BEN CEZA EVİNDEYKEN

    30.05.2026

    Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Evde sıkıldım yürümek ve temiz hava almak için parka doğru yola çıktım. Parka girince banklarda oturanları taradım. Tek başına oturan, ben yaşlarda, saçlarına aklar düşmüş bir adamı gözüme kestirip karşısındaki banka iliştim “günaydın!” dedim. Laflayacak birini bulmanın sevinciyle kıpırdadı, gülümsedi “günaydın!” dedi.
    Böylece söyleşimiz başlamış oldu. Yaş ileri, ileri doğru planlar olmayınca laf döner dolaşır anılara gelir. Boğazını temizleyip, kalçalarını sağ sol yapıp banka iyice yerleştirince güzel bir söyleşinin zeminini hazırlıyormuş gibi bir izlenim edindim. Adı Adil olan adam anılarını anlatmaya başlayınca ben de içimden; “Yüce rabbim yazacak konuyu verdikçe veriyor; kimi konu yanıma geliyor, kimi konunun yanına ben gidiyorum.” diye düşündüm. Adil bey başladı anlatmaya:
    “Şimdi üstadım, ben ceza evindeyken…” deyip bir süre sessiz kaldı. O kısa sürede yaşadığım huzursuzluğun tadını çıkardıktan sonra sözlerine devam etti. “Siz de kızıma dünür gelenlerin ruh halindesiniz biliyorum efendim. İzah edeyim: Kızımı istemeye geldiler. Daha önceden tanışmıyoruz tabi. Ben bir ara “ben ceza evindeyken…” diye konuşmama başlayınca dünürcüler birbirlerinin gözlerine, sonra hepsi damat adayının gözüne; “sen bizi kimlerle muhatap ettin be çocuk?” der gibi baktılar. Sözlerime devam edince rahat bir nefes aldılar. Birazdan siz de rahat bir nefes alacaksınız merak buyurmayınız efendim.
    Meslek lisesi elektrik bölümünden mezun oldum. Askerlik dönüşü girdiğim sınavla ceza evine elektrik teknikeri olarak atandım. Gardiyanlar beni mahkûmla dolu koğuşa bırakır demir kapıyı dışarıdan kilitlerdi. İçeride her türden suçlu ile baş başa kalırdım. İlk günlerde çok korksam da zamanla alıştım. Elektrikçinin el aleti kontrol kalemi, pense ve tornavida olur bilirsiniz. Ben göğsüme cepli özel bir önlük yaptırdım. Malzemeleri o cebe koyar yeleğimi üzerine sıkıca kapatır işimi yapardım. Koğuşun elektrik arızalarını giderdiğim, televizyon ve radyoların çalışmasını sağladığım için beni mahkûmlar sevinçle karşılardı. Gönüllü mahkûm diye de takılırlardı.
    Koğuşa yeni bir mahkûm gelmişti. Hangi suçtan geldiğini sorduğumda “yankesicilikten” dediler. Koğuş ağası:
    “Adil usta sen şimdi sigara paketini bana ver ikimiz de imzalayalım. Yeleğin ve önlüğünün altındaki gömlek cebine koy. Bizim yankesici bakalım senin sigaranı çalacak mı deneyelim.” dedi. İmzaladığımız paketi gömlek cebime koydum. Üzerine tornavida önlüğümü ve yelek fermuarımı çektim. Merdivene tırmanıp çalışmaya başladım. Tavandaki lambayı yakmaya uğraşırken merdiven sallandı. Düşmek üzere iken bir grup mahkûm imdadıma yetişti ve beni yaralanmaktan kurtardılar. İşimi bitirdikten sonra koğuş ağası:
    “Bak bakalım senin paket yerinde mi? “dedi. Baktım sigara paketi yok. Yankesici sırıtarak imzalı paketi uzattı. “Nasıl aldın yahu? “dememle; “senin arka cebindeki cüzdanda beş lira kâğıt para ve bir de düğme var. Bak istersen” deyince cüzdanımda düğme olduğundan haberim yoktu. Cüzdanı açtım baktım gerçekten beş lira ve bir düğme vardı. O düğmeyi cüzdanıma yankesici koymuştu. Bu olaya çok şaşırmıştım. Ben merdivende düşme tehlikesi geçirirken o da yardıma gelmiş(?) o arada sanatını konuşturmuş demek ki…
    Bir koğuşu ziyaretimde mahkûmun biri: “Sen tornavidaları göğsüne gizleyerek geliyorsun ya, onun hiçbir faydası olmaz bilesin. Bir isyan anında elli kişiyiz seni tutar tüm aletlerini ele geçiririz. Bu bizim için çocuk oyuncağı.” dedi. Ben de: “Olsun ben yine de tedbiri elden bırakmayayım.” dedim.
    Bir koğuşun televizyonu çalışmıyormuş içeri girdim televizyonu tamir ettim mutlu oldular. İçlerinden biri yanıma gelip; “sen iyi bir adama benziyorsun. Sana bir sır vereyim; eğer ceza evinde isyan çıkacaksa koğuş sessizliğe bürünür, çıt çıkmaz. Artık iletişim küçük kâğıtlara yazılan, elden ele gönderilen mesajla sağlanır. Öyle zamanlarda koğuşlara gelme.” demişti. Bir yıl olmuştu ceza evine düşeli çok şükür nahoş bir olayla karşılaşmamıştım.
    Bir koğuşa girdiğimde sessizlik dikkatimi çekti, “ne o isyan mı çıkartacaksınız? Sessizlik var da” diye espri yaptım güya. Hemen beni kollarımdan yakalayıp yere yatırdılar. Sakladığım tornavida ile kontrol kalemini kolayca aldılar. İkisi kollarımdan tutup bir başkası boğazıma tornavida dayalı şekilde demir kapıya vurarak gardiyanı çağırdı. Ben korkudan titremeye başladım. Tornavidayı boğazıma dayayan tutuklu: “Korkma Adil. Sana bir şey yapmayız.” dese de benim titremelerim geçmedi. Boğazıma tornavida dayayan mahkûm babasını kesmiş öyle gelmişti ceza evine. Onun sözüne nasıl güvenebilirdim? Müdürü istediler. Müdür gelmeyince boğazımı çizdirip kan akıttılar. Bu durumu gözetleme deliğinden gören gardiyan müdüre durumun vahim olduğunu aktarmış olmalı ki, müdür geldi. Ne istediklerini sordu. İsyancı başı:
    “Günde iki öğün yemek istiyoruz. Az ekmek veriyorsunuz. Doymuyoruz. Her gün yatağa aç giriyoruz. Yemeğimizin artırılmasını istiyoruz. Hasan’ı hücreye attırdınız. Ona gardiyanlar işkence ediyorlar. Feryatlarını geceleri dinletiyor bizi uyutmuyorlar. Onu koğuşuna göndermenizi istiyoruz. Eğer bunları yapmazsanız bu elektrikçiyi şişleyeceğiz.” dediler. Müdür biraz süre istedi. Verdiler. Bir süre sonra gardiyan gözetleme penceresini açıp:
    “Tamam. Bırakın Adil’i” demesiyle beni bıraktılar. Dışarı çıktığımda çok mutluydum ama bu korkudan sonra bir daha içeri girmemeye, istifa edip başka bir işe girmeye karar verdim. İstifa dilekçemi verdim. Müdür istifamı kabul etmedi. Bir ay izine gönderdi.
    İzinden döndüğümde odamı toplarken bir gardiyan “Müdür seni çağırıyor.” dedi. Müdürün odasına gittiğimde tayinimin TEDAŞ’a yapıldığını öğrendim.
    Ya işte böyle arkadaş; ben ceza evindeyken…”

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.