KADININ GÜCÜ: TARİHİ TAŞIYAN, HAYATI YAŞATAN EMEK
Gazeteci-Yazar Hasan Mesut EKMEN
Kadın… Bir insanın dünyaya gözlerini açtığı ilk liman, hayatın ilk öğretmeni, merhametin, emeğin ve fedakârlığın en güçlü temsilcilerinden biridir. Bir annenin kucağında başlayan hayat, çoğu zaman bir kadının sabrıyla, alın teriyle ve sevgisiyle büyür.
Ancak kadının gücü yalnızca annelikle anlatılamaz. Kadın; tarlada üretir, fabrikada çalışır, sınıfta öğretir, hastanede şifa dağıtır, mahkemede adaletin sağlanmasına katkıda bulunur, devlet yönetiminde sorumluluk üstlenir, direksiyon başında kilometrelerce yol aşar. Kısacası kadın, hayatın yalnızca bir bölümünde değil, her alanında vardır.
Kadının tarih boyunca verdiği mücadele, bugünün meselesi değildir. İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden itibaren kadın, yaşamın ve üretimin merkezinde yer almıştır. İlk topluluklarda çocukların bakımını üstlenmiş, yiyeceklerin toplanmasına ve saklanmasına katkı sağlamış, doğayı tanımış, yaşamın döngüsünü öğrenmiştir. Tarımın geliştiği dönemlerde toprağı işlemiş, tohumu korumuş, hasada katılmış, hayvanları beslemiş ve üretimin yükünü omuzlamıştır.
Ne yazık ki kadınların tarih boyunca ortaya koyduğu bu büyük emek, çoğu zaman hak ettiği değeri görmemiş, tarihin sayfalarında yeterince yer bulamamıştır.
Kadın, yalnızca hayatı yaşatan değil, gerektiğinde hayatı savunan da olmuştur.
Savaşlar çıktığında kadınlar yalnızca evlerinde bekleyen insanlar olmadı. Kuşatılmış şehirlerde çocukları ve yaşlıları korudular, yiyecek ve su temin ettiler, yaralılarla ilgilendiler, gerektiğinde şehir savunmasında görev aldılar.
Türk tarihinin destanlarında da kadın, yalnızca aile içinde anlatılan bir figür değildir. Eski Türk topluluklarında kadınların aile ve toplum yaşamında önemli sorumluluklar üstlendiğini, gerektiğinde at bindiğini, ok kullandığını ve toplumsal kararlarda söz sahibi olduğunu gösteren tarihî anlatılar bulunmaktadır.
Anadolu’nun yakın tarihinde ise kadınların bağımsızlık mücadelesindeki yeri asla unutulmamalıdır.
Millî Mücadele yıllarında kadınlarımız cephane taşıdı, kağnılarla mühimmat sevk etti, yaralıların bakımını üstlendi, cephe gerisinde üretimi ve yaşamı ayakta tuttu. Şerife Bacı, soğuk kış şartlarında taşıdığı cephaneyle fedakârlığın sembolü oldu. Kara Fatma, cephede mücadele eden kadınların unutulmaz isimleri arasında yer aldı. Halide Edib Adıvar, kalemiyle ve hitabetiyle milletin direniş ruhuna seslendi.
Adları tarih kitaplarına yazılmayan nice kadın ise evladını, ekmeğini ve umudunu vatanın geleceği için seferber etti.
Kadının mücadelesi savaş meydanlarıyla da sınırlı kalmadı. Savaşın ardından yıkılmış şehirlerde hayatı yeniden kuran, göç yollarında çocuklarını koruyan, yokluk içinde ailesini ayakta tutmaya çalışan yine kadınlar oldu. Bugün dünyanın farklı bölgelerinde savaşın ortasında kalan kadınlar da hem kendi hayatlarını hem çocuklarının geleceğini korumak için mücadele ediyor.
Tarlada, fabrikada, direksiyon başında… Kadın her yerde!
Gün doğmadan uyanan, hayvanına bakan, süt sağan, ekmek yapan, bahçesini sulayan, tarlada ekin biçen kadın; çoğu zaman evin sorumluluğunu da üretimin yükünü de birlikte taşıyor.
Köylerde kadın emeği olmadan tarımın, hayvancılığın ve gündelik yaşamın ne kadar eksileceğini görmek zor değildir. Buna rağmen kadınların üretimdeki katkısı zaman zaman aile işinin doğal bir parçası kabul edilerek görünmez hâle getiriliyor.
Sanayi geliştikçe kadınlar fabrikalarda, atölyelerde ve üretim bantlarında da yer aldı. Dokumadan tekstile, gıdadan elektroniğe kadar pek çok alanda çalışan kadınlar ülke ekonomisinin büyümesine katkı sundu.
Bugün vardiyaya giren, üretim yapan, emeğiyle evini geçindiren ve aynı zamanda ailesinin sorumluluklarını paylaşan kadın, toplumun en önemli güçlerinden biridir.
Kadının çalışması bir lütuf değil, haktır. Eşit işe eşit ücret, güvenli çalışma ortamı, fırsat eşitliği ve emeğinin karşılığını alabilmek temel bir adalet meselesidir.
Bugün kadınları devletin ve toplumun hemen her alanında görüyoruz. Kadın vali ve kaymakamlar kamu yönetiminde, kadın hâkim ve savcılar adalet hizmetlerinde sorumluluk üstleniyor. Kadın doktorlar, hemşireler, öğretmenler, mühendisler, akademisyenler, polisler, askerler ve belediye çalışanları toplum için emek veriyor.
Tır şoförü kadınlar uzun yolları aşıyor, çiftçi kadınlar toprağı işliyor, esnaf kadınlar işletmelerini yönetiyor, girişimci kadınlar yeni istihdam alanları oluşturuyor.
Bütün bunlar bize tek bir gerçeği gösteriyor: Kadının yeteneği, başarısı ve hayalleri hiçbir meslekle veya toplumsal kalıpla sınırlandırılamaz.
Kadının gücünü konuşurken yaşadığı sorunları da görmeliyiz.
Şiddet, ayrımcılık, erken yaşta ve zorla evlilik, eğitimden uzak bırakılma, iş hayatındaki eşitsizlik, emeğinin karşılığını alamama ve karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmeme hâlâ çözüm bekleyen önemli sorunlardır.
Kadına saygı, yalnızca özel günlerde söylenen güzel sözlerle ölçülmez. Asıl önemli olan; kadının güven içinde yaşayabilmesi, eğitim alabilmesi, çalışabilmesi, düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi ve kendi hayatı hakkında karar verebilmesidir.
Bir toplumun gelişmişliği, kadınlarına sunduğu imkânlarla da ölçülür. Kız çocuklarının eğitimine yapılan yatırım, yalnızca bir çocuğun değil, bütün toplumun geleceğine yapılan yatırımdır.
Kadınların çalışma hayatına katılması aile ekonomisini güçlendirir, karar mekanizmalarında yer alması toplumsal bakış açısını zenginleştirir. Ancak bütün bunlar, kadının omuzlarına daha fazla sorumluluk yüklemek anlamına gelmemelidir.
Ev içindeki sorumluluklar paylaşılmalı, çalışan kadınların üzerindeki yük hafifletilmeli, annelik bir engel veya tek başına taşınması gereken bir sorumluluk olarak görülmemelidir.
Kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, eşit haklara sahip iki insandır. Kadının yükselmesi erkeğin gerilemesi değildir. Kadının hakkını alması, ailenin ve toplumun güçlenmesidir.
Bir annenin emeğine saygı duymak kadar, anne olmayan kadının da insan olarak haklarına, emeğine ve tercihlerine saygı göstermek gerekir. Çünkü kadını yalnızca anneliğiyle tanımlamak, onun insan olarak sahip olduğu kimliği ve özgürlüğü görmezden gelmektir.
Kadın; anne olabilir, yönetici olabilir, bilim insanı olabilir, işçi olabilir, sanatçı olabilir, şoför olabilir. Bütün bunların ötesinde, kendi hayatının öznesi olan bir insandır.
Kadına değer vermek, geleceğe değer vermektir.
Geçmişten bugüne uzanan kadın emeğine baktığımızda, bu gücün tek bir unvana, göreve veya başarıya sığmadığını görüyoruz.
Bazen cephe gerisinde taşınan bir cephanede, bazen tarlada toprağa düşen terde, bazen fabrikada tamamlanan bir üründe, bazen mahkeme salonunda verilen adil bir kararda, bazen de evladının elini tutarak ona umut veren bir annenin yüreğinde karşımıza çıkıyor.
Unutmayalım: Kadın, yalnızca güçlü olduğu için değil, insan olduğu için saygıyı hak eder. Onun emeğini tanımak, haklarını korumak ve eşit fırsatlar sunmak bir iyilik değil, adaletin gereğidir.
Tarihi kadınların emeğini görmeden eksik okuruz. Bugünü kadınların katkısı olmadan eksik yaşarız. Geleceği ise kız çocuklarına eşit fırsatlar sunmadan güvenle kuramayız.
Kadın; hayatı büyüten, üreten, koruyan ve gerektiğinde yeniden ayağa kaldıran büyük bir emeğin adıdır.
Ona verilecek en güzel değer, yalnızca sözle teşekkür etmek değil; eşitliği, güveni, eğitimi, adaleti ve saygıyı hayatın her alanında sağlamaktır.
Çünkü kadının güçlü olduğu bir toplum, geleceğe daha güvenle yürür.
Gazeteci-Yazar Hasan Mesut EKMEN

