ZİGZAG ÇİZENLER, ORADAN ORAYA SAVRULANLAR! BİZİ ŞAŞIRTTILAR MI?

    20.10.2026
    ZİGZAG ÇİZENLER, ORADAN ORAYA SAVRULANLAR! BİZİ ŞAŞIRTTILAR MI?

    Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Esma Müjgan Çelikkol makalesinde;

    Hayır! Açıkçası, bekliyorduk.

    Yoldan çıkanlara yenileri ekleniyor. Dün başka türlü konuşanlar, bugün bambaşka bir çizgide karşımıza çıkıyor. Dün savunduklarını bugün unutanlar, kendilerini o makamlara taşıyan insanlara sırtını dönenler var.

    Peki, makam ve çıkar uğruna ilkelerinden vazgeçen, inandığını söylediği değerleri bir kenara bırakan bu insanlara ne demeli?

    Aslında toplumda bu tür davranışları anlatan pek çok kelime var:

    • Makamperest, menfaatperest: İnançlarını, ilkelerini ve toplumsal sorumluluklarını değil; makamını, gücünü ve kişisel çıkarlarını önceleyenler.
    • Siyasi dönek: Dün bir görüşü savunurken bugün tam tersini söyleyen, kendisini destekleyen kitleye sırtını dönenler.
    • Fırsatçı (oportünist): Şartlara göre renk değiştiren, ilkesinden çok işine geleni düşünenler.
    • Çıkarcı (pragmatist): Attığı her adımda kendi kazancını hesaplayan, değerleri ve ilkeleri ikinci plana atanlar.
    • Makyavelist: Amacına ulaşmak veya elindeki gücü korumak için her yolu mubah gören, gerektiğinde eski yol arkadaşlarını bile gözden çıkaranlar. Bu kavram, adını 16. yüzyıl düşünürü Niccolò Machiavelli’den alır.

    Bütün bunların ortak noktası, kişisel çıkarların ilkelerin önüne geçmesidir. Siyaset dilinde bu tür davranışlar, niteliğine ve koşullarına göre siyasi yozlaşma, ilkesizlik veya siyasi sadakatsizlik olarak değerlendirilebilir.

    Şimdi kendimize soralım:

    Onurlu, omurgalı bir siyasetçi, bütün bu sıfatların kendisiyle birlikte anılmasını nasıl içine sindirebilir? Hele söz konusu olan, halka hizmet etmek ve halkı temsil etmek iddiasıyla o makamlara gelen kişilerse…

    Makam sahibi olmak, güç kazanmak, birkaç fırsat yakalamak, dünyalık biriktirmek insanın gözünü bu kadar mı kör eder?

    Peki ya dün kendilerine inanan, güvenen, destek veren insanlar? Onların emeği, umudu ve beklentisi hiç mi hesaba katılmaz?

    İnsaf, vicdan, dürüstlük ve insanlık nerede?

    HUKUK VE ETİK: MESELE SADECE YASALARA UYGUNLUK MU?

    Bir kamu görevine gelmek, o görevin sağladığı imkânları kişisel çıkarlar için kullanma hakkı vermez. Kamu görevi bir ayrıcalık değil, sorumluluktur. Siyasi makamlar da kişisel kazanç kapısı değil, halka hizmet etmenin aracıdır.

    1. Çıkar çatışması ve kamu yararı

    Kamu görevlilerinin ve karar vericilerin uyması gereken en temel ilkelerden biri kamu yararını gözetmektir.

    Hukuk açısından: Kamu gücünün kişisel çıkar sağlamak amacıyla kullanılması, olayın niteliğine ve somut delillere bağlı olarak görevi kötüye kullanma, rüşvet veya irtikap gibi suçlar kapsamında değerlendirilebilir. Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi de görevi kötüye kullanma suçunu düzenler.

    Etik açıdan: Bir kişinin makamını kendisi, ailesi veya yakın çevresi lehine kullanması; tarafsızlık, dürüstlük ve kamu yararı ilkeleriyle bağdaşmaz. Kamu görevi, kişisel zenginleşmenin veya yakın çevreye ayrıcalık sağlamanın aracı hâline getirilmemelidir.

    Çünkü kamu gücü, onu kullanan kişinin değil, toplumun emanetidir.

    2. Temsil yetkisi ve seçmene karşı sorumluluk

    Seçimle iş başına gelen kişiler, yalnızca bir makam kazanmaz; aynı zamanda kendilerine güvenen insanların iradesini temsil etme sorumluluğunu da üstlenir.

    Hukuki açıdan: Bir milletvekilinin veya belediye başkanının parti değiştirmesi, tek başına ve her durumda suç sayılmaz. Bunun hukuki sonuçları, ilgili anayasal ve yasal düzenlemelere ve somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.

    Etik açıdan ise mesele daha derindir. Bir siyasetçinin kendisini o makama taşıyan insanlara, savunduğunu söylediği değerlere ve verdiği sözlere karşı sorumluluğu vardır. Siyasi tercihlerini yalnızca kişisel çıkarları doğrultusunda değiştirmesi, hukuken suç oluşturmasa bile ciddi bir güven ve temsil sorunu doğurabilir.

    Seçmenin verdiği destek, sadece sandıkta kullanılan bir oy değildir. Aynı zamanda bir güvendir. Bu güvenin kişisel hesaplara kurban edilmesi, insanların siyasete ve adalete olan inancını zedeler.

    3. Siyasi etik ve hesap verebilirlik

    Türkiye’de kamu görevlileri için etik ilkelere ilişkin düzenlemeler bulunuyor. Ancak siyasetçilerin etik sorumlulukları, mal varlıklarının şeffaflığı, çıkar çatışmalarının önlenmesi ve siyasi kararların denetlenmesi gibi konularda tartışmalar sürüyor.

    Siyasi etik meselesi tam da burada önem kazanıyor.

    Bir siyasetçinin yalnızca yaptığı işlerin yasalara uygun olup olmadığı değil, sahip olduğu yetkiyi hangi amaçla kullandığı da sorgulanabilmelidir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim, kamu güveninin korunması açısından vazgeçilmezdir.

    Siyasi etik düzenlemelerinin amacı, gücün kişisel çıkarlara dönüştürülmesini önlemek ve kamu görevini üstlenen kişilerin topluma karşı sorumluluklarını güçlendirmektir.

    Çünkü denetimsiz güç, zamanla kendisini hesap vermek zorunda olmayan bir ayrıcalık gibi görmeye başlayabilir.

    HUKUK BAŞKA, ETİK BAŞKA!

    İşin en önemli noktalarından biri de budur.

    Bir davranışın hukuken suç sayılmaması, onun ahlaken doğru olduğu anlamına gelmez.

    Hukuk, hangi davranışların suç olduğunu ve hangi yaptırımların uygulanabileceğini belirler. Etik ise insanın niyetini, dürüstlüğünü, sorumluluk anlayışını ve vicdanını sorgular.

    Bazen bir davranış yasal sınırlar içinde kalabilir ama yine de kamu vicdanını derinden yaralayabilir. İşte bu nedenle siyaset yalnızca kanunlarla değil, ahlak, dürüstlük ve hesap verebilirlik anlayışıyla da yürütülmelidir.

    Bu konuları anlamak ve çözüm üretmek için gelişmiş demokrasilerdeki denetim mekanizmalarını incelemek, Türkiye’de siyasi etik alanındaki eksiklikleri tartışmak ve görevi kötüye kullanma suçunun hukuki sınırlarını doğru değerlendirmek gerekiyor.

    Mesele yalnızca kimin hangi makama geldiği değil, o makamı hangi amaçla kullandığıdır.

    PEKİ, BİZ NE GÖRÜYORUZ?

    Bir tarafta savunulan ilkeler, verilen sözler ve kazanılmaya çalışılan güven… Diğer tarafta makam hesapları, kişisel çıkarlar ve bir anda değişiveren siyasi duruşlar.

    İnsan ister istemez soruyor: Dün söylenenler mi samimiyetsizdi, yoksa bugün yapılanlar mı?

    Elbette her siyasi değişikliği peşinen ihanet veya çıkarcılık olarak nitelendirmek doğru olmaz. Ancak ortada kişisel menfaat uğruna ilkelerden vazgeçildiğine dair ciddi işaretler varsa, bunları sorgulamak da toplumun en doğal hakkıdır.

    Üstelik kamuoyunun bilmediği, henüz açıklığa kavuşmamış daha neler olabilir? Her iddianın delilleriyle ortaya konması, her hukuki sürecin kendi içinde değerlendirilmesi gerekir. Suçlamalarla kesinleşmiş hükümleri birbirine karıştırmadan, gerçeklerin açığa çıkmasını beklemek en doğrusudur.

    Ama bir şey de unutulmamalı: Makamlar geçici, insanın geride bıraktığı itibar kalıcıdır.

    Yoldan çıkanlara yenileri eklenir mi, zaman gösterecek.

    Biz izleyelim, sorgulayalım ve bekleyelim.

    Görelim bakalım, daha neler göreceğiz!

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.