bu noktadaki taleplerimizi, görüş ve önerilerimizi gerekçeleriyle beraber ilettik. Şu an beklemedeyiz. İnşallah öteleme, erteleme olmaz. Sonrasında sektörün ve meslektaşlarımızın sorunlarını yine benzer platformlarda dile getiririz. Ama öteleme olursa da ona göre bir pozisyon almayı, ona göre güvenli ve sağlıklı yaşamın tesisi için mücadele etmeyi de sürdüreceğiz.

Erdal Erek: Maalesef ifade özgürlüğü sadece Türkiye’nin değil dünyanın en büyük problemi. Bu problemler yavaş yavaş dünya değiştikçe, sosyal medya derken belki de rayına oturur umarım. Özgür bir medya da ortaya çıkmış olur. Aslında medyanın problemleri en baştan bugüne kadar devam etmiştir. Sadece farklı zamanlarda şekil değiştirmiştir. Şimdi günümüzde medya özgürlüğünün belli kuralları var. İfade özgürlüğünün belli kuralları var. Medya nereye kadar özgür ya da insanlar nereye kadar özgür? Hep bunların sınırları var. Önemli olan bizim neyi anlatmak istediğimiz. Aslında burada en büyük iş bize düşüyor. Medyanın görevi nedir? Medya ne yapmalı? Güçlünün medyası ya da konuşmak isteyen gazetecinin ne kadar işine devam edebileceği garantisi, bunlar çok önemli ve medyanın uç noktaları diyebiliriz. Ne kadar problem olursa olsun ülkenizde bir medya varsa gerçekten şanslısınız. Bunun en yakın ve en somut örneğini 15 Temmuz’da yaşadık. Biz gazeteci Cumhurbaşkanı’na telefonla ve yaka mikrofonunu dayayıp canlı yayında sokaklara çıkın diye tüm topluma duyurmasaydı belki de o darbenin etkileri farklı olacaktı diye düşünüyorum. Medya bu kadar önemli iken aslında toplumların da bu noktada medyayı özgür kılacak yasal düzenlemeler ve özgürce çalışabilecek ortamları yaratması gerekiyor. Aslında işin özü medya toplum için vardır. Medya oluşan olayları, sıkıntıları gün ışığına çıkarmak için vardır. Bu da bütün toplumun ve o dönemdeki iktidarın aslında işine gelen bir şeydir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.