Yeni Parti mi, Eski Siyasetin Yeni Tabelası mı?

    01.08.2026
    Yeni Parti mi, Eski Siyasetin Yeni Tabelası mı?

    Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

    Siyasette bazen isimler değişir, logolar değişir, genel başkanlar değişir…

    Ama asıl soru şudur: Zihniyet değişiyor mu?

    Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden “Yeni Parti” tartışmalarını izlerken aklıma sürekli bu soru geliyor. Çünkü siyasetin asıl meselesi yeni bir parti kurmak değil, gerçekten yeni bir siyaset üretebilmektir.

    Doğrusunu söylemek gerekirse, CHP’den kim ayrılmış, kim kalmış, yeni parti kurulmuş mu kurulmamış mı; bunlar ilk anda beni pek ilgilendirmedi.

    Çünkü Türkiye’de yeni parti kurmak artık sıra dışı bir olay olmaktan çıktı. Bugüne kadar onlarca parti kuruldu, onlarcası kapandı, bazıları isim değiştirdi, bazıları tabelasını yeniledi.

    Fakat bu tartışmanın farklı bir yönü var.

    Eğer görünenler ve bilinenler doğruysa; ortada bir illüzyon, perde arkasında dönen bir katakulli ya da bilinmeyen bir çapanoğlu yoksa yaşananlar, alışılmış bir parti içi ayrışma olarak açıklanamaz.

    Mahkeme kararıyla eski genel başkanın yeniden koltuğuna oturması, genel merkezin boşaltılması, polis gözetiminde yaşanan devir teslim görüntüleri, il ve ilçe teşkilatlarında yükselen gerilim… Tüm bunlar, sıradan bir liderlik kavgasının ötesine geçmiş; siyasetin hafızasına geçecek sıra dışı bir krizin işaretlerini veriyor.

    Yıllarca CHP’deki kurultay kavgalarını “parti içi demokrasi” diye anlatanlar vardı. Sandalyelerin havada uçuştuğu, küfürlerin edildiği, hiziplerin birbirine girdiği kurultaylar bile demokrasinin doğal sonucu olarak gösterildi.

    Şimdi aynı çevrelerin yaşananlara nasıl bir isim vereceğini merak ediyorum.

    Çünkü ortada basit bir lider değişimi değil, adeta iki ayrı siyasi yapı görüntüsü var.

    Burada cevaplanması gereken soru da budur:

    Yeni kurulan yapı gerçekten yeni bir siyasi hareket mi?

    Yoksa aynı kadroların, aynı anlayışın ve aynı siyasi kültürün farklı bir tabela altında yoluna devam etmesinden mi ibaret?

    Bir partiyi yeni yapan; tabelası, amblemi ya da genel başkanı değildir. Onu yeni yapan; ortaya koyduğu fikirler, yetiştirdiği kadrolar, kullandığı siyaset dili, benimsediği üslup ve milletin önüne koyduğu yeni vizyondur.

    Eğer bunlar değişmiyorsa, değişen sadece tabeladır.

    Türkiye’nin ihtiyacı ise yeni tabelalar değil, yeni bir siyaset anlayışıdır.

    Şimdiden kesin bir hüküm vermek zor. Ama hiç konuşmamak da gerçeklerden kaçmak olur ki bu da racona ters.

    Kamuoyuna yansıyan tabloya bakıldığında, Yeni Parti’nin siyasi yol haritasının İmamoğlu’nun etkisi ve yönlendirmesiyle şekillendiği yönünde yaygın bir kanaatin oluştuğu görülüyor. Bu çerçevede partinin ilk hedefinin toplumun tamamından destek almak değil, öncelikle CHP tabanındaki çözülmeyi hızlandırmak olduğu izlenimi doğuyor. Bugünkü gözlemlerime göre bu konuda kısmen başarılı olduklarını söylemek mümkün.

    O Mahalle’de şimdi Yeni Partililer ile CHP’liler arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Hakaretler, ağır ithamlar, sosyal medyada bitmek bilmeyen polemikler… Adeta aynı sokağın çocukları birbirine düşmüş gibi. Ağza alınmayacak sözlerin, desteksiz iddiaların ve kural dışı vuruşların bini bir para…

    Kavga izlemek ve tezahürat yapmak neredeyse bizim millî sporlarımızdan biri. Bir yerde gürültü, şamata, tartışma ve hengâme varsa davet beklemeyiz. Kimisi uzaktan seyrediyor, kimisi de eline çekirdeğini alıp en ince ayrıntısına kadar izlemeye koyuluyor. Ne yazık ki fikirlerin yarışmadığı yerde taraflar yarışıyor; siyaset konuşulmuyor, sadece tarafgirlik konuşuluyor.

    İşin en ilginç tarafı ise, kendi aralarındaki kavgadan yorulup kısa bir mola verdiklerinde bu defa hakemlere, yorumculara ve seyircilere laf yetiştirmeye başlamaları. İşte o zaman insan ister istemez tebessüm ediyor.

    Bir de “Yeni Parti’yi millet kurdu.” söylemi var.

    Peki millet neden kurdu?

    Hangi ihtiyaçtan doğdu?

    Hangi yeni fikri ortaya koyuyor?

    Bu sorulara bugüne kadar kamuoyunu tatmin edecek makul ve mantıklı bir cevap verilebilmiş değil.

    Geçtiğimiz günlerde Çanakkale Kordon’da Yeni Parti’yi desteklemek amacıyla düzenlenen destek yürüyüşünü izledim. Sloganlardan ve yürüyüş disiplininden organizasyonu yapanların bu tür etkinliklere yabancı olmadığı anlaşılıyordu. Ancak dikkatimi çeken başka bir ayrıntı vardı. Katılımcıların büyük bölümü 60-70 yaş bandındaydı. Orta yaşlılar ve gençlerin ilgisi ise oldukça sınırlı görünüyordu. Elbette tek bir yürüyüşten genel sonuç çıkarılmaz; fakat ilk izlenim olarak not edilmeye değerdi. Çünkü siyasetin geleceğini belirleyecek olan yalnızca geçmişin tecrübeli kadroları değil, aynı zamanda genç kuşakların bu harekete nasıl baktığıdır.

    Şimdilik herkes kendi baktığı pencereden değerlendirme yapıyor. Kimisi anketlere, kimisi kamuoyu araştırmalarına sarılıyor. Fakat eski bir söz vardır: Ak koyun, kara koyun sandıkta belli olur.

    Beğenmeyip dikkat çekici gelişme ise, zaman içinde beklediğini bulamayan, istediğini elde edemeyince Bu Mahalleyi beğenmeyip farklı adreslere yönelen; adeta “Ben küstüm, oynamıyorum.” diyerek mızıkçılık yapanların bugün sergiledikleri tavırdır.

    Tarikatından cemaatine, cemaatinden çeşitli oluşumlara, siyasi yapılardan kanaat önderlerine kadar pek çok kesim şimdilik açık konuşmasa da sözlerinden ve tavırlarından gönüllerinin Yeni Parti’den yana olduğu rahatlıkla hissediliyor.

    Doğrusu bütün bunları görünce insan şaşırmadan edemiyor.

    Bu İmamoğlu gerçekten nasıl bir siyasi figürmüş de bugüne kadar fark edememişiz dedirtiyor insana. Ne kadar Bu Mahalle kaçkını varsa neredeyse hepsinin dilinde aynı isim var.

    Düne kadar Bu Mahalle’nin yazarı olarak bilinen, sonrasında O Mahalle’ye geçen kimi saygın (!) ve itibarlı (!) kalemlerin de dün savundukları doğruları bir kenara bırakıp bugün Yeni Parti için methiyeler dizmeye başlamaları; siyasetin hafızasının ne kadar kısa, siyasi menfaatlerin ise ilkelerin önüne ne kadar kolay geçebildiğini bir kez daha gösteriyor.

    Çünkü siyasette en büyük hakem ne sosyal medya ne de anketlerdir. Son sözü her zaman millet söyler.

    Ne diyelim…

    Bekleyelim, görelim…

    Ak koyun da kara koyun da vakti gelince belli olur.

    Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu…

    Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.