Fedakârlık ne zaman sevgi, ne zaman tükenmişlik?

    16.08.2026

    Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız yazdı

    Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız, kaleme aldığı yazısında fedakârlık kavramının zaman içinde nasıl anlam değiştirebildiğine dikkat çekerek, kadın ve erkek ilişkilerinde tek taraflı fedakârlığın sevgi yerine dengesizlik ve tükenmişlik yaratabileceğini vurguladı. Yıldız, “Fedakârlık aptallık değildir; ancak fedakârlığın kötüye kullanılmasına izin vermek, insanın kendisine yaptığı haksızlığa dönüşebilir” ifadeleriyle karşılıklı değer görmenin önemine dikkat çekti.

    Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız, “Fedakâr, Fedakârlık” başlıklı yazısında, toplumda olumlu bir anlam taşıyan fedakârlık kavramının bazı ilişkilerde nasıl kişinin emeğinin ve sınırlarının görmezden gelinmesine dönüşebildiğini ele aldı.

    Fedakârlığın içerisinde sevgi, emek, sabır ve paylaşma olduğunu belirten Yıldız, asıl sorunun fedakârlığın kendisinden değil, bunun sınırlarının ortadan kalkmasından kaynaklandığını savundu.

    Yıldız, yazısında şu soruyu gündeme taşıdı:

    “Neden fedakâr olan insan, sonunda kendisini hep üzülmüş, kırılmış ve tükenmiş buluyor? Neden iyilik yapanın iyiliği görülmüyor da, bir süre sonra yaptığı her şey normal kabul ediliyor?”

    “Mesele kadın ya da erkek olmak değil”

    Yazısında özellikle kadın ve erkek ilişkilerindeki fedakârlık biçimlerini karşılaştıran Yıldız, kadınların aileleri, çocukları ve eşleri için yaptıkları fedakârlıkların zaman zaman “zaten yapması gereken” davranışlar olarak görülebildiğine dikkat çekti.

    Kadının evin ve ailenin yükünü üstlenmesi, çocuklarını büyütmesi, eşinin sorumluluklarını paylaşması ve kendi yorgunluğunu geri plana atmasının çoğu zaman sıradanlaştırıldığını belirten Yıldız, kadının bir gün “Ben de yoruldum” demesi halinde ise geçmişte yaptığı fedakârlıkların unutulabildiğini ifade etti.

    Yıldız, erkeklerin yaşadığı benzer duruma da dikkat çekerek, ailesi için çalışan, eşinin yükünü paylaşan ve kendi isteklerinden vazgeçen erkeklerin de zaman içerisinde “nasıl olsa yapıyor” anlayışıyla değerlendirilebildiğini belirtti.

    Bu noktada meselenin kadın veya erkek olmaktan çok, fedakârlığın sınırlarının ortadan kalkması olduğunu vurguladı.

    “Fedakârlık, hiçbir şey beklememek demek değildir”

    Sevgi Yıldız, fedakârlığın karşılıksız yapılabilecek bir davranış olduğunu ancak bunun kişinin hiçbir şekilde değer görmemesi gerektiği anlamına gelmediğini ifade etti.

    Yıldız’a göre bir insan sevdiği kişi için fedakârlık yapabilir; ancak karşılığında saygı, anlayış, değer ve emeğinin fark edilmesini istemesi son derece doğal.

    Yazısında bu düşünceyi şu sözlerle dile getirdi:

    “Bir insan sevdiği için fedakârlık yapabilir. Ama fedakârlık, karşılığında hiçbir şey beklememek demek değildir. En azından saygı, anlayış, değer görmek ve emeğinin fark edilmesini beklemek insan olmanın en doğal hakkıdır.”

    Sürekli veren kişiden sürekli vermesi bekleniyor

    Yıldız, toplumdaki önemli sorunlardan birinin de sürekli fedakârlık yapan insanların zamanla bu davranışlarının “normal” kabul edilmesi olduğunu belirtti.

    Bir insan sürekli olarak başkalarının ihtiyaçlarını öncelediğinde, çevresindeki insanların onun da yorulabileceğini veya bir noktada “hayır” diyebileceğini unutabildiğine dikkat çekti.

    Yıldız, sınır koymaya başlayan kişinin çevresinden “Sen değiştin” tepkisi alabileceğini belirterek bu yaklaşımı sorguladı:

    “Hayır… Belki de o insan değişmedi. Sadece artık kendisini tüketmek istemiyor.”

    Bu değerlendirmeyle Yıldız, kişinin kendi sınırlarını belirlemesinin değişmek veya bencilleşmek olarak görülmemesi gerektiğini savundu.

    “Fedakârlık aptallık değildir”

    Yazının dikkat çeken bölümlerinden biri de fedakâr insanların zaman zaman toplum tarafından küçümsenmesine ilişkin değerlendirmeler oldu.

    “Çok iyi niyetli”, “Nasıl hâlâ dayanıyor?” veya “Ben olsam yapmam” gibi ifadelerin fedakârlık yapan kişilere yönelik kullanıldığını belirten Yıldız, fedakârlığın aptallıkla eşleştirilmesine karşı çıktı.

    Yıldız’a göre fedakârlık; sevginin, vicdanın ve sorumluluk duygusunun bir sonucu olabilir. Ancak kişinin kendi sınırlarının sürekli ihlal edilmesine izin vermesi, zaman içerisinde kendisine karşı yaptığı bir haksızlığa dönüşebilir.

    “İyi insan her zaman verir” anlayışına eleştiri

    Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız, insanların çocukluk döneminden itibaren edindiği bazı düşüncelerin yetişkinlikte ilişkileri etkileyebildiğini belirterek, “İyi insan her zaman verir” anlayışını sorguladı.

    Yıldız, iyi insan olmanın kişinin kendisini tamamen yok etmesi anlamına gelmediğini vurguladı:

    “İyi insan verir ama kendisini yok etmez. İyi insan sever ama kendisini sevmenin de önemli olduğunu bilir. İyi insan affeder ama sürekli aynı yarayı açtırmaz.”

    Bu ifadelerle Yıldız, başkalarına karşı anlayışlı ve yardımsever olmanın kişinin kendi ihtiyaçlarını tamamen görmezden gelmesini gerektirmediğini dile getirdi.

    Tek taraflı fedakârlık ilişkilerde dengesizlik yaratıyor

    Yıldız, evlilikten arkadaşlığa, aile ilişkilerinden romantik ilişkilere kadar farklı ilişki biçimlerinde fedakârlığın karşılıklı olması gerektiğini belirtti.

    Bir tarafın sürekli veren, diğer tarafın ise sürekli alan konumunda olduğu ilişkilerin sağlıklı bir ortaklık olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Yıldız, şöyle yazdı:

    “Kadın da fedakâr olabilir, erkek de. Ama bir ilişkide fedakârlık tek taraflıysa orada artık sevgi değil, dengesizlik vardır.”

    Yıldız’a göre sağlıklı ilişkilerde tarafların birbirlerinin yüklerini paylaşması ve karşılıklı olarak birbirlerinin ihtiyaçlarını gözetmesi gerekiyor.

    “Bir gün kadın yorulur, bir gün erkek…”

    Yazıda fedakârlığın toplumdaki cinsiyet kalıplarıyla ilişkilendirilmesine de dikkat çekildi.

    Kadının aile içindeki sorumlulukları nedeniyle, erkeğin ise ekonomik ve toplumsal beklentiler nedeniyle fedakârlık yapmasının normalleştirilebildiğini belirten Yıldız, her iki cinsiyetin de yorulabileceğini hatırlattı.

    “Bir gün kadın yorulur. Bir gün erkek yorulur. Bir gün anne yorulur. Bir gün baba yorulur. Bir gün arkadaş yorulur.”

    Yıldız, kişinin “Artık benim de canım acıyor” demesinin kötü olmak anlamına gelmeyeceğini belirterek, bunun kişinin uzun süre bastırdığı ihtiyaçlarını fark etmeye başlaması olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

    “İnsanın geninde kullanmak yok”

    Toplumda bazı davranışların “insanın geninde var” şeklinde açıklanmasını da eleştiren Yıldız, insanların birbirlerini kullanmasının veya başkasının emeğini değersizleştirmesinin doğuştan gelen kaçınılmaz davranışlar olmadığını savundu.

    Yıldız, bu davranışların büyük ölçüde öğrenildiğini ve dolayısıyla değiştirilebileceğini belirtti.

    “İnsanın geninde kullanmak yok. İnsanın geninde değersizleştirmek yok. İnsanın geninde başkasının emeğini hiçe saymak yok. Bunları çoğu zaman biz öğreniyoruz. Ve yine biz değiştirebiliriz.”

    Kadınlara ve erkeklere farklı çağrılar

    Yazısında kadınların ve erkeklerin fedakârlıklarının toplum tarafından farklı biçimlerde değerlendirilmesine de değinen Yıldız, her iki tarafın da kendi yorgunluğunu ifade edebilmesi gerektiğini vurguladı.

    Yıllarca ailesi için mücadele eden kadınların yalnızca toplumsal roller üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Yıldız, kadınların kendi hayallerinin ve ihtiyaçlarının da önemsenmesi gerektiğini ifade etti.

    Benzer şekilde ailesi için kendisinden vazgeçen erkeklerin de “Erkek adam dayanır” anlayışıyla duygularını bastırmaya zorlanmaması gerektiğini belirtti.

    Yıldız’ın mesajı net:

    “Çünkü hepimiz insanız.”

    “Fedakârlık paylaşılmalıdır”

    Yazının merkezindeki mesajlardan biri, fedakârlığın ilişkilerde tek taraflı bir sorumluluğa dönüştürülmemesi gerektiği oldu.

    Yıldız, evlilikte, arkadaşlıkta, aile içinde ve aşk ilişkilerinde karşılıklı fedakârlığın önemine dikkat çekerek, sevginin bütün yükü tek bir kişinin omuzlarına bırakmak anlamına gelmediğini belirtti.

    “Çünkü sevgi, bir insanın omzuna bütün yükü bırakıp diğerinin sadece seyretmesi değildir.”

    Bu yaklaşım, fedakârlığın yalnızca “veren kişinin” sorumluluğu olmaktan çıkarılıp karşılıklı paylaşımın bir parçası olarak görülmesi gerektiğine işaret ediyor.

    “Sen değiştin” yerine “Sen de biraz dinlen” denilmeli

    Sevgi Yıldız, toplumdaki yaklaşımın değişmesi gerektiğini belirterek, sürekli fedakârlık yapan kişilerin sınır koymasını yadırgamak yerine onların ihtiyaçlarının fark edilmesi gerektiğini savundu.

    Yıldız, sürekli ailesi için mücadele eden bir kadına “Zaten kadınsın” demek yerine onun da hayalleri olduğunun hatırlanması gerektiğini; ailesi için kendinden vazgeçen bir erkeğe ise “Erkek adam dayanır” demek yerine onun da yorulabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtti.

    Bu yaklaşımın temelinde ise insanın yalnızca yaptığı fedakârlıklarla değil, kendi ihtiyaçları ve duygularıyla da değerli olduğu düşüncesi bulunuyor.

    “Fedakârlık kendini yok etmeye dönüşmemeli”

    Yıldız, yazısının sonunda fedakârlığın değerini reddetmediğini, aksine gerçek anlamının korunması gerektiğini vurguladı.

    Fedakârlığın sevgi ve sorumlulukla anlam kazandığını belirten Yıldız, kişinin kendisini tamamen tüketmesiyle sonuçlanan fedakârlığın zaman içerisinde sevgi olmaktan çıkıp “sessiz bir çığlığa” dönüşebileceğini ifade etti.

    Yazının en dikkat çekici mesajlarından biri de insanların birbirlerine sormaları gereken soruya ilişkin oldu:

    “Sen benim için ne yaptın?” demeden önce, “Ben senin yaptıklarının ne kadarını gördüm?”

    Yıldız, fedakâr insanların değerinin çoğu zaman ancak hayatlarından çıktıktan sonra fark edildiğine dikkat çekerek, bunun yerine insanların hayattayken birbirlerinin emeğini görmeleri gerektiğini savundu.

    “Değer görmek karşılıksız bir lüks değildir”

    Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız’ın yazısı, fedakârlık kavramını yalnızca aile ve romantik ilişkiler üzerinden değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişki üzerinden de ele alıyor.

    Yıldız’ın yaklaşımına göre başkaları için emek vermek, kişinin kendi ihtiyaçlarını tamamen yok saymasını gerektirmiyor. Fedakârlık yapılabilir; ancak bunun sürekli bir yükümlülüğe dönüşmesi ve kişinin sınırlarının yok sayılması sağlıklı bir ilişkinin göstergesi değil.

    Yazının finalinde Yıldız, bu düşünceyi tek cümlede özetliyor:

    “Fedakârlık karşılıksız olabilir; fakat değer görmek karşılıksız bir lüks değildir.”

    Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız, “Fedakâr, Fedakârlık” başlıklı yazısıyla okuyuculara, başkalarının yaptığı fedakârlıkları fark etmenin yanı sıra kişinin kendi sınırlarını, yorgunluğunu ve değerini de görmesi gerektiği mesajını verdi.

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.