12 EYLÜL: KORKUNUN VE SESSİZLİĞİN BAŞLADIĞI GÜN

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
12 Eylül 1980…
Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi görünür. Oysa Türkiye için bir dönemin kapandığı, başka bir dönemin başladığı gündür. Sabah uyandığımızda yalnızca bir hükümetin değiştiği bir ülke yoktu artık. Sokakların, meydanların, üniversitelerin, sendikaların, derneklerin ve düşüncenin üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü. Tanklar sokaklardaydı.Meclis susturulmuştu.Siyaset askıya alınmıştı.Gazeteler, kitaplar, türküler, şiirler ve düşünceler bile kuşku konusu olmuştu.
12 Eylül, yalnızca bir askerî müdahale değildi. İnsanın düşünme, konuşma, örgütlenme ve itiraz etme hakkının ağır biçimde sınırlandığı bir dönemin başlangıcıydı.Binlerce insan gözaltına alındı.Tutuklamalar yaşandı. Cezaevleri gençlerle, öğrencilerle, işçilerle, sendikacılarla, siyasetçilerle, aydınlarla doldu. İşkence ve kötü muamele, insan onurunu ayaklar altına alan karanlık uygulamalara dönüştü.
Bir ülkenin tarihine, belleğine korku yerleştirildi.
En acısı da buydu belki…
İnsanlar yalnızca başlarına geleceklerden değil, düşüncelerini söylemekten korkar hâle geldiler. Çünkü baskı yalnızca bedene uygulanmaz. Bazen asıl hedef, insanın içindeki özgür sesi susturmaktır.
Oysa düşünce suç değildir.
Sorgulamak suç değildir.
Farklı düşünmek suç değildir.
Haksızlığa itiraz etmek suç değildir. Demokrasi, tam da farklı düşünen insanların birlikte yaşayabilmesinin adıdır.
12 Eylül’ün bize bıraktığı en önemli derslerden biri budur: Demokrasi kendiliğinden varlığını sürdüren bir düzen değildir. Onu korumak gerekir.Hukuk üstün değilse güç hukukun yerine geçer.
Özgür basın yoksa gerçeklerin yerini korku alır.
Bağımsız yargı yoksa adalet yara alır. Örgütlenme özgürlüğü yoksa toplum sessizleşir. Düşünce özgürlüğü yoksa ülkenin geleceği karanlığa teslim edilir.
Bugün 12 Eylül’ü anarken geçmişin acılarını yeniden yaşatmak için değil, aynı acıların bir daha yaşanmaması için anımsamalıyız. Çünkü unutulan acılar, geleceğin güvencesi olamaz.
12 Eylül’ün üzerinden yıllar geçti. Ama bazı tarihler yaşanıp bitmez.Bazı tarihler toplumların hafızasında yaşamaya devam eder. 12 Eylül de onlardan biridir.
Bugün bize düşen görev; intikam duygusunu büyütmek değil, adaleti ve demokrasiyi büyütmektir.
Karanlığın karşısına aydınlığı, korkunun karşısına cesareti, suskunluğun karşısına sözü, baskının karşısına özgürlüğü,
adaletsizliğin karşısına hukuku koymaktır. Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, insanların susmasında değil; özgürce konuşabilmesindedir.
12 Eylül’ü unutmayalım.
Gözaltında, cezaevlerinde, işkencelerde, darağaçlarında ve baskı altında yaşamları kararan insanları unutmayalım. Ama en önemlisi, onların yaşadıklarından gerekli dersi çıkaralım:Bir daha hiçbir gerekçeyle demokrasi askıya alınmasın. Bir daha düşüncelerinden dolayı insanlar susturulmasın.
Bir daha insan onuru çiğnenmesin. Bir daha hukuk, gücün gölgesinde kalmasın. Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir.
Demokrasi; özgürlüktür, eşitliktir, adalettir, hukuktur.
Ve demokrasi, ancak onu savunan insanların olduğu yerde yaşayabilir.
12 Eylül’ü unutma Türkiye!
Unutma ki bir daha yaşanmasın.
