Ülke Olarak İyi Günlerde Değiliz…

    20.06.2026
    Ülke Olarak İyi Günlerde Değiliz…

    Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde; Rahmetli Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un: “Tarih tekerrürden ibarettir, derler. İbret alınsaydı, tarih tekerrür eder miydi hiç?” dizeleri, bugünleri ve ülkemizde yaşananları özetler niteliktedir.

    Çünkü milletler için asıl tehlike, tarihin tekerrür etmesi değil; tarihin verdiği derslerin unutulmasıdır.

    Bugün ülkemizde genel olarak tüm siyasi yaşantımızı, özelde de CHP eksenli yaşananları tarih ve tekerrür penceresinden ele alarak; tarihimiz ile günümüz arasında benzerlikler kurup kıyaslama yapmak, günümüzde yaşananlarla ilgili daha net bir fotoğraf ortaya koyacaktır…

    Tarihte yaşananlar ile günümüzde yaşananlar dikkatlice incelendiğinde, şablon olarak neredeyse birebir aynı olduğu görüşecektir…

    Tarihin bazı dönemlerinde isimler değişir, aktörler değişir, devletlerin ismi ve sınırları değişir, şartlar değişir; ancak kullanılan yöntemler, kurulan ittifaklar ve ortaya çıkan sonuçlar şaşırtıcı derecede benzerlik gösterir…

    Hatta biraz dikkatli bakıldığında, bugün yaşanan birçok tartışmanın; geçmişte yaşanmış benzer kırılmaların, farklı isimler ve farklı aktörler üzerinden yeniden sahneye konulmasından ibaret olduğu da fark edilmektedir.

    Bu nedenle meseleleri yalnızca günlük siyasi çekişmeler üzerinden değil, tarihin uzun hafızası içerisinde okumakta fayda vardır…

    İşte tam da bu noktada bugünkü yaşananları doğru okuyabilmek için tarihe dönüp bakmak gerekir…

    Jön Türkleri veya günümüz dünyasında yaşananları, II. Abdülhamid Han’ın tahta geçtiği dönemdeki Osmanlı haritasını gözümüzün önüne getirerek, çok geriye gitmeden elli yıllık bir zaman dilimi ile sınırlı tutarak okuduğumuz zaman, bakış penceremiz kendiliğinden ortaya çıkacaktır…

    Jön Türkler, İttihat ve Terakki, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ortaya çıkan; devlet yönetimini değiştirmeyi, meşrutiyeti yeniden yürürlüğe koymayı ve siyasette yeni bir düzen kurmayı hedefleyen aydınlar (?), bürokratlar ve askerlerden oluşan bir hareketti.

    Başlangıçta hürriyet, adalet, reform ve meşrutiyet söylemleriyle geniş destek bulan bu hareket, zaman içerisinde devlet yönetiminde belirleyici hâle geldi. Ancak iktidar mücadeleleri, hizipleşmeler ve ülke yönetimine ilişkin tartışmalar da beraberinde büyüdü.

    Bugün geriye dönüp baktığımızda, o dönemde yaşanan siyasi çekişmelerin, liderlik tartışmalarının ve güç mücadelelerinin Osmanlı’nın geleceğini nasıl etkilediğini; sonuçta gelinen noktayı da daha net açıklamaktadır…

    Nitekim devletlerin çöküşü çoğu zaman dışarıdan gelen darbelerle değil, içeride başlayan siyasi kırılmaların büyümesiyle gerçekleşmektedir.

    İşte bu nedenle, günümüz siyasetinde yaşanan gelişmelere bakarken doğru okuyabilmek adına yalnızca bugünü değil, tarihin bize bıraktığı izleri de dikkate almak gerekiyor…

    Çünkü tarih bazen birebir tekrar etmez; fakat aktörleri, sloganları ve sahnesi değişse de benzer yöntemlerle insanlığın karşısına yeniden çıkmayı başarır…

    Tarihin bu noktasındaki kırılma, Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve II. Abdülhamid ile yaşanan mücadele süreciyle başladı…

    Siyasi gerilimlerin giderek arttığı bu dönemin sonunda 31 Mart Vakası yaşandı. Ardından Sultan II. Abdülhamid de tahttan indirildi. Osmanlı siyaseti yeni bir döneme girdi; ancak bu yeni dönem beraberinde daha büyük istikrarsızlıkları ve çözülmeleri de getirdi…

    Devam eden süreçte Balkan Harbi’nin yaşanması, Osmanlı Devleti’nin ciddi toprak kayıplarıyla yüzleşmesi, bu dönemin en ağır sonuçları arasında yer aldı. Bu süreçte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devlet yönetimindeki etkisi daha da belirgin hâle geldi.

    Bütün bu gelişmeler, devletlerin kaderini belirleyen kırılma anlarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir…

    O gün yaşanan siyasi atmosfer, güç mücadeleleri ve yönetim tartışmaları; devletin karar alma mekanizmalarını doğrudan etkileyen bir sürece dönüşmüştü.

    Bugün bu tarihî olaylara bakarken amaç; geçmişte yaşananları taraflı bir şekilde yeniden yorumlamak değil, o gün yaşanmış gerçeklikler üzerinden bugün benzer siyasi reflekslerin ve kırılma anlarının nasıl ortaya çıktığını dikkatle değerlendirmektir.

    Bu noktada, günümüzde de aynı coğrafyada kronolojik olarak yaşanan/yaşatılan toplumsal ve siyasi hareketler, bu tür kırılmaların farklı biçimlerde yeniden nasıl ortaya çıktığını net olarak göstermektedir.

    Geçmişte olduğu gibi, yakın zamanda Fransa’da başlayan, sonrasında Arap Baharı’na evrilen süreç; Ortadoğu’da uzun süredir biriken siyasi ve toplumsal gerilimlerin farklı ülkelerde peş peşe patlak verdiği bir dönem olarak kayda geçmiştir.

    Aynı dönemde Türkiye’de yaşanan Gezi Parkı olayları ve devamında 15 Temmuz kalkışması da Arap Baharı sürecinde, 31 Mart Vakası benzeri başka bir kırılma anı olarak karşımıza çıkmıştır.

    Ardından Mısır’da yaşananlar…

    Seçimle halkın büyük çoğunluğunun oyuyla göreve gelen Muhammed Mursi’nin görevden uzaklaştırılması ve ardından Kavalalı silüeti ile Abdul Fettah es-Sisi’nin askerî darbe ile yönetimi devralması; bölgedeki siyasi dönüşümlerin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

    Tüm bu gelişmeler, farklı coğrafyalarda ve farklı şartlarda yaşansa da toplum-devlet ilişkisi, siyasi rekabet ve güç dengeleri açısından tarih boyunca görülen bazı ortak örüntülerin günümüze yansımaları olarak okunmalıdır.

    Yöntemler farklı görünse de toplumsal hareketlerin yönlendirilmesi, algı yönetimi ve siyasi meşruiyet tartışmaları bakımından benzer tartışmaların tekrarlandığı görülmektedir.

    Bugün ülkemizde CHP eksenli yaşananların Türk siyasi hayatının bütününe sirayet etmeyeceğini düşünmek, safdillikten öte bir yaklaşım değildir.

    31 Mart Vakası’nda II. Abdülhamid’in görevden alınması için cemaat, tarikat ve şeyhülislamların Jön Türkler ile birlikte hareket etmesi ve o günlerde olduğu gibi kamuoyunu yanıltmak ve algıyı yönetmek üzere yayınlanan birçok gazetenin patronunun belli ülkelerde olması gibi; günümüzde de aynı gayeye hizmet eden patronlarının da aynı ülkede olmaları, cemaat ve siyaset ilişkilerinin iç içe geçmiş olması da dâhil olmak üzere birçok ortak payda ortadadır…

    Bu noktada tarihsel kırılmaların sadece tek bir coğrafya ya da tek bir dönemle sınırlı olmadığı da görülmektedir.

    Osmanlı’nın son dönemindeki çözülme süreci, merkezî otoritenin zayıflaması ve siyasi güç mücadeleleri üzerinden şekillenirken; benzer tartışmalar farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda da karşımıza çıkmıştır.

    Suriye, Libya, Irak ve İran hattında yaşanan gelişmeler; devlet yapısı, otorite, dış müdahaleler ve iç siyasi dengeler açısından farklı boyutlar taşısa da devletlerin kırılganlıkları ve güç mücadeleleri bağlamında benzer okumalara konu olmuştur. Her biri kendi içinde ayrı dinamiklere sahip olsa da merkez-çevre ilişkisi, siyasi rekabet ve yönetim krizleri açısından dikkat çekici paralellikler barındırmaktadır.

    İşte tam da bu nedenle meseleye bir bütün olarak bu pencereden bakmak teklifime bazıları itiraz edip reddetse de bu gözle olayları irdelemek, büyük resmi net olarak görmemize yardımcı olmaktadır…

    Tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların toplamı değil; aynı zamanda bugün olup biteni anlamak için elimizdeki en güçlü referans alanıdır.

    Bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP içerisinde yaşanan gelişmeler de sadece parti içi bir tartışma olarak okunamaz.

    Çünkü Türkiye gibi güçlü siyasi geleneklere sahip ülkelerde büyük partilerde yaşanan dönüşümler, çoğu zaman yalnızca o partiyi değil, bütün siyasal dengeyi etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.

    Ortaya çıkan tablo; liderlik mücadeleleri, yön tayin etme çabaları, iç rekabetler ve siyasi pozisyon alma süreçleri açısından tarihsel örüntülerle birlikte değerlendirilmesi gereken daha geniş bir resme işaret etmektedir.

    Bu yüzden, yaşananları sadece isimler üzerinden değil; yöntemler, refleksler ve tekrar eden siyasi davranış kalıpları üzerinden okumak gerekir.

    Sonuç; ülke olarak, iyi günlerde değiliz.

    Tarih boyunca yaşanan birçok kırılma anı, başlangıçta küçük ve sınırlı bir siyasi tartışma gibi görünmüş; ancak zaman içerisinde devletlerin ve toplumların kaderini etkileyen büyük dönüşümlere dönüşmüştür.

    Bugün CHP eksenli yaşananlar, yaklaşan daha büyük bir kasırganın habercisi niteliğindedir.

    Zira bu tür süreçler yalnızca bir partinin iç meselesi olarak kalmaz; dalga dalga tüm siyasi zemini etkisi altına alır.

    Oyun büyüktür; sahne geniştir, aktörler ise göründüklerinden çok daha derin bir denklemin parçalarıdır…

    Tarih ise çoğu zaman yalnızca sahnedekileri değil, sahneyi kuranları da kaydetmeyi ihmal etmez…

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.