BU DÜNYA HEPİMİZİN

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hayrettin Bulut makalesinde;
İnsan haklarından söz ederken çoğu zaman yalnızca insanı merkeze koyuyoruz. Oysa yaşadığımız dünya, yalnızca insana ait bir dünya değildir. Bu evren; insanıyla, hayvanıyla, ağacıyla, kuşuyla, toprağıyla ve bütün canlılarıyla ortak yaşam alanımızdır.
Sokak canlarının da yaşama hakkı vardır. Onların dili bizimki gibi değildir ama acıyı, korkuyu, açlığı ve sevgiyi hissederler. Bir canlının konuşamıyor olması, onun haklarının olmadığı anlamına gelmez.
Evrensel hakların temelinde yaşam vardır. Yaşam hakkı ise yalnızca güçlü olanın, konuşabilenin veya kendini savunabilenin hakkı değildir. Tam tersine, asıl insanlık; kendisini savunamayanın yanında durabilmekle ölçülür.
Sokakta yaşayan bir köpeği, kediyi ya da başka bir canlıyı gördüğümüzde önümüzde sadece bir hayvan yoktur. Yaşam mücadelesi veren bir can vardır.
Bir kap su, bir kap mama, soğukta açılmış küçük bir yuva, hastalandığında uzatılan yardım eli… Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir. Fakat o canlının dünyasında bunlar, hayata tutunmak demektir.
İnsanca yaşamanın en onurlu tarafı, kendisine muhtaç olan canlıya tepeden bakmak değil; onun yaşam hakkına saygı göstermektir.
Elbette ortak yaşam alanlarında kurallar, güvenlik ve sorumluluklar olmalıdır. Ancak çözüm; şiddet, eziyet, terk etme veya yaşam hakkını yok saymak olamaz. Çözüm; merhamet, bilim, kısırlaştırma, tedavi, sahiplendirme, rehabilitasyon ve sorumlu yerel yönetim politikalarıyla insanla hayvanın güven içinde yaşayabileceği bir düzen kurmaktır.
Çünkü hayvan hakları yalnızca hayvanların meselesi değildir. Bu mesele, bizim nasıl bir toplum olduğumuzun aynasıdır.
Bir toplum sokaktaki savunmasız bir canlıya nasıl davranıyorsa, aslında kendi vicdanını da öyle tarif eder.
Unutmayalım:
Bu dünya bize miras kalmadı; bizden sonraki canlılara emanet edildi.
İnsanın doğa üzerindeki gücü, ona her istediğini yapma hakkı vermez. Güç, beraberinde sorumluluk getirir.
Bir kedinin sokağın köşesinde güvenle uyuyabilmesi, bir köpeğin korkmadan yaşayabilmesi, bir kuşun gökyüzünde özgürce uçabilmesi yalnızca hayvanların değil, insanlığın da vicdan meselesidir.
Çünkü gerçek medeniyet; beton binaların yüksekliğiyle, yolların genişliğiyle veya sahip olduğumuz teknolojiyle ölçülmez.
Gerçek medeniyet, güçsüz olana nasıl davrandığımızla ölçülür.
Ve belki de hepimizin kendimize sorması gereken en önemli soru şudur:
Biz bu dünyayı yalnızca kendimiz için mi istiyoruz, yoksa bütün canlılarla paylaşmayı öğrenebilecek kadar insan olabilecek miyiz?
Cevap, yalnızca sözlerimizde değil; sokakta karşılaştığımız her canlının bize bakışında saklıdır.
Çünkü bu dünya hepimizin. Yaşam hakkı da hepimizin.
Empati duy ,sevgiyle bak ,yaşamak daha kolay ve güzel olur.
