“Bölge Adım Adım Ekolojik Felakete Sürükleniyor”

    05.06.2026
    “Bölge Adım Adım Ekolojik Felakete Sürükleniyor”

    5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla kapsamlı bir açıklama yapan Yenişehir Çevre Platformu Sözcüsü Erkan Erdem, İznik Gölü’nden Boğazköy Barajı’na, Kirazlıyayla’dan Yenişehir Ovası’na kadar uzanan geniş coğrafyada çevresel yıkımın giderek derinleştiğini belirterek, kamu kurumlarını, yerel yönetimleri ve ilgili bakanlıkları göreve çağırdı. Erdem, yaşananların münferit sorunlar değil, denetimsizlik, plansızlık ve çevreyi ikinci plana atan kalkınma anlayışının sonucu olduğunu söyledi.

    Dünya Çevre Günü’nün yalnızca temsili etkinliklerle değil, doğayı koruyan somut adımlarla anlam kazanacağını vurgulayan Erkan Erdem, bölgenin dört bir yanında alarm veren çevre sorunlarının artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaştığını ifade etti.

    “İZNİK GÖLÜ CAN ÇEKİŞİYOR”

    İznik Gölü’nün son yılların en ağır çevresel baskılarından biriyle karşı karşıya olduğunu belirten Erdem, bilimsel araştırmaların gölü su kalitesi bakımından “kirli” sınıfında değerlendirdiğini hatırlattı.

    Gölde yapılan çeşitli akademik çalışmalarda mikroplastik kalıntıları, pestisit kalıntıları ve çeşitli kirletici unsurların tespit edildiğini söyleyen Erdem, yaşanan tablonun yalnızca kuraklıkla açıklanmasının gerçekleri perdelemek anlamına geleceğini dile getirdi.

    “Bugün İznik Gölü’nün yaşadığı kriz yalnızca iklim değişikliğinin sonucu değildir” diyen Erdem, şöyle devam etti:

    “Kontrolsüz sanayileşme, yetersiz denetimler, yanlış su politikaları, plansız kullanım ve çevresel ihmaller yıllardır gölü adım adım tüketmektedir. Kuraklığı gerekçe göstererek insan kaynaklı tahribatı görmezden gelmek bilimsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.”

    Erdem, gölden çekilen su miktarının da ciddi şekilde sorgulanması gerektiğini belirterek özellikle sanayi kuruluşlarının su kullanımının şeffaf biçimde ortaya konulması gerektiğini söyledi.

    “Yağışların normal seyrettiği dönemlerde bile göl kıyısının yüzlerce metre gerilemesi tesadüf değildir” diyen Erdem, “Çiftçiyi tek başına hedef göstererek bu sorundan kurtulamayız. Sanayi tesislerinin gölden çektiği su miktarı, yeraltı su kaynaklarının durumu ve denetim mekanizmaları bütüncül şekilde değerlendirilmelidir. Aksi halde Türkiye’nin en önemli doğal miraslarından biri olan İznik Gölü’nü geri dönülmez biçimde kaybetme riskiyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

    “BOĞAZKÖY BARAJI SANAYİ KİRLİLİĞİNİN BASKISI ALTINDA”

    Açıklamasında Boğazköy Barajı’ndaki çevre sorunlarına da değinen Erdem, İnegöl merkezli sanayi faaliyetlerinin yıllardır bölgedeki su kaynakları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu öne sürdü.

    Özellikle organize sanayi bölgesi ile mobilya ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösteren işletmelerin oluşturduğu kirlilik yükünün, havzanın ekolojik dengesini tehdit ettiğini belirten Erdem, geçmiş yıllarda yaşanan balık ölümlerinin bu tehlikenin somut göstergesi olduğunu söyledi.

    2023 yılında baraj çevresinde yüzlerce balığın ölü halde kıyıya vurduğunu hatırlatan Erdem, resmi incelemelerde balık ölümlerinin Kalbur Deresi üzerinden taşınan endüstriyel atıklar ve sudaki oksijen yetersizliğiyle ilişkilendirildiğini kaydetti.

    Üniversiteler tarafından yürütülen akademik çalışmaların da havzadaki su kalitesinin alarm verdiğini ortaya koyduğunu belirten Erdem, şu değerlendirmede bulundu:

    “Boğazköy Barajı yalnızca bir su kütlesi değildir. On binlerce dönüm tarım arazisinin can damarıdır. Buradaki kirlilik sadece balıkları değil, çiftçiyi, üretimi, gıda güvenliğini ve halk sağlığını da tehdit etmektedir. Sulama suyunun niteliği bozulduğunda bunun faturası doğrudan üreticiye ve tüketiciye çıkacaktır.”

    “KİRAZLIYAYLA’NIN HESABI VERİLMEDEN ÇEVRE GÜNÜ KUTLANAMAZ”

    Kirazlıyayla’da Meyra Madencilik’e ait atık barajının çökmesiyle yaşanan çevre felaketinin etkilerinin hâlâ tam anlamıyla ortaya konulamadığını vurgulayan Erdem, olayın bölgedeki madencilik faaliyetlerinin yarattığı riskleri açık biçimde gözler önüne serdiğini ifade etti.

    Kazanın ardından kamuoyunun tatmin edici şekilde bilgilendirilmediğini savunan Erdem, bölgede yaşayan vatandaşların uzun süredir su kaynakları ve tarım alanları üzerindeki etkiler konusunda kaygı duyduğunu söyledi.

    “Kirazlıyayla olayı unutulacak bir kaza değildir” diyen Erdem, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu olay, denetim mekanizmalarının ne kadar yetersiz olduğunu ve madencilik faaliyetlerinin doğa üzerinde ne kadar büyük riskler oluşturduğunu göstermiştir. Çevreyi koruma konusunda gerçekten samimi olunacaksa önce Kirazlıyayla’nın hesabı verilmelidir. Sorumluların ortaya çıkarılması ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınması şarttır.”

    “YENİŞEHİR OVASI’NDA SANAYİ VE MADEN BASKISI BÜYÜYOR”

    Yenişehir Ovası’nın Türkiye’nin en verimli tarım alanlarından biri olduğunu hatırlatan Erkan Erdem, son yıllarda artan sanayi yatırımları ve maden projelerinin tarımsal üretim üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi.

    Tarım topraklarının korunmasının yalnızca çiftçilerin değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğu olduğunu belirten Erdem, stratejik üretim alanlarının geri dönüşü olmayan biçimde kaybedilme riskiyle karşı karşıya bulunduğunu ifade etti.

    “Bir ülkenin geleceği betonla değil, üretimle güvence altına alınır” diyen Erdem, “Tarım alanlarını sanayi ve madencilik baskısına teslim etmek, yalnızca toprağı değil, gelecek nesillerin gıda güvencesini de tehlikeye atmaktır. Yenişehir Ovası sıradan bir arazi değildir; Bursa’nın ve Türkiye’nin üretim merkezlerinden biridir” dedi.

    “AYNI İHMALİN VE DENETİMSİZLİĞİN FARKLI YÜZLERİ”

    Açıklamasının sonunda bölgedeki tüm çevre sorunlarının ortak bir zeminde buluştuğunu vurgulayan Erdem, yaşananların birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

    “İznik Gölü, Boğazköy Barajı, Kirazlıyayla ve Yenişehir Ovası aslında aynı tablonun farklı parçalarıdır” diyen Erdem, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ortak sorun denetimsizliktir, plansızlıktır, çevrenin ekonomik çıkarlar uğruna ikinci plana itilmesidir. Su kaynaklarımızı, tarım topraklarımızı ve doğal yaşam alanlarımızı koruyamazsak gelecek nesillere bırakacağımız bir çevre kalmayacaktır. Dünya Çevre Günü’nü kutlamak istiyorsak önce doğaya karşı işlenen bu ihmallerle yüzleşmeli, sonra da kalıcı çözümler üretmeliyiz. Aksi halde yapılan kutlamalar yalnızca göstermelik etkinliklerden ibaret kalacaktır.”

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.