30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Kurtuluş Savaşı’na katılıp şehit ya da gazi olanların öykülerini; gazilerin ve şehit çocuklarının ağzından canlı canlı dinledim. Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir yeri olan I. ve II. İnönü zaferlerinin ünlü komutanı İsmet İnönü’nün radyo konuşmalarını da çok dinledim.
Bu zaferi kazanan, üzerinde yaşadığımız ülkeyi bize emanet eden dedelerimizi ne kadar ansak, ne kadar minnet duysak ve onlarla ne kadar övünsek azdır.
Kurtuluş Savaşı; benim yaşımda olanlar ile benden büyük olanların tanıklıklarıyla yakından bildiğimiz, duyduğumuz bir savaştır.
26 Ağustos’ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle başlayıp 30 Ağustos 1922’de zafere ulaşan Büyük Taarruz ile vatan kurtarıldı.
Kurtuluş Savaşı’nda yitirdiğimiz canların yarattığı incinmeyi anne ve babalarımız iliklerine kadar yaşadılar; onlardan da bizlere geçti. Aradan altmış yıl geçip savaş uzaklarda kalınca bazı cahil kişiler çıkıp konuşmaya başladılar:
“Öyle büyük bir savaş değildi canım, küçük gruplarla yapıldı. O kadar büyütmeye gerek yok.”
“Aslında iki Mustafa Kemal var; biri vatanı kurtaran, dinine ve padişahına bağlı Mustafa Kemal; diğeri ise o öldükten sonra yerine geçen, devrimleri yapan; bizi Osmanlı’dan ve dinimizden koparan Mustafa Kemal.”
“Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi ne de hocalar asılırdı. Hiçbiri olmazdı.”
“Bu düzeni kuranlar Yahudilerdir.”
Bu ve benzeri sözleri, yazıları görünce gülüp geçiyorum. Nasıl Yahudilermiş ki önce vatanı kurtarıyor, sonra da ilerlememiz için devrimler yapıyorlar?
Söylenenlerin hepsi saçma ve asılsız sözlerdir. Bizler tarihimizin yakın tanığıyız. Öyle bin beş yüz, iki bin yıl öncesinden söz ediliyormuş da birçok şey karanlıktaymış gibi davranmak tam bir aldatmacadır.
Gazeteler, resmî belgeler ve telgraflar ortadadır. Bir de Atatürk’ün -tarihi çarpıtmak isteyeceklerin çıkacağını bildiği için- kendi elleriyle yazdığı Nutuk var elimizde. Yani Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet ve Devrim tarihimiz tüm belgeleriyle apaçık ortadadır.
Bir diğer canlı tanık Muzaffer İzgü’dür. O incinmenin getirdiği yoksulluğu yazdıktan sonra Atatürk’ü nasıl gördüğünü şöyle anlatır:
“…Bir ses, ‘Atatürk geldi!’ dedi. Herkes ayağa fırladı. Beş yaşında, ufacık bir çocuğum. Babamın pantolonunu, gömleğini çekiyorum, ‘Atatürk, Atatürk!’ diyerek… Millet alkışlıyor. Babam heyecanla beni aldığı gibi omzuna oturttu.
Bir gördüm Atatürk’ü !.. Aman Allah’ım, o ne heyecan! Havalardayım; alkışladım, alkışladım… Arka üstü düşüyordum, babam zor yakaladı.
O gün, 23 Mayıs 1938’de Atatürk’ün kürsüden söylediği bir söz var ki yaş betona çiviyle kazınmış gibi beynimdedir: Sağ elinin işaret parmağını kaldırarak ‘Çok çalışacağız arkadaşlar!’ dedi. Belki de yazdığım 154 kitabın, 24 tiyatro oyununun arkasında Atatürk’ün o gün söylediği o söz vardır. Ben bunu yerine getirdim.
Atatürk gittikten sonra babam, ‘Hasta hasta geldi Adana’ya!’ dedi. Babamın bu sözünü hiç unutmuyorum. ‘Baba,’ dedim, ‘niye hasta hasta geldi?’
‘Oğlum,’ dedi, ‘seni görmek için!’ Bir sevindim, bir hoşuma gitti… Atatürk beni görmeye gelmiş! Canım babacığım…”
Bizlere bu güzel vatanı ve Cumhuriyet’i bırakan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!


