Abhazya: Sessizliğin Coğrafyasında Sivil Olmak

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Kutarba Pınar Korkmaz makalesinde;
Savaşlar çoğu zaman cephelerden, haritalardan ve soğuk rakamlardan anlatılır. Oysa savaşın en ağır yükü cephede değil, dumanı tüten bacalardadır. Savaş; en çıplak, en acımasız haliyle evlerin içinde yaşanır. Tıpkı Abhazya’da olduğu gibi.
Abhazya denildiğinde akla genellikle politik tartışmalar, diplomatik dengeler ya da “tanınma” meselesi gelir. Ancak bu büyük başlıkların gölgesinde, yıllardır sessizliğe mahkûm edilmiş insani bir gerçek durur: Abhazya’da sivil olmak. Kadın, çocuk ya da yaşlı olmak; yani doğası gereği korunması gereken tarafta kalmak. Abhazların o köklü deyişindeki gibi: “İnsan toprağını kaybettiğinde yalnızca yerini değil, sesini de kaybeder.” Abhazya’nın sesinin uzun zamandır kısık olmasının temel nedeni de budur.
Savaş, bu coğrafyada yalnızca silahlı güçler arasında süren bir çatışma değildir. Savaş; evinden çıkamayan annelerin endişeli gözlerinde, çocuklarını susturmaya çalışan babaların titreyen ellerinde ve kaçacak yeri kalmayan yaşlıların o vakur ama kederli kabullenişinde sürer. “Sivil” olmak, teoride hedef olmamak demektir; ancak pratik bu vicdani kuralı tanımaz. Çünkü yine Abhazların deyimiyle: “Silah konuştuğunda masumiyetin dili tutulur.”
Bugün hâlâ dünya kamuoyunda yankı bulmayan, “çatışma” başlığı altında birer istatistiğe dönüştürülerek geçiştirilen sivil trajediler var. Oysa bunlar rakam değil; yarım kalan hikâyelerdir. Bir daha büyüyemeyen çocuklar, yaşlanamayan kadınlar, torunlarını kucağına alamayan dedeler… Ve her kayıp, Abhaz bilgeliğinin hatırlattığı üzere; “Bir evin değil, bir halkın eksilmesi” demektir.
Bazı trajediler vardır ki adı anıldığında insanın boğazı düğümlenir. Orada sadece ölüm değil, sivil olduğu bilindiği halde gelen, adeta göz göre göre mühürlenen bir kader vardır. Tarihin utanç sayfaları bu tür saldırılarla doludur, ancak o sayfalar her zaman herkes tarafından okunmaz. Ne yazık ki dünya, acıları bile seçerek sahiplenir; bazı halkların yasını manşetlere taşırken bazılarını görünmez kılar. Bazı çocukların ölümü dünyayı ayağa kaldırırken Abhazya’nın çocukları politik çıkarların ve uluslararası sessizliğin arasında unutulur.
Oysa “Gerçek, üstü örtüldükçe büyür.” ve “Adalet, güçlünün değil, hatırlayanın yanında durur.” Unutmak bir kaçıştır, insanı sorumluluktan kurtarır; ancak hatırlamak saf bir vicdan meselesidir. Hatırlamak, bir tarafı suçlamak değil, “insan” kalma onurunu korumaktır. Abhazya’daki sivil trajedileri anmak, bir daha yaşanmaması için verilen bir sözdür. Çünkü biliyoruz ki; “Unutulan acı, tekrar yaşanır.”
Bugün Abhazya, hâlâ kendi sessiz onuruyla ayakta duruyor. Kayıplarını gürültüyle değil, derin bir haysiyetle taşıyor. Ancak her onurlu suskunluk, bir parça duyulmayı hak eder. Abhazya’da sivil olmak, hayatta kalmaktan öte insan kalma mücadelesidir. Ve unutulan her canla birlikte dünyanın kalbi biraz daha ağırlaşır.
Eğer dünyada vicdan varsa sessiz çığlıklar görünür olmalı; Abhazya unutulmamalıdır
