“Türkiye’nin Ekonomisi Sömürge Düzenine Döndü, Sürdürülebilir Planlı Ekonomi Zorunludur”

Zafer Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Ekonomist Selçuk Geçer, Eskişehir İl Başkanlığı’nın EBB Turgut Özakman Sahnesi’nde düzenlediği “Ekonomik Çöküşten Çıkış: Milli Kalkınma” konferansında, Türkiye ekonomisinin alarm verici durumunu sert sözlerle değerlendirdi.
Geçer, ekonomiyi bir araba metaforuyla açıklayarak, “Önce güçlü bir motorunuz olacak, yani sağlam bir ekonomik sistem. Sonra gaz, fren, vites ve direksiyonla arabanızı yönetirsiniz. Para ve faiz politikaları yalnızca aracın kontrolü için vardır. Motoru olmayan bir arabada bunlar hiçbir işe yaramaz, olduğunuz yerde beklemeye devam edersiniz” dedi.
“Sömürgeye dönüşen Türkiye”
Geçer, Türkiye ekonomisinin çöküşünün tohumunun 2001 Kemal Derviş dönemi ile atıldığını söyledi: “O dönemde atılan adımlar ve çıkarılan kanunlarla Türkiye tekrar bir sömürge ülkesine dönüştü. AKP döneminde bu süreç hızlandı, stratejik ve milli varlıklarımız yabancı sermayenin kontrolüne girdi. TEKEL kapatıldı, şeker fabrikaları satılır hâle geldi, tarım bitirildi. Bankacılık sistemi ise yüzde 70-80 oranında yabancıların eline geçti. Bu artık doğrudan bir sömürü düzenidir.”
Geçer, Mustafa Kemal Atatürk’ün kapitülasyonlara karşı verdiği mücadelenin önemine de dikkat çekti: “Atatürk, öğrencilik yıllarından itibaren ekonomi gazetecisiydi, emperyalizme ve kapitülasyonlara karşı yazılar yazdı. Üretim ekonomisi olmadan enflasyon düşürülemez, kalkınma sağlanamaz. Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir İktisat Kongresi’ni topladı ve planlı ekonomi anlayışını başlattı.”
Planlı ekonomi ve sanayi devrimleri
Geçer, Atatürk dönemindeki planlı karma ekonomiyi örnek göstererek, “Gübre, şeker, çelik fabrikaları ve 46’dan fazla dev tesis kuruldu. Sümerbank tekstil üretimi, Denizbank denizciliği, Etibank madenciliği destekledi. Fabrikalar, limanlar ve demir ağları birbirine entegre edilerek gerçek bir milli ekonomi inşa edildi” dedi.
Milli ekonomi değil, tampon bölge ve ucuz iş gücü
Geçer, günümüz uygulamalarını eleştirerek, “Bütün parçaları Çin’den getirip burada birleştirmek, İsrail’den aldığın tohumla ürün yetiştirmek veya Avrupa know-how’ı ile araba üretmek milli ekonomi değildir. Suriyelileri ve kontrolsüz göçmenleri ucuz iş gücü olarak kullanmak da milli ekonomi değildir. Türkiye bugün bir tampon bölge hâline geldi. Kaynaklarımız sığınmacılara aktarıldı, ev fiyatları ve kiralar arttı, vatandaş işsizliğe mahkûm edildi” dedi.
EYT ve emekli gerçekleri
Geçer, erken emekliliğe karşı olmadıklarını ancak EYT’nin kazanılmış bir hak olduğunu vurguladı: “Devlet vatandaşına söz verdiyse, sözünü tutmalıdır. Bugün emeklilerimiz 20.000 TL ile yetinmeye mahkûm edilirken, TÜRK-İŞ açlık sınırını 35.000 TL olarak açıklıyor. Benim hesaplamama göre, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda ihtiyacı için gerçek açlık sınırı 57.000 TL. Bu gerçekleri gizliyorlar çünkü gerçeği söylerlerse asgari ücret ve emekli zamlarının yetersizliği ortaya çıkar.”
Sömürge ekonomisi değil, sürdürülebilir kalkınma
Geçer, mevcut sistemin serbest piyasa değil sömürge ekonomisi olduğunu belirterek, “Vatandaş açlığa, işsizliğe ve çaresizliğe mahkûm ediliyor. Aşırı fakirleşmiş insanların kaybedecek hiçbir şeyi kalmaz; bu durum hepimizin güvenliğini tehdit eder. Türkiye’nin kalkınması için planlı ve sürdürülebilir ekonomiye dönmek kaçınılmazdır. Devletin işin içinde olduğu, özel sektörün önünün açıldığı üretim odaklı bir sistem inşa etmeliyiz. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, ülkemizin kalkınması ve çocuklarımızın geleceği için elimizi taşın altına koymalıyız” dedi.
