İZMİR’DE KONUŞULAN SESSİZ YAPI
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Araştırmacı Yazar Dr. Dilek Baran’ın Kaleminden
İzmir’de yıllardır eğitim camiasının içinde sessizce konuşulan ama yüksek sesle dillendirilmeyen bazı gerçekler artık görmezden gelinemez bir noktaya ulaşmıştır.
Özellikle bazı devlet okullarında görev yapan yönetici kadroları hakkında ortaya atılan iddialar; sadece eğitim sistemini değil, devlet kurumlarındaki liyakat ve güven meselesini de yeniden tartışmaya açmaktadır.
Bugün hâlâ 15 Temmuz’un yalnızca geçmişte kalmış bir olay olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır.
Çünkü o gece bu ülkenin vatan evlatlarının hayatına mal olan yapılanmaların izlerinin tamamen silinip silinmediği sorusu toplum vicdanında hâlâ canlılığını korumaktadır.
Ünlü sosyolog Max Weber şöyle der:
“Devleti güçlü yapan şey, kuralların kişilere göre değil; liyakate göre işlemesidir.”
Tam da bugün sorgulanması gereken mesele budur.
İzmir’de bazı eğitim kurumlarında;
Millî Eğitim Bakanlığı’nın talimatlarını uygulamayan,
kendi düzenini koruyan,
belirli çevrelerle hareket ettiği iddia edilen yapıların konuşuluyor olması tesadüf değildir.
Çünkü mesele yalnızca eğitim değildir.
Mesele; devletin en kritik alanlarından biri olan okullarda kimlerin hangi referanslarla yükseldiğidir.
Bugün dönüp bakılsın…
Geçmişte Afrika ülkelerine sık sık gidip gelenler kimlerdi?
Kimler bir gecede İzmir’in “prestijli” okullarında yönetici kadrolarına taşındı?
Hangi bağlantılar hâlâ tamamen deşifre edilmedi?
Kimlerin kariyer yükselişi liyakatle değil, görünmeyen ilişkiler ağıyla şekillendi?
Daha da düşündürücü olan ise;
haklarında yıllardır çeşitli iddialar konuşulan bazı kişi ve kişilerin hâlâ aynı makam koltuklarında oturmaya devam etmesidir.
İşte toplum vicdanını asıl rahatsız eden nokta tam olarak budur.
Çünkü insanlar artık sadece geçmişi değil;
o geçmişin izlerinin bugün hangi kurumlarda, hangi görevlerde ve hangi unvanlarla yaşamaya devam ettiğini de sorgulamaktadır.
Bütün bunların toplum tarafından sorgulanması artık doğal bir durumdur.
Çünkü eğitim kurumları yalnızca ders anlatılan yerler değildir.
Devletin geleceğinin şekillendiği alanlardır.
Ünlü Fransız sosyolog Pierre Bourdieu ise yıllar önce şu uyarıyı yapmıştı:
“Eğitim sistemi bazen bilgiyi değil, gücü elinde tutanları yeniden üretir.”
Bugün tam da bu nedenle toplumun beklentisi nettir:
Şeffaflık.
Liyakat.
Geçmiş bağlantıların titizlikle incelenmesi.
Ve devlet kurumlarında hiçbir yapının gölgesine izin verilmemesi…
Çünkü 15 Temmuz yalnızca bir darbe girişimi değil;
devlet kurumlarına sızmanın nelere mal olabileceğinin en ağır toplumsal derslerinden biridir.
Ne yazık ki tüm bu tartışmalara ve yıllardır dile getirilen iddialara rağmen, bazı kişi ve yapıların etkilerinin tamamen sona ermediği yönündeki toplumsal kaygılar devam etmektedir.
Daha da acısı;
bu kişi ve kişilerin bir bölümünün hâlâ devletin en prestijli proje okullarında görev almaya devam ettiği ve eğitim sistemini bilimden, özgür düşünceden ve liyakat anlayışından uzaklaştırarak eğitimi köreltmeye devam ettiği yönündeki eleştiriler her geçen gün daha yüksek sesle dile getirilmektedir.
YORUMLAR

