MAX BEER
Kitap adı: Max Beer. Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelenin Tarihi. Yazarı: Max Beer. Çeviri: Zühtü Uray. Yayına hazırlayan: Hüseyin Turhan. Türü: Tarih. Sayfa sayısı: 704.
Tercüme eserler yoluyla milli kütüphanemizi zenginleştirmek gerekir. Böylece Atatürk devriminin esas prensibi olan, vatanımızı ve milletimizi başarıya ulaştırmak ödevini başarmış oluruz. Sosyalistlik hakkında fikir sahibi olmak gerekir.
Herhangi bir fikri açıkça ortaya koymak ve kritikleri yapmak gerekir. Bir fikrin karşısına daha kuvvetli fikirle çıkmak gerekir. Demokrasiyi yaşatmak için çözümleri sosyalizmde aramak gerekir.
Bütün toplumlar gelişmelerini İlkçağ, Ortaçağ, Yakınçağ ve içinde bulunduğumuz zamanlar sıralamasına göre, sürdürmüşlerdir. Geçirilen zaman devirlerinin her birinin kendine özgü: toplumsal, ekonomik, fikri nitelikleri vardır. İlkel devirde topluluklar göçebe halinde yaşarlar. Eşitlik temeline göre yaşarlar. Kolektif mülkiyet vardı. Yazı bilinmiyordu. Topluluğu krallar, başbuğlar yönetiyordu. Geçirilen devirlerin her birinin kendine özgü nitelikleri vardır.
Toplumların yerleşik sisteme geçmesiyle özel mülkiyet başlar. Tarımcılık başlamıştır. Toplum sınıflara ayrılır. Ticaret gelişir. Böylece Ortaçağ’a gelinmiş olur.
Ortaçağ’da mitoloji ya da teoloji ve bunun yanı sıra yasalar gelişmeye başladı. Yahudilerde “On Tanrı Buyruğu”, Eski Yunan’da “Drakon Yasası”, Roma’da “On İki Masa Yasası” örnek olur.
Yahudilerde Ortaçağ İ.Ö. X. Yüzyılda başladı. Yunanlılarda Ortaçağ İ.Ö. 1.000 yılına doğru başlar. Romalılarda ise İ.Ö. VIII. Yüzyılda başlamıştır.
Ortaçağ’da şehir burjuvazisi tarafından temsil edilen zanaat ve ticaret gelişti. Bu sınıf yeterli bir gelişme düzeyine vardıktan sonra Ortaçağ son buldu. Soylular sınıfı, burjuvalaşmaya başladı ve yok oldu. Yakınçağ başlamış oldu.
Yahudiler kurtuluşlarını, Tevrat’taki Yehova olan Tanrı’ya bağlamışlardı. Stoacılar kurtuluşu, kendi inançlarına göre, her yanı Tanrı’nın zerrecikleriyle dolu olan Doğa’ya bağlamışlardı. Bu iki akım, Hıristiyanlığın içinde kaynaştı.
Sosyal adalet, toplumların hayatlarının anlamıdır.
Halka, dürüst çalışmayla rahata erilmesi öğütlenir. Neşe ve başarı, çalışmakta aranır. Çalışanlara selâm! Gönderilir.
Platon’a göre, yasaları toplumun sınıfları yapmışlardır. Kuralları bozanlar, kuralları koyanlar tarafından cezalandırılır. Toplumun genel çıkarını gözeten yasalar, doğru ve haklı yasalardır. Platon’un yaşadığı çağda, sınıf devleti kurulmuştu. Borçlarını ödeyemeyenler, aileleriyle birlikte köle yapılıyordu. Esnaf ve zanaatkârlar bağımsızlıklarını günden güne yitirdiler. Toprak mülkiyetini elinde tutan soylular sınıfının yanı sıra, bir burjuva sınıfı kuruldu. Bu iki sınıf birleşerek bir yöneticiler sınıfı meydana getirdiler.
Isparta’da Lyeurgue Anayasası uygulandı. Bu ideal bir anayasa oldu. Daha sonraki yıllarda Roma’da bu anayasanın etkisi oldu. Isparta ekonomisi, köle emeğine dayanarak üretim yapıyordu. Özgür Ispartalılar bu üretimi tüketiyordu. Ispartalılar spora ve savaşa önem verdiler. Felsefeyle ilgilenmediler.
Isparta iki kral tarafından yönetiliyordu. Yasa tasarıları ilkin Senato’ya, daha sonra da son sözü söyleyecek olan Halk Meclisi’ne sunuluyordu. Kralları denetleyen beş kişilik bir kurul vardı. Isparta’da herkesin birlikte oturduğu sofrada yemek yeme alışkanlığı vardı.
Atina’da Drakon tarafından, Drakon Kanunları hazırlandı. Bu kanunlar kimseyi memnun etmedi. Solon kendi ismiyle anılan kanunları yaptı. Borç yüzünden köleliği kaldırdı.
Platon, Atina’da yaşadı. Atina’da anayasa ve devlet konusunda çalışmalar yaptı. Atina’da halk, efendiler ve köleler olarak ayrılmıştı. Ayrıca halk, zengin ve fakir olarak ayrılmıştı.
Tiyatro oyunlarında zenginlik ve fakirlik dile getirilir. Bu tiyatro oyunları, güldürü şeklindeki skeçler olur. Hayali bir dünya anlatılır. Canlı ve cansız varlıklar, insanlar gibi hareket ederler. “İyi olalım. Göreceğiz ki az sonra her şey iyi olacaktır” sözü temel düşünce olur.
Stoacı Okul, bütün insanların kardeşliği düşüncesini savunur. Kurucusu Zenon olur. Zenon, doğal hukuku hayatın biricik temeli sayıyordu. Kadın-erkek eşitliğinden, malların eşitliğinden ve evrensel kardeşlikten yanaydı.
İskender ile beraber Helence geniş bir alana yayıldı. Roma İmparatorluğu’nda Helence düşünce hayatına etkiliydi. Platon ve Stoacı Okul, bu konuda önemli rol oynuyordu.
Yunan şehir devletleri, Roma yönetimine dâhil oldular. Latince ile beraber Yunanca da konuşulmaya devam etti.
Başta Roma’da Patricen ve Plebien isimli iki topluluk vardı. Plebienler devleti yönetiyordu. Daha sonra iki topluluk anlaşıp eşit oldular. Bu iki sınıftan Roma’nın soylu sınıfı oluştu. Devletin bütün kilit noktalarını ellerine geçirdiler. Sömürgeci bir politika güttüler. Akdeniz’i ve kıyılarını egemenlikleri altına aldılar.
Roma, üretken bir devlet değildi. Asker ve yağmacı bir devletti. Özeti: insanlar kemiklerine kadar sömürülürdü. Roma sermayesi, savaş alanlarının sırtlanıydı. Yağma ya da yenilen ülkeden alınan haraçla semirirdi. İşletmeler büyüdü. Köleler çalıştırıldı. Hür işçiler işsiz kaldılar. İşsizler yardımla geçinen asalak bir sınıf oldular. Seçimler sırasında gerekli oyları sağlayan bir oy deposu oldular. Zenginlikler az sayıda kimsenin elinde toplanmıştı. Hür köylüler azaldı. Köle ayaklanmaları oldu.
Askerlere komutanları, “topraklarınızı savunuyorsunuz” diyorlardı. Savaşa teşvik ediyorlardı. Fakat askerlerin çoğunun toprağı yoktu.
Köylü çiftlikleri kuruldu. Toprakların bir kısmı, köylülere dağıtıldı. Yeni topraklar işletmeye açıldı. Tiberius ve kardeşi Coius reform çalışmalarını sürdürmeye çalıştılar.
Çiçeron, varlıklıların ve yönetimi elinde tutanların sözcüsüydü. Catilina ise yoksulların isteklerini dile getiriyordu. Toprak bölüşülmesi nedeniyle anlaşmazlıklar çıkıyordu. İç savaş oluyordu. Çiçeron toprak reformlarına karşıydı. Çiçeron konuşma ustalığını kullandı. Catilina yoksullar ve ezilenler tarafından sevilmişti. Zenginlik ve iktidar istekleri bir tarafta, özgürlük istekleri bir tarafta yer aldı. Çiçeron ve Catilina taraftarları savaştılar. Çiçeron taraftarları savaşı kazandılar. Roma’da yönetim oligarşi tarafından yapılıyordu.
Roma’da üretim işlerini köleler yapıyordu. Zanaat çalışmalarını ve ev çalışmalarını köleler yapıyordu. Binlerce kişilik köle orduları vardı. Köle bulmak için insan avları düzenleniyordu. Köleler zincire vurularak çalıştırılırdı. Kölelere köle olduklarını belirten damga vurulurdu. Kölelerin kaçmalarının cezası, ateşte yakılarak öldürülmekti. Sağlam yapılı köleler, gladyatör yapılırdı.
Bilgili, görgülü mahpuslar ve rehineler ise eğitmen ya da yönetmen yapılırdı. Daha sonra da özgür olurlardı. Bunların çoğu Yunanlı ve Mısırlılardı.
“Güneş Devleti” sözü, komünist devlet anlamına geliyordu. Bergama’da Güneş Devleti kuruldu. Romalılar Bergamalıları yendiler. Güneş Devleti yıkıldı.
Spartaküs başkanlığındaki köle ordusu, Güney İtalya’yı ele geçirdi. Roma ordularını yendi. Burada bir yönetim oluşturdular. Değerli maden kullanılmasını yasakladılar. Roma ordusu ile Spartaküs ordusu karşılaştı. Roma ordusu galip geldi. Spartaküs yaralı olarak kaçtı.
Uyumlu bir toplumsal düzen isteği, daha iyi bir din ve ahlak bulmak isteğiyle birlikte gidiyordu. İnançlar dünyası daha insancı daha yalın bir ahlak anlayışı aramışsa, orada dinin ve Tanrı düşüncesinin daha manevi olmaya başladığı görülmüştür. Tanrı düşüncesi de soyut bir özellik kazanmış oldu.
Yoksullar ve ezilmekte olanlar, durumları gereği her şeyden önce ürünlerin daha doğru bir biçimde bölüşülmesinden yanaydı. Aydınlar düşüncelerine uygun bir inanç kaynağı arıyordu. Sağlam bir metafizik gerçeklere dayanarak, kalplerdeki karışıklığa son vermek istiyordu.
Komünizm ve inanç iki ayrı akımdır. Komünizm, halk yığınlarını etkisi altına aldı. Din aydınları etkiliyordu. Komünist bir akım ortaya çıktı. Komünizm, kolektif üretim ve kolektif tüketim özelliği taşır. Aydınlar Hıristiyan teolojisini kurdular. Komünizm ve din akımı, Hıristiyan kilisesinin bazı büyüklerinde birleşmiş olarak görülüyor.
Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nda emekçilerin komünizmiydi. Romalılar felsefe ve dini Yunanlılardan aldılar. Roma’nın halk tabakaları ideolojiyi, Yunan ve Musevi kültürünün habercilerinden aldılar.
İsa, din, politika, toplumsal bakımdan, Yahudi ve Roma uygarlığının dışında olmak istiyordu. Bu yüzden ölüme mahkûm edilerek çarmıhta can verdi.
İsa, bütün insanların bir tek babası vardır. O da gök katındadır. Onun buyrukları geçerli olsun! Güç onundur. Sonsuza kadar güçlü olan odur. Hayatın temelini insanlık üstüne ve yeniden kurmak gerekir. Herkesin herkes için çalışması gerekir. Diyordu.
İsa, hem Tanrı’ya hem servete hizmet etmek olanaksızdır, dedi. Yüreklerine Tanrı imanını koymuş olanlar, birlikte yaşıyorlar ve her şeylerini aralarında bölüşüyorlardı. İhtiyaçlarına göre kazancı paylaşıyorlardı. Her şey herkesindi. Yoksulluk da kutsal kabul ediliyordu. Tanrı yasası ve savaş yasası ayrımı yapılıyor.
İskenderiye’deki komünist anlayış: Tanrı’nın adaleti en başta, ortaklık ve eşitliğe dayanır. Evrende her şey kolektif olur. Gök, yeryüzünün her yanına uzanır. Gök, yeri eşit bir biçimde büsbütün örter. Işık, herkesin üstüne, eşit olarak düşer.
Roma’da III. Yüzyılda Hıristiyanlığa ve diğer dinlere, eşit haklar tanındı. Hıristiyanlık da devletin dini olmuştu.
Roma İmparatorluğu’nda toprak mülkiyeti, derebeylik düzenine dönüştü. Şehirlerdeki küçük zanaatçılar, loncalar biçiminde örgütlendi. Köy halkı, toprağa bağlı köleler durumuna geldikçe, köylerden şehirlere göç artıyordu.
Üretim ve yaşama araçları azaldı. Buna bağlı olarak nüfus da azaldı. Toprak için çalışan insana ihtiyaç vardı. Sonunda asker sayısı azaltıldı. Barbar saldırıları sonucu, Roma işgal edildi. Daha sonra Roma’da, askeri bir hükümdarlık kuruldu. Zanaatların babadan oğula geçtiği bir kastlar sistemi örgütlenmesi oluştu.
Roma İmparatorluğu, IV. Yüzyılın sonunda Batı Roma İmparatorluğu ve Doğu Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrıldı. Batı Roma İmparatorluğu, Cermenlerin saldırıları sonucu yıkıldı. Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu adıyla daha bir süre yaşadı.
Roma İmparatorluğu, üretici bir köylü nüfusu üzerine kurulmuştu. Ekici köylü nüfusu azaldı. Bütün üretim, köle emeğine dayandı. İlkin kölelik, daha sonra da toprağa bağlı kölelik, ülkenin üretim çalışmasına damgasını bastı.
Roma İmparatorluğu “İlkçağ” da, savaşarak ihtiyaçlarını düşmanlarından haraç olarak alıyordu. Üretim durunca, barbarların saldırısı sonucu, Roma İmparatorluğu yıkıldı. Bu yıkıntıların üstüne Cermenler, yeni politik örgütler kurdular.
İlkçağ komünizmi, politik ve maddi amaçlar peşindeydi. Platon’un isteği, ideal bir devletti. Ispartalıların komünizmi, köleler üstüne kurulu bir efendiler topluluğuydu.
Ortaçağ komünizmi, dini ve ahlaki niteliklere dayanır. İlkçağ düşüncesi ve çağdaş düşünce, mantıki ve nesnel bilgiye dayanır. Ortaçağ düşüncesi, inanca dayanır. Mistiktir. Ortaçağ düşüncesi, tarihi olayları daha çok, arkasında tanrısal sırların olduğu birer görüş kabul eder. Tarihi olaylara, sembolik bir yorum verir. Çağdaş insan, maddi bakımdan gelişme ve başarı arar. Ortaçağ insanı ise her şeyde önce, ezeli ve ebedi değerleri arar.
Ortaçağ komünizmi, yapılan kötülüklere karşı bir protesto hareketidir. Ortaçağ komünizmi, ahlaki ve dinsel değerlerin etkisi altındadır. Kötülüğü ortadan kaldırmak ve sosyal adaleti kurmak istenir. Yoksulluk uğruna, din uğruna acı çekmek: erdem sayılır. Tanrısal etkenlerin temel sayıldığı ahlaki ve dini bir dünya istenir.
Hıristiyanlık, Yahudi diniyle İskenderiye felsefesinin kaynaşmasından doğmuştur. Hıristiyanlık, dinsel etkinin toplumsal hayata gittikçe daha büyük etki etmesi olmuştur.
Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu ile birleştikçe: dogmacı, tutucu kimliğe büründü. Hıristiyanlık, özel mülkiyeti savunur oldu. Keşişler tepki olarak toplumdan uzaklara giderek, komünist topluluklar kurdular. Resmi din anlayışının dışına çıktılar.
Hıristiyanlığın davranışları Ortaçağ’a çileci bir yaşam biçiminden yana çıkan toplumsal bir gelenek bırakmıştı. Hıristiyanlıkla ilgili verilen bilgiler, topluluk anlayışı üstüne kurulu bir yaşama düzenini gerçekleştirme isteğini arttırmıştır.
İhtiyaç ön plana çıkarılarak kural oluşturulur. “Benimdir dediğin ekmek gerçekte aç olanındır. Dolaplarda saklı tuttuğun giyim eşyaları gerçekte çıplak olanındır.” Örnek olur.
Özel mülkiyete karşı çıkılır. Her şeyin toplumun malı olması istenir. Bütün yurttaşları bir yapının içinde aynı masanın çevresinde toplayan yasalar ve gelenekler uygulayan toplum olunması istenir.
Özgürlük ve baskı, zenginlik ve yoksulluk zıtlığı, insan tabiatının dışına çıkmaktır. Kıskançlık günahtır. Toplu halde bir arada yaşamak, masrafları kısar.
Stoacıların “Doğa her şeyi herkese ortak olarak verir” görüşü benimsenir. Tanrı’nın verdiği ile yetinelim ve yalnız bize gerekeni alalım, kuralı benimsenir.
Ekonomik eşitlik, kilisenin resmi doğmaları arasında değildi. Kilisenin resmi doğmalarında zenginlerin maddi çıkarları savunulur.
Gnostisizm’i savunanlar ise açıklamalarını, birbirine karşıt iki ilkenin varlığına dayandırırlar. İyilik ilkesi ve kötülük ilkesi… Gnostisizm, manevi özellik taşır.
İranlı Mani’ye göre, Ruh ve Madde, Işık ve Karanlık, İyilik ve Kötülük arasında uyuşmazlık vardır. Bu uyuşmazlık hiçbir zaman son bulmayacaktır. Mani inancına göre insan, yeryüzü ürünlerinden kaçmalı ve kurtuluşunu yeryüzünün varlıklarından kaçmak ve çile çekmekte aramalıdır.
Roma yasa adamları hukuku üç bölüme ayırıyorlardı. Doğal hukuk, uluslararası hukuk, medeni hukuk. Doğal hukuk, Helen ve Stoacı anlayışın izlerini taşıyor. Evlilik ve çocuk yapma hakları bu alana giriyordu. İnsanın özgür olduğu, köleliğin doğaya aykırı olduğu ileri sürülüyordu.
Toplumlarda zengin ve yoksul ayrımı ortaya çıktı. Bu duruma çözüm bulmak için pozitif hukuk yaratıldı. Pozitif hukuk, devletin gerekliliğini, özel mülkiyetin kaçınılmaz olduğunu anlatıyordu.
Cermen topluluklarında, ilkel örgütlenme özelliği görülür. Eşitlik ve özgürlük, özensizlik ve yiğitlik, güçlüler ve güçsüzler olarak bölünmüşlük vardır. Kişisel yeteneklere göre değerlendirme yapılır. Boylar halinde yaşanır. Toplumun birimi birey değil, ailedir. Toprak ailenin malıydı.
İlkel toplum, kan akrabalığı üstüne kurulur. Günümüzde toplum, coğrafi temel üstüne kurulur. Toplumun hukuki örgütü devlettir. Yöneticileri kurullar seçerdi. Belirli bir zaman için seçim yapılırdı.
Cermen toplulukları, Roma yaşantısını benimsediler. Toplum sınıflara bölündü. Derebeylik sistemi ve köy ekonomisi kuruldu.
Zanaatçılar şehirlere yerleşerek tacirlerle birlikte loncalar kurdular.
Keşişler manastırlarda toplandılar. Keşişlerin evlenmesi yasaklandı. Manastırlar kendi ihtiyaçlarını üreten kuruluşlar oldular. Kiliseyle iyi geçindiler. Derebeyliklerin arazilerinde manastırlar kuruldu. Manastırlarda edebiyat, sanat çalışmaları yapıldı.
Doğal ekonomi, takas yoluyla mal değişimine dayanır. Para ekonomisi, para değeri ile mal alım satımına dayanır.
Zengin gümüş madenlerinin bulunması, Cermen toplumları arasında, para ekonomisini canlandırdı. Venedik ve Cenova, doğu ile ticaret yaptılar. Alman tacirler, İngiltere ile ticaret yaptılar.
Paris ve Oxford üniversiteleri tanındılar. Şehirlerde para ekonomisi ve özel teşebbüs gelişti.
Din adamları sınıfı ve keşişler, Hıristiyanlığın yoksulluk idealinden uzaklaşmıştı. Şehirlerdeki zanaatkârlar kiliseye karşı ayaklanmaya başladılar. Yoksulluğa dönmek isteyen Hıristiyan tarikatları kuruldu. Sadaka ile geçinen topluluklar oluşturdular.
- Yüzyıldan itibaren şehirler ve burjuva sınıfı gelişti.
Reform düşüncesi, yoksulluğa dönmeyi, mülkiyete karşı olmayı, cismani güçleri ret etmeyi öneriyordu. Yeni yeryüzünün insanlığın ilkel durumuyla yeniden kurulması istenir.
Tanrı her şeyin içinde olduğu gibi, her şeyi de yarattı. Ya da Hegelciler gibi, sürekli oluş içinde kendini ve dünyayı yarattı. Bu, bütün inancın çekirdeğidir.
Yeni Hıristiyan cemaatleri kuruldu. Yaşamaya yetecek kadar ihtiyaçlarını kendi el emeğiyle çıkarmak, bir kural oldu. Dünyayı düzeltmeye çalıştılar. Muhtaçlara yardım etmeye çalıştılar.
Doğal hukuk, tanrısal hukuk, medeni hukuk ayrımı var. Özel mülkiyet, medeni hukuk kuralıdır. Halk, yasama kuvvetinin tek kaynağıdır. Halkın egemenliği, doğal bir haktır. Devlet, toplumun üyeleri arasındaki açık ya da genel bir anlaşma sonucunda ve bu anlaşmaya dayanarak kurulmuştur. Bu tanım, J.J. Rousseau’ya mal edilen “Toplum Sözleşmesi” teorisini andırmaktadır.
Ekonomik ve sosyal eşitsizlik, insanların yeteneklerinin eşit olmamasından dolayıdır. Devlet, toplum hayatının en iyi örgütlenme biçimidir.
Avrupa’da şehirler sayısız adalar gibi, dört yandan ortaya çıkar. Ticaret ve sanayi, durmaksızın gelişir. Şehirlerde doğmakta olan burjuvazi, yeni toplumsal temeller yaratır. Burjuvazi, kilisenin, kralın, derebeylerinin egemenliğine karşı mücadeleye girişir.
Ruh ile madde, iyi ile kötü ayrımı yapılıyor. Ruhun ve iyinin gücüyle, insan başarıya ulaşacaktır. Kilise karşıtı topluluklar, İsa’nın çömezlerinin yoksulluk anlayışını, Hıristiyan hayatının ideali saymaktaydılar. Kilisenin ayinlerine karşıydılar.
Doğal hukuk, her şeyin kolektif olması gerektiğini belirtir. Keşişlik, Resmi Kilise’nin iflâsına karşı bir tepki olmuştur. Keşişliğe karşı da toplumda tepkiler gösteren topluluklar ortaya çıkmıştır.
Hoşgörürlük, zorlamanın ve sertliğin fikri ve ahlaki meselelerin çözümünde hiçbir yarar sağlamayacağı kanısına varmaktır. Uygarlığın gerektiği gibi yerine oturtulması için hoşgörürlüğe son verildi. Devlet, Kilise ve Manastırlar: boyun eğmeyi ve itaati kural yaptılar.
Manastırlar, kilisenin hoşnut olmayan bütün unsurlarını içine çekiyor ve dış dünya ile ilgilerini kesmiş oluyordu.
Kiliseyi ve dini eleştirenler, aforoz ediliyor ya da öldürülüyordu. Engizisyon mahkemelerinde, kiliseyi ve dini eleştirenler cezalandırılıyordu.
Ruhani güç ve cismani güç ayrımı var. Cismani güç ile kiliseyi ve dini eleştirenlere ceza veriliyor. Silahlı güçler, cismani güç olur. Kiliseyi ve dini eleştirenlerin mallarına el konuluyordu. Bu mallar ruhani güç ve cismani güç arasında paylaşılıyordu. Kiliseyi ve dini eleştirenler: kuru ekmek ve su ile beslenme cezasına çarptırılıyordu.
Engizisyon, Fransa ve İtalya’da etkili oldu. Almanya’da etkisi geçici oldu. Bohemya ve İngiltere’ye adım bile atamadı.
Kilise otoritesini oluşturmak isteyen askeri kuvvetler, Bosna’ya saldırdı. Halkı baskı altına aldı. Osmanlı Devleti ile Sırbistan arasında yapılan savaşı, Osmanlı Devleti kazandı. Bosnalılar Müslüman oldular. Bosna’da Begomil tarikatı etkili olmuştu. Kilise bu tarikat üyelerine savaş açmıştı.
Lombardiya’da bulunan İtalyan şehir devletleri, demokratik kuruluşları olan birer cumhuriyet haline geldiler. Papa ve Roma Cermen İmparatoru’na karşı bağımsızlıklarını korumaya çalıştılar. İtalyan şehir devletlerinde kiliseye karşı yeni tarikatlar, cemaatler ortaya çıktı. Papalığın baskıları yetersiz kaldı. Ruhani gücün isteklerini yerine getirmekten, cismani güç şehir devletleri kaçındılar.
Arnold, İsa’dan kalan mirasın, papazların ve keşişlerin yoksulluğu sevmesidir, diyordu. Kilisenin cismani gücünü eleştiriyordu. Arnold, ateşe atılıp yakıldı.
“Arnold” un görüşleri, din toplulukları ve yardımlaşma sandıkları kurarak örgütlenmiş bulunan gelişme yolundaki Lombardiya şehirleri işçi tabakalarında, çok iyi karşılandı.
Hıristiyanlığı eleştirenlere karşı Haçlı Orduları kuruldu. Eleştiri yapanlar öldürüldü, işkence yapıldı.
Fransa’da Akdeniz bölgesi, merkez ve kuzey olmak üzere üç bölge birleştirildi. Fransız merkeziyetçi politikaları uygulandı. Fransa’da devlete ve Kiliseye karşı ekonomik eleştiri yapıldı. Yoksul halk tabakaları arasında bu eleştiriler ilgi gördü.
Fransa’da kiliseyi eleştirenler fakir bir yaşantı sürdüler. Yalan söylememek, yemin etmemek, aldatmamak birer kural oldu. El emekleriyle geçindiler. Gerekli ihtiyaçları için çalıştılar. Eğlenceden uzak durdular. İncil çevirilerini okudular. “Her gün bir kelime öğrenilirse, yılsonunda 365 kelime öğrenilir” bir kural oldu.
Fransa şehirleri gelişmişti. Bilgi türleri ve felsefe öğreniliyordu. Arap felsefesinin kitapları, Yahudi çevirmenler tarafından çevrilmişti. Şehirlerin iç bağımsızlıkları vardı. Şehir yöneticisi kontlar, kiliseye ve krallığa karşı haklarını savunuyorlardı.
Fransa kralı, kilise ile işbirliği yaparak, kiliseyi eleştirenleri etkisiz hale getirdi. Güney Fransa’yı idaresi altına aldı.
Flandre’de Flaman sitelerinde, Ahd-i Atik’teki Tanrı ile Ahd-i Cedid’teki Tanrı arasında kesin bir ayrım yapılır. Gerçek Tanrı, yalnız Ahd-i Cedid’in Tanrı’sıydı. Bu Tanrı insanların düşünce yoluyla tapınmasını istiyordu. Büyük ölçüde hayır işleri yapılmasını istiyordu. Yemin ve ölüm cezası kabul edilmiyordu. Namuslu olmak en başta gelen erdemlerden biriydi.
Flaman sitelerinde Beguine adıyla kadınlar örgütlendiler. İncil’in yoksulluk anlayışına uygun yaşıyorlardı. Haçlı Savaşları nedeniyle erkekler ölünce, erkek sayısı toplumda azaldı. Cenobie örgütü kadınları, yemin ederlerdi. Namuslu olacaklarına, itaat edeceklerine, çalışarak topluluğa yardım edeceklerine yemin ederlerdi.
Flaman sitelerinde bekâr erkekler de Beguard evleri kurdular. Dine bağlı ve kardeşçe bir hayat sürmek istediler. İncil’i incelemek, Tanrı ve Dünya konusunda düşünmek için toplanıyorlardı.
Alman kanun kitaplarında, “Engizisyon” un varlığından söz edilmez.
Fransa’da feodal senyörler merkezileştiler. Krala bağımlılıkları arttı. Almanya’da prenslerin ve kontların imtiyazları arttı. Krallığın gücü zayıfladı. Almanya’da Engizisyon yargılamaları sona erdi.
Kiliseyi eleştirenlerin mallarına el konuldu. Fakirlik içinde yaşadılar. Kilise meclisleri toplanarak eleştirilere karşı kararlar alıp uyguladılar.
Hep Tanrıcı-Panteist: Evrenin kendisinin ve içindeki her şeyin tek bir kapsayıcı Tanrı’yı oluşturduğuna inanırlar. Panteizmin bir diğer tanımı, her dinin tüm Tanrılarına tapınmaktır. Panteizmde ahret inancı yoktur. Reenkarnasyon inancı vardır. İnsanlar öldükten sonra başka bir formla dünyaya gelirler. Kuş, ağaç, böcek, yaprak gibi formlar.
İnsanın günahkâr olmadığını, insanın iyi olduğunu söyleyen eleştiriler yapıldı. Kiliseye göre insan, günahkâr olarak dünyaya geliyordu. Eleştirenler Engizisyonda yargılanıyordu. Dinde yenilik-reform hareketleri sürüp gitti.
Papalık ve Roma İmparatorluğu çöktü. Ortaçağ sona erdi. Yeni bir ekonomi ortaya çıkıp genişledi. Ulusal devletler ve prenslikler kuruldu. Yeni ekonomik hayat merkezleri şehirlerdi. Şehirler krallara ve prenslere yanaştılar. İtalyan şehir devletleri Papalığı ve Roma Cermen İmparatorluğu’nu düşman görüyorlardı. Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkeler de Papalığı düşman görüyordu. Bağımsızlık uğruna yapılan bu mücadele sırasında, çeşitli ülkelerin edebiyatları, o güne kadar genel dil olarak kabullenilmiş olan Latinceyi bir yana atarak, kendi öz dillerini yarattılar.
Şehirlerde yaşayanlar, şehirlerarası ticari ilişkiler kurdular. Ulusal bilince vardıkları zaman şehirlerarası birlikler kurdular. Başlarındaki kralı desteklediler. Fransa, merkezileşti. Almanya, küçük devletlere ayrıldı. Bir toplumdan bir başka topluma geçişin zorunlu olarak getirdiği sınıf çatışmaları ortaya çıktı.
Şehirlerin gittikçe çoğalması, nüfusun artması ve sanayi ile ticaretin gelişmesi, burjuvazi ile feodal aristokrasi arasında uzlaşmazlığın ortaya çıkmasına sebep oldu. Zanaatkâr örgütlerinden ve loncalardan doğarak gelişen yeni üretim biçimi: gelişmesi üzerindeki engelin feodal sistemden geldiğini anladı.
Yeni ekonomi, serbest şekilde anlaşma yapmayı gerektiriyordu. Feodal sistem yani derebeylik sistemi: sınırlamalar, bazı yükümlülüklerin karşılığı olarak askeri güvenlik sağlamak gibi esaslar üzerine kurulmuştu. Feodalite, köylülerin büyük kısmını toprağa bağlı tutuyordu. Emekçilerin şehre gelmelerini ve alışveriş yapmalarını önlüyordu. Üretim de ekonomik rejimin kökünden değişmesini gerektiriyordu.
Sanayinin ihtiyacı olan ham maddeler, feodalite mensuplarının elinde bulunuyordu. Odun, kürk, deri, yün gibi maddeler feodal sınıfın elindeydi. Keten ve Hint keneviri, feodallerin topraklarında yetişiyordu. Feodalite mensupları, yollardan ve köprülerden ayakbastı parası alıyordu. Şehirler, köylülerin özgür olmasını istiyordu. Köylüler ürünlerini şehir pazarlarında satmaya başladılar. Feodaller köylüleri daha fazla sömürmeye başladılar.
Tarım, köylerin doğmasına sebep olmuştu. Ticaret ve sanayi de şehirlerin doğmasına sebep oldu. Araziler asillerin elindeydi. Bu arazileri, sanayici ve tüccar asillerden satın aldı. Tüccarlar ve zanaatkârlar, loncalar halinde örgütlendiler.
XIV. ve XV. Yüzyıllarda seçim konusunda büyük mücadeleler oldu. Toplum iki bölüme ayrıldı. Bu bölümler, mülk ve servet sahibi olanlarla olmayanlardı.
Flandra’da köylü ayaklanmaları oldu. Toplum sınıflara ayrılmıştı. Mülk sahipleri, burjuvalar ve işçi sınıfı oluştu. Köylüler asillere para verip özgürlüğüne kavuşuyordu.
Fransa’da da köylü ayaklanmaları oldu. Ayaklanmalar sonucu, halk fakirleşti. Köylüler savaşlarda öldüler. Kral ve asiller, köylüleri yendiler.
İngiltere’de, Bohemya’da, Almanya’da Ortaçağ’dan “Yeniçağ” a geçiş, çeşitli savaşlarla oldu. Dinsel savaşlar reform ile toplumsal savaşlar köylü ayaklanmaları ile ulusal mücadeleler ise dış savaşlarla sonuçlanmıştır.
İngiltere’de sanayi ve dokumacılık gelişti. Derebeyleri arazilerini genişlettiler. Köylüler fakirleşti. İncil, İngilizceye çevrildi. Yazarlar Latince yazmayı bırakıp İngilizce yazdılar. Reformcular, kutsamalara, günah çıkarmalara, Papa’nın affına, azizlere yapılan tapınaklara karşı geldiler. İngiltere’de özgürlük, eşitlik, demokrasi istekleri dile getirildi.
İngiltere’de köylüler asillere ve papazlara karşı haklarını korumak istiyorlardı. Sanayileşme arttıkça köyden şehre göç devam etti. Toprağa bağlı köylü köleliği kaldırıldı.
Aristophanes’den günümüze kadar dram yazarları, egemen sınıfların görüş açılarını dile getirmişlerdir. Shakespeare de bunun dışına çıkabilmiş değildir. İngiltere’de ticaret ya da sanayi ile ilgilenen yeni bir asiller sınıfı oluştu.
Thomas More, Ütopya isimli eserini Latince yazdı. Ütopya isimli eser, İngilizceye, Almancaya, Fransızcaya çevrildi.
Bohemya’da Çek toplumu gelişme gösterdi. Gümüş madenleri bölgeyi zenginleştirdi. Kramer isimli papaz, kilise mensuplarının kutsal kitaplara uygun bir yoksulluk içinde yaşamaları ve topluluk hayatını sürdürmeleri için özel mülkiyet sahibi olmamaları gerektiğini söyledi. Prag’da üniversite kuruldu.
Din konusunda bütün insanların eşit olması gerektiği savunuldu. Toplum, kiliseye mensup olanlar ve laik olanlar diye ikiye ayrılıyor.
Papazların günah çıkarmasına ve azizlere tapınılmasına karşı çıkıldı. Kutsal kitaba bağlı olundu.
Geçekçi ve Nominalizm ayrımı var. Nominalizm-adcılık: Tümellerin gerçek ya da nesnel hiçbir varlığın veya anlamının bulunmadığını ileri süren felsefe anlayışıdır. Soyut nesnelerin sadece adları ve etiketleri vardır.
Jean Huss, kilisenin reformla düzeltilmesi ve Çeklerin ulusal çıkarlarının savunulmasına yöneldi. Dini eleştirdiği için ateşte yakıldı.
Gerçekçilik, düşüncenin temeli ve eylemin ölçüsü olarak gerçekliğe bağlanan ve sorunları yarar açısından ele alan: bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu öne süren ve bunu benimseyen tutum ve görüştür.
Toplumda din adamları ile laikler arasındaki eşitliğe, şarap ve ekmek sembolleri örnek gösterilir. Ayin sırasında içine şarap konan kadeh, demokratik eşitliğin sembolü kabul ediliyordu. Din adamlarının mallarına el konulması isteniyordu.
Prag’da Tabor adı verilen bir tepede, dini eleştirenler toplandılar. Halk bayram günlerinde burayı ziyaret etmeye başladı. Dini eleştirenler ve kilise arasında savaşlar oldu. Kilise Haçlı Ordusu oluşturdu. Sonunda anlaşma yapıldı. 1433’de barış yapıldı. Dini eleştirenler, kendi dillerinde-Çekçe- vaaz verme hakkını elde ettiler. Kilise malları da asillere bırakıldı.
Yapılan anlaşmayı kabul etmeyenler silaha sarıldı. Burjuva ve asillerin taraftarı kuvvetler, dini eleştirenlerin kuvvetlerini yendiler. Toprak köleliği, Çek köylülerine zorla kabul ettirildi.
Dini eleştirenler Bohemya Kardeşleri ve Moravya Kardeşleri adını taşıyan tarikatlar kurdular. Jean Huss öğretileri, Almanya’da yer etti. Reform hareketlerine kaynaklık etti. Barışçı toplumsal reform taraftarı, çalışkan, merhametli olmak benimsendi.
Almanya, ekonomik ve ticari bakımdan zengin bir ülkedir. Kafa ve kol gücüyle yeni teknikler bulunarak üretim yapılır. Almanlar, Portekiz ve İspanyol sömürgeciliği sonucu ortaya çıkan ekonomik ortama uyum sağladılar.
Afrika’nın güneyinden dolaşılarak Asya’ya ulaşıldı. Amerika keşfedildi. Lizbon, Anvers, Londra dünya ticaretinin merkezi haline geldiler.
Almanya ve İspanya arasında ekonomik, ticari, siyasi işbirliği yapıldı. Almanya’da şehirlerin savunması için vergi alınıyordu. Kilise vergi alıyordu. Halk vergiler altında eziliyordu. Köylüler özgür olmak istiyordu. Köylüler toprak sahiplerine aşar veriyordu. Angarya çalışması yapıyorlardı. Aile reisi ölünce miras vergisi veriyorlardı. Asiller köylülerden daha fazla vergi almaya başladılar. Alman kolektif hukuku yerini, Roma hukukuna bırakıyordu. Roma hukuku, yarıcı köylüleri, toprak kölesi yapıyordu.
Toplumsal reformlardan yana olanlar ve kilisenin reforma tabi olmasından yana olanlar, eleştirileri arttırdılar. Alman birliğini isteyenler, bir tarafta yer aldı. İstemeyenler bir tarafta yer aldılar. Şövalyeler, köylüler, burjuvalar birlik istiyordu. Asiller ve prensler birliğe karşı çıkıyordu.
Alman burjuvazisi, Hıristiyanlığın bireyci ahlakın gereklerine uygun bir hale getirilmesini ve ulusal bir kilisenin kurulmasını istiyordu. Luther reformları, burjuvazinin düşüncesini dile getirdi. Luther Papalıktan ayrı bağımsız bir kilise kurdu.
Ortaçağ sonu ve Yakınçağ başlangıcı: üç büyük hareket ortaya çıktı. 1.Rönesans: Antik çağların düşünce ve sanatı yeniden doğdu. 2.Hümanizm: Grek ve Latin edebiyat ve dillerinin sistemli bir şekilde incelenmesi. 3.Reform: Kilisenin ulusal bir reforma tabi tutulması.
Floransa’ya yerleşen Grek bilginleri kendi edebiyatlarının eserlerini İtalyanca, Almanca, Flamanca, İngilizce, Fransızca dillerine çevirdiler.
Ortaçağ’ın çökmesi aynı zamanda skolastiğin ve bu düşünce biçiminin belli başlı otoritesi olan Aristoteles’in etkisinin ortadan kalkması anlamına geliyordu. Skolastiğin yerini serbest inceleme almıştı. Aristoteles’in yerine de Platon geçmişti. Platon hümanisttir. Platon’un Devlet ve Yasalar adlı kitapları tanıtıldı. Thomas Morus Ütopya adlı eserini yazdı. Eski Ahit’in Grekçe metni esas alındı.
Erasmus, İsa’nın öğretisini, Stoacıların ve Platon’un anlayışı içinde yorumladı. Teolojiyi basit bir ahlak felsefesi haline getirdi.
Aristoteles, özel mülkiyetten yanaydı. Reform hareketi, burjuvaların düşüncesini anlatıyordu.
Komünizm, kolektif mülkiyeti içerir. Üretim araçları ve üretim teknikleri, kolektif mülkiyettir.
Köylüler kendi papazlarını kendileri seçmek istediler ve görevine son verme yetkisi de istediler. “Eski Ahit’in buyurduğu ve Yeni Ahit’in kaldırdığı aşarı vermeye hazırız. Bunu doğru bir şekilde yani Tanrı’ya verir gibi vermek istiyoruz” dileği dile getirildi. Aşarı, Tanrı sözünü açıkça bize anlatan papaza verilmesinin doğru olduğu düşünülüyordu. Aşarın bir kısmı da köydeki fakirlere verilecekti. Böylece aşar, papazlara ve yoksullara verilmek üzere ödenen bir vergi oldu.
“Kutsal Kitaba göre bizler özgür doğmuş bulunuyoruz. Tanrı yasasına göre yaşamak, otoriteye baş eğmek, herkese alçakgönüllü davranmak istiyoruz. Tanrı’nın bize verdiği otoriteye isteyerek baş eğiyoruz.” İfadesi dile getirilir.
Av hayvanlarını avlamak, kümes hayvanı bakmak, balıkçılık yapmak herkesin hakkı olmalı… Tanrı insanı yarattığı zaman, ona toprağın hayvanları, havanın kuşları ve suyun balıkları üzerinde egemenlik hakkını tanımıştı. Ormanlara bakan kişiye başvurarak ormandan odun kesmek serbest olmalıdır. Tanrı’nın kelâmına uyarak hizmette bulunduğumuzun hoşgörüyle kabul edilmesini talep ediyoruz. Senyör için yapılan angaryanın kaldırılmasını talep ediyoruz.
Not: Skolastik düşüncede, bir metin haline getirilen bilginin, sayfaları arasından, cümlelerin-ayetlerin çizdiği çerçeve içinden dünyaya bakılır. Kıyas yapılır.
Kanunlar, vergiler adil olmalı… Emekçiler gelirleriyle geçinebilmeli… Yazılı yasalara göre ve şartları göz önünde tutan bir davranış istiyoruz. Meraların, tarlaların topluluğa verilmesini istiyoruz. Meşru kurallara göre hareket edilmesi gerekir.
Ölüm durumunda mirasçıların ellerindeki mal ve mülkün alınmasını kabul edemeyiz. Toprak köleliğinin kaldırılması gerekir. Köylüler örgütsüz olduklarından kiliseye ve feodaliteye yenildiler. Luther, kilisenin ve feodalitenin-prenslerin yanında yer aldı. Toprağa bağlı köylü köleliği devam etti.
Eski Ahit’te çok kadınla bir erkeğin evlenmesi kuralı vardır. Bu kuralı uygulayan Anabaptistelerin ahlaksız olduğu görüşü yerleşti. Toplumda bu duruma karşı tepki oluştu. Anabaptisteler yenildiler ve liderleri işkence ile öldürüldü.
Ütopya çağı, büyük keşiflerin yapıldığı, doğa bilgisinin geliştiği, Aydınlık felsefesinin yayıldığı çağdır. Serbest araştırmalar gelişti. İncelemeler yapıldı. Felsefe ve doğa bilgisi etkili oldu. Mekanik en önemli planı işgal etti. Matematik, mekanik bilgisine yardımcılık ediyordu. Bilginler bütün evreni, belirli kurallara göre hareket eden eksiksiz bir mekanizma, bir evrensel makine ya da şaşmaz bir saat gibi görüyorlardı. İnsan, bu yapıcının eserlerini, saygı ve hayranlıkla seyrederek: onun sırlarını öğrenmeye çalışır.
Gerçeklik ve Nominalizm akımları, düşünce dünyasını etkiledi. Gerçekçiler tek hakikat olduğunu söylediler. Nominalistler iki hakikat olduğunu söylediler. Gerçekçilere göre, hakikat dine bağlıdır. Yanılan yanılgısını kabul eder. Nominalistler imanın ve aklın hakikatlerinin olduğunu söylüyorlardı. İmanın hakikatlerine bağlı kalıyorlardı.
Burjuvazi ile derebeylik arasında mücadele vardı. Şehir ekonomisi ile köy ekonomisi arasında mücadele vardı.
Avrupa antik dünyanın bıraktığı yerden gelişmesini sürdürdü. İtalya’da kilise, sanatçıları korudu. Papalar hem ruhani hem cismani otorite oluyorlardı. Felsefe ve dinin doğmaları, saygıyla ele alınıyordu. Aydınlar geçmişe ve geleceğe bağlı olan geçiş çağı aydınlarıydı. Grek mitolojisi gücünü yitirdiği zaman, felsefe gelişti. Stoacı teolojinin sarsılmasından sonra, Stoacı felsefe gelişti. Ahlak, felsefenin konusu olmuştu. İyilik ile kötülüğün, hakikat ile yanılgının, bilgi ile cehaletin mücadelesi var.
Thomas Marus, ütopya romanları yazdı. Hümanizm yanlısıydı. Felsefe, teoloji, sosyoloji okudu. Doğal hukuktan yana oldu. Ütopya romanlarında, olması gereken, ideal olan anlatılır. Toplumsal reform isteği dile getirilir. Ütopya Cumhuriyeti, bağımsız vilayetlerin demokratik bir federasyonudur. Yasalara göre yaşanır. Günde altı saat çalışılır. Herkes bir meslek öğrenip öğrendiği meslekte çalışır. Yaşlılar, hastalar, öğrenciler çalışmak zorunda değildir. Çok kadınla evlenmek yasaktır. Evlilik kutsal bir kurum kabul edilir. Evlenecek kadın ve erkek, evlenmeden önce tanıştırılır.
Ütopya romanındaki topluluklar zaman zaman birlikte yemek için toplanırlar. Yemek sırasında müzik dinlenir. Ütopya romanındaki toplulukta eğitim zorunludur. Çocuklar müzik, mantık, aritmetik, geometri, astronomi, coğrafya öğrenirler. Dini serbestlik vardır. Düşünce serbestliği vardır.
İngiltere’de maneviyat ve doğa bilgisi ayrımı yapıldı. Tecrübeye ve tümevarım mantığına göre hareket edildi. Francis Bacon, ampirik metodu yani tecrübeye dayanan bilgi metodunu açıkladı. Bacon, insanın mutluluğunu, bilginin üretime uygulanması üzerine temellendirmeyi düşünüyordu. Dini bilgiye ve dünya bilgisine değer verilir. Keşif ve icat yapanlara ödüller verilir.
İngiltere’de Kraliçe Elizabeth Çağı, ticaret ve sanayi burjuvazisi ile asillerin birlikte hareket etmesine dayanır. Kralın burjuvazi ve asiller üzerinde baskı kurması, burjuva ayaklanmasına sebep oldu. Cromwel, kralın boynunu vurdurmak suretiyle öldürdü.
Emeğin her çeşit zenginliğin kaynağı olduğu belirtilir. Emekçiler toplumu ayakta tutar. Özel mülkiyetin ve devletin sözleşme ile ortaya çıktığı belirtildi. İnsanlar, özel mülkiyet ve devlet kurmak ve bu devletin başına bir hükümdar getirmek konusunda anlaşıp sözleşmişlerdi.
Burjuva mülkiyeti emeğe dayanır. Feodalitenin mülkiyeti yağma ve talana dayanır, açıklaması yapıldı. Adam Smith, özel mülkiyetin emeğin verimliliğini sağladığını belirtir.
Toplum hayatındaki kötülükleri ortadan kaldıracak olan çare, manevi ve maddi bakımdan kusursuz bir eğitim ve bu eğitimle erdemli ve iyi insanların yetiştirilmesinde aranmalıdır.
Ütopya romanındaki Güneş Devleti’nde zenginlik, yoksulluk, tembellik, kölelik yoktur. Her şey ölçülü ve uyumludur. Her emekçi, hak ettiği ücreti alır. Her meslek aynı ölçüde saygıyla karşılanır.
Fransa kralları merkezileştirme politikalarını sürdürdüler. Köylülerle zanaatkârların çıkarlarını savundular. Asillerin ve kilisenin imtiyazlarını kısıtladılar. Fransız reformcusu Jean Calvin, bu zamanda yaşadı. Dinsel hoşgörü politikası benimsendi. Köylüler lehine alınan tedbirler, ülkenin ekonomisini geliştirdi. Atölyelerde üretim arttı. Fransa kralları toplumda, asillerin etkisini azalttı. Ticaret ve sanayinin etkisi toplumda arttı.
Pozitif hukuk ve doğal hukuk kurallarına göre üretim yapılması istendi. Toplulukların barışı korumak için işbirliği yapmaları gerekir. Eşitsizlik, doğal hukukun ihlal edilmesidir. Bütün insanlar eşit doğarlar. İnsanlığın kurtuluşu, zorbalığa karşı birleşmektir. Doğa yasaları, insanlara ihtiyaçlarını ve güçlerini veren bir makinedir, görüşü belirtilir.
İnsan, çalışmak, düşünmek, hemcinsleriyle birleşmek yani toplumsallaşmak zorundadır. Her vatandaş toplumun bir memurudur-görevlisidir. Toplumsal ekonomik yasalara göre hareket edilir.
J.J. Rousseau, çalışmak her insanın ödevidir, diyordu. Adalet, herkese kendi hak ettiğini vermek amacı güden ebedi bir iradedir.
İngiltere’de özgürlük, parola oldu. Esas olan bireyin kişisel çıkarıydı. Liberalizm düşüncesi geçerli oldu. İş, sermaye, özgürlük ekonomik refahın üç başarı aracıdır. Sadece özel çıkarlar vardır. Toplum bir bireyler topluluğu olur. Üretici çalışma gücü, üretimde etkili olur.
Not: Emek ve sermaye bir bütün olur. Bütünün adına serbest piyasa denir. Serbest piyasa emek ve sermaye arz ve talebiyle oluşur.
Doğa insanları iki değer arasında yaşatır. Acı çekmek ve zevk almak ya da yararlılık ve zararlılık vardır. Zevk sağlayan her şey iyidir. Tersi kötüdür. Buna faydacılık öğretisi denir.
Ricardo’ya göre, toplumda üç sınıf vardır. Kapitalistler, işçiler, toprak sahipleri.
Toplumsal hayatı adalet ilkelerine dönüştürmek gerekir. Adalete, eğitim ve kafaların aydınlığının artmasıyla varılabilir. Herkes üzerine düşeni sosyal adalet yönünden yerine getirecektir.
Fransa’da doğal bilgiler uzmanları, fizikçiler, kimyagerler, yazarlar endüstri meseleleriyle ilgilenmeye başladılar. İcat anlayışı uyandı.
Burjuvazi ve serbest meslek sahipleri, çıkarlarının bilincine vararak serbestlik istediler. Soyluların ve papazların vesayetinden kurtulmak istediler. Köylüler toprak köleliğinden kurtulmak istediler.
Fizyokratcı öğreti, tam bir burjuva öğretisidir. İki temel düşüncesi vardır. 1.Ekonomik hayatın doğal bir düzeni vardır. 2.Toprağın işlenmesi üreticidir. İşle yaratılan değerden daha yüksek değer üretir. Doğal düzenin temelleri üçtür. 1.Mülkiyet. 2.Güvenlik. 3.Özgürlük. Özel mülkiyet, bütün hakların en doğal olanı sayılıyor. “Bırakın yapılsın, bırakın geçilsin” kuralı kabul edildi. Ekonomik hayat, kendi öz yasalarına uyar. Ticari ve sınai özgürlük isteniyordu.
Rousseau’nun siyasi özgürlük fikirlerine başvurularak mutlakıyet devrildi. Toprak aristokrasisinin egemenliğine son verildi. Doğal hukuk teorisinden politik özgürlük ve eşitlik düşüncesi alındı. Fizyokratcı doğal hukuk teorisinden ekonomik özgürlük ve özel mülkiyetin dokunulmazlığı alındı.
Bütçe açığı kapatılamadı. Mali sorunlar çözülemedi. Çözüm için Meclis toplantıya çağrıldı. Anayasa çalışması yapıldı. Yeni kuvvetler dengesini anlatan bir ilke hazırlanmaya başlandı. Yeni örgütlenme yapıldı. Kilisenin malları elinden alındı. Piyasaya kâğıt para sürüldü. Anayasanın ilk maddesi, “Bütün insanlar, yasalar önünde özgür ve eşittir. Özgürlük, mülkiyet, güvenlik herkesin hakkıdır. Anayasa yurttaşları aktif yurttaşlar ve pasif yurttaşlar olarak ikiye ayırır. Yalnız aktif yurttaşlara seçim hakkı tanır. Yasama organına yalnız aktif yurttaşların girmesini sağlayan iki dereceli seçim sistemini getirir. Hükümdarlık da meşruti olması istenerek yerinde bırakılır.”
Anayasa Meclis’te oylanıp kabul edildi. Meclis’in görevi bitti. Yeni Yasama Meclis’i kurulur. Karışıklıklar sonucu Yeni Yasama Meclisi dağılır. Bütün erişkin Fransızların tek dereceli seçimle seçtikleri Milli Konvansiyon kuruldu. Cumhuriyet ilan edildi. Kral ölüme mahkûm edilip öldürüldü. Yeni anayasa kabul edildi. Biçimsel demokrasi kabul edildi. Mülkiyet dokunulmaz ilan edildi. Metre sistemi getirildi. Sonuç alınamadı. Diktatorya kuruldu.
Çekişme zenginler ve yoksullar arasındaydı. Zenginler ve yoksullar arasında politik eşitlik isteniyordu.
Gıda ürünlerinin fiyatlarını belirlemek için tarımsal kooperatifler kurulması istendi. Her işçi ücretiyle yaşayabilmelidir, kuralı açıklandı. Üretim kooperatifleri ve tüketim kooperatifleri kurulması önerildi.
Basit, erdemli bir yaşam biçimi, toplumun temellerini sağlamlaştırır, kuralı dile getirildi.
Diktatorya yıkıldı. Milli Meclis seçilmesine karar verildi.
İngiltere ve Fransa’da endüstri gelişti. Hollanda ve İngiltere’de tarım gelişti. Fransa’da Ansiklopedi yazma hareketi ve ekonomi bilgisi gelişti. Bu gelişmeler Almanya’yı etkiledi. Dokumacılık geliştirildi. Tarım alanında ilerlemeler oldu. Hamburg şehri ve limanı gelişti. Amerika Birleşik Devletleri ile ticaret gelişti.
Almanya’da düşünürler prenslerin yaşantısını ve halkın yaşantısını karşılaştırdılar. Aradaki farkı eleştirdiler. Fransız ve İngiliz düşünürlerden etkilenildi. Kant’ın felsefesi, bu etkileşimi gösterir. Alman düşünürler, Fransız Ansiklopedi yazarları gibi ideali, “Doğaya göre yaşayış” da görüyordu. Tam bir özgürlük ve eşitlik içinde yaşayan bir toplum anlatılır.
Çalışmanın karşılığını almak ve azla yetinmek düşüncesi belirtilir. Yararlı çalışma ile toplumun üretiminden pay alınır.
Doğadaki değişik türler ve biçimler hep bir tek varlığın çeşitli değişmelerinden başka bir şey değildir. Bu dönüşüm sürecinin itici gücü, ihtiyaçtır. İnsan soyunun tarihi, onun her biri, bir öncekinden çıkmış olan ihtiyaçlarının tarihinden başka bir şey değildir. İhtiyaçlar insan hayatında dönüşüme sebep olur.
İnsanlar göçebe hayatı bırakarak toprağa bağlandılar. Özel mülkiyeti getirdiler. Güvenlik ihtiyacı, insanları devlet kurmaya yöneltti.
İsa’nın amacı, insanları sevmek, özgürlüğü ve çeşitliği sevmekti. İnsanlar değişerek iyi ahlaklı, özgür, eşit olurlar. Herkesin gerekli olana sahip bulunduğu bir özgürlük ve eşitlik durumu istenir.
Sansür kötülenir. Fikirlerin mücadelesi istenir. Mesleki bakımdan her emekçinin az ama emin bir gelirinin olacağı bir topluluk olmak istenir. Mülkiyetin kaynağı yurttaşlar arasındaki bir sözleşmedir. O şeyin üretken ve yararlı kullanımıdır.
Sadece sanat ve bilgi türleri uluslararası olmaya devam edecektir. Bilgi türlerinin gelişmesinden, yeni keşiflerden söz edilecektir. İcatları herkes uygulamaya çalışacaktır.
İnsanlığın kurtuluşu, ortaklıktan geçmeye bağlıdır, denir. Uygarlık, bilgi türlerini geliştirmiş, emeğin verimliliğini yükselten araçlar yaratmıştır.
Kant, liberal bir filozoftur. Saint-Simon ise liberal bir iktisatçıdır. Her ikisi de dini, pratik ahlakın öğretisi sayıyordu. Saint-Simon sanayicilerin, kiracı köylülerin, zanaatçıların, bankacıların, tacirlerin toplumun asiller ve din adamları sınıfından daha önemli bir sınıf olduğunu belirtir. Ülkenin yönetimini burjuvazinin ele alması gerekir. Toplumu etkileyen mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı varlıkları: üretimi mümkün olduğu kadar çok arttırmaya teşvik edecek biçimde olmalıdır. Kuvvetler ayrılığını belirleyen yasa, ikinci derece yasadır. Mülkiyetin emek üzerine olması gerekir.
Saint-Simon, krala sanayicilerle bir ittifak yapmayı ve burjuva bir kral olmayı öğütler. Toplumu liberaller, varlıklılar, eşitlik isteyenler olarak üçe ayırır. Müteşebbislerle işçilerin ortaklık kurmasını ister. Sermaye ve emek arasında işbirliği istenir. Temeli insanların birbirlerini kardeş saymaları olan ahlak kurulmalı… Zenginlerle yoksulların anlaşması istenir. Liberal ahlak teorileri, tutarlı bir biçimde geliştirilir.
Toplumlarda organik dönem ve eleştirel dönem vardır. Bu iki dönem, kendilerini ortaklık ve uyuşmazlıkla belirler. Uyuşmazlık geçicidir. Ortaklık, insanlığın başlıca çabası ve tarihin temel yasasıdır.
İlkçağ kölesi, bugünün işçisi olmuştur. Bu bir ilerlemedir. Köle, sahibinin malıydı. Toprak kölesi, az bir özgürlükten yararlanıyordu. Bugünün işçisi ise politik bakımdan özgürdür. İşçide eksik olan ekonomik bakımdan özgür olmaktır. Mülkiyet toplumsal bir olaydır. Gelişmenin yasasına bağlıdır. Mülkiyeti tanımlamak gerekir.
Saint-Simon öğretisi, ağır bir dönüşüm, oluşum ister. Yeni bir eğitim sonucu dönüşüm olacaktır.
İngiltere’de, “Yazışma Derneği” adı altında dernekler kurulur. Bu dernekler birbirleriyle yazışmalar yaptılar. Bu derneklerin amaçları iki türlüdür. 1.Demokrasiyi ele geçirmek. 2.İşçi koruma yasalarının oylanması. Bildiri yayınlanır. “Özgürlük, insanın doğarken kazandığı haktır. İnsanın yararı için özgürlüğü kurmak ödevimizdir. Yönetime katılmak her yurttaşın hakkıdır. Bütün yurttaşlara oy hakkı tanınması gerekir. Demokratik fikirlerden yana olan çok sayıdaki politikacı ve işçi liderleri, dernek üyesi oldular.
İngiltere’de makineler her gün kullanılan nesneler haline geldi. Demirden makineler, bütün gelenekleri alt üst etti. Becerikli elleri hareketsiz bıraktı. Makineler, çevresine zenginlik ve yoksulluk saçan istilayı gerçekleştirdi. Makineler, yorulmak bilmez, güçleri tükenmez varlıklardı. Makineleri tahrip edenler, ölümle cezalandırılırdı. Bu suç yine işlenmeye devam edildi.
Robert Owen, “Hayat bilgisi dersleri temeli üstüne eğitim yapılan okullar kurdu. Okullarda cezaları ve ödülleri kaldırdı. Erkek çocuklara beden eğitimi, kız çocuklara ev işleri dersleri verdirdi. Normal işgünü süresi 10-12 saat olarak belirlendi. Halkı temizliğe ve işini vaktinde görmeye alıştırmaya çalıştı. Kooperatif usulünde mağazaların, lojmanların, işyerlerinin kurulmasına çalışıldı. İçkili yerlerin, işçiler üzerindeki etkisi azaldı. Hastalık ve ihtiyarlık fonları kuruldu. Kriz anında işsiz kalan işçilere ücretleri ödendi.
Owen’in reformları, “kötülüklerin sebebi ortadan kaldırıldıktan sonra yok olacaklar” temel düşüncesine dayanıyordu. İnsan karakteri, bütünüyle yaşadığı çevreye bağlıdır. İnsanın çevreye ve topluma uygun davranması sağlanmalıdır.
Owen, işsizler için tarımsal ve sınai kooperatifler kurulmasını istedi. İşçilere, üretim kooperatifleri biçiminde örgütlenmeyi önerdi. Teknik icatları, kendi öz çıkarları için kullanmalarını öğütledi. Owen, makinelere: mekanik emekçi adını veriyor. Mekanik emekçiler, insan emekçilerin işsiz kalmasına sebep oluyor.
Yoksulluk insanları, dosttan, çevrelerinden ayırır. Toplumun bütün üyelerine üretimin avantajlarına katılabilmek olanağı sağlayacak kuruluşlar yaratmak gerekir. Sorun, üretimin bölüşülmesindedir.
Madeni paranın kaldırılması istendi. Kâğıt paranın maliyetinin daha az olduğu belirtildi. Altın gibi, banknotlar da birer değer sembolüdür.
Bireyci eleştiride, devletin suni düzenlerinin, tabiat yasalarını engellediği düşünülür. Toplumun başlıca güçleri, insanların üretimi ve malların üretimidir. İcatlar, bütün toplumun kolektif çalışmasının ürünüdür. Sermaye, biriktirilmiş emektir. Ekonomik iktidar, her zaman politik iktidarla at başı gider. Bir toplumun karakterini, geleneklerini ve yönetim biçimini: mülkiyetin bölüşüm biçimi belirler. Mekanik icatların yayılması, insanlar arasında eşitliği kuracaktır.
Malların üretimi için üç şey gereklidir. 1.Üretim bilgileri ve yaratıcılık. 2.Teknik yetenekler. 3.Alet ve makineleri kullanmakta ustalık.
İngiltere’de burjuvazi sınıfı ile emekçi sınıfı, bütün yurttaşların oy hakkını kazanması için birleşti. İngiltere’de işçi sendikaları kuruldu. İşçiler işçi sendikaları ile seslerini duyurdu.
Toplum, sürekli bir dönüşüm sürecine girmiş bulunmaktadır. İşçi sınıfı, işçi partisi olarak örgütlendi. İşçi Partisi, temel kuralları açıkladı. 1.Bütün yurttaşlara oy hakkı tanınması. 2.Seçim bölgelerinin eşitliği. 3.Parlamento adaylığı için alınan verginin kaldırılması. 4.Yıllık seçim. 5.Gizli oy. 6.Parlamento üyelerine tazminat.
İngiltere’de on saatlik işgünü yasası kabul edildi. Yenilikler, toplumda asillerin ve sermayenin etkisini azalttı. Kooperatif kurma ve sendikalar kurma düşüncesi gelişti.
Fransa’da feodaller ve din adamları sınıfı hükümetine, bir muhalefet oluştu. Buhar, tek başına anılmaya değer bir değişme kabul edildi. Buharlı trenlerin ve buharlı gemilerin yapılması, iç ve dış ticaretin gelişmesini sağladı. Mali aristokrasi, ülkeyi yönetiyordu.
Ekonomik ilerlemenin sonucu, toplum burjuvazi ve halk olarak adlandırılan iki sınıfa ayrıldı.
Sosyalist teoriler, barışçı ve evrimci bir nitelik gösterir. Fransız sosyalizmi ütopyacıdır. Ütopyada olması gereken anlatılır.
Lokomotif ve buhar makinesi, düzeni ve merkezileşmeyi getirmiştir. Toplumda genel eğilim, ortaklık oldu. İnsanların kişisel çıkarları yerine, kamu yararına fedakârlığı koymaları gerekir.
Almanya’da Fransız Devrimi’nin etkisinde değişim oldu. Ekonomik çalışmalar güç kazandı. Doğa bilgisi ilerleme gösterdi. Mesleki dernekler kuruldu. Çeşitli bilgi türlerini öğreten okullar kuruldu. Almanya’da mal değişimi özgürlüğünü gerçekleştiren: Gümrük Birliği kuruldu. Demiryolları kuruldu. Kimya, fizyoloji, coğrafya, matematik, fizik gibi bilgi türleri ilerleme gösterdi.
Almanya’da yazarlar ve şairler, idealizm ve romantizm ile ilgili yazıları bıraktılar. Gerçekçi, maddeci ve varlığa düşünceden önce yer veren bir felsefe gelişti.
Devleti yaratan ve sürdüren üreticilerdir. Üreticilerin de yönetime katılmaları gerekir. Vicdan hürriyeti, düşünce özgürlüğü, çalışma özgürlüğü, ulusal birlik istendi. Bu istekler burjuvazinin istekleriydi.
Alman sosyalistler, Paris’te toplandılar. İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi yayınladılar. Karl Marks ve Frederik Engels, “Komünist Manifesto” yu sosyalist Alman topluluğu içinde yazdılar. Sosyal meselede, mutlak hukuk ilkesinden hareket etmek gerekir, ilkesi kabul edildi. Demokrasi ve sosyal adaletten yana yazılar yazıldı. Alman Sosyalistler Paris’te Doğrular Birliği ve Aileler Derneği adıyla örgütlendiler.
Londra’da Alman İşçileri Kültür Derneği kuruldu. Yazışmalar yoluyla Belçika ve Almanya ile iletişim kuruldu. Almanya’da şairler, sosyalizmi anlatan şiirler yazdılar.
Avusturya’da şairler, insanlığın kurtuluşuna olan inançlarını anlatırlar.
Fakirliğin sabır nedeniyle devam ettiğini belirten şiirler yazıldı.
Alman yazarlar, Saint-Simon’cuların öğretilerini Almanya’ya getirdiler. Başka Alman yazarlar da sosyalizmi Hegel’in ve Feuerbach’ın Alman felsefesinden çıkartmaya çalışıyordu. Sosyalizm, insanlık sevgisine ve adalete bağlanıyordu.
Diyalektik sözünü, Eski Yunanlılar, söz söyleme ve itiraz sanatı olarak anlıyordu. Karşı tarafın söylediğini çürüterek ortadan kaldırmak sanatı olarak anlaşılıyordu. Fikirlerin çarpışması yoluyla, hakikat ortaya çıkmakta ve düşünce uyarılmaktadır.
Hegel’e göre, kavramlarımızdan her birinin bir de zıttı vardır. Her tez, antitezini de birlikte getirir. Zıt kavramlara örnek: Varlık ve yokluk, soğuk ve sıcak, aydınlık ve karanlık, sevinç ve keder, zenginlik ve yoksulluk, sermaye ve emek, hayat ve ölüm, iyilik ve kötülük, idealizm ve materyalizm. Yüzeysel bakış bu zıtlıkların farkına varır. Ama önümüzde uyuşmazlıklar ve karşıtlıklar dünyası olduğu, hesaba katılmaz. Eleştirici akıl, eşyanın basit çeşitliliği altında uyuşmazlıkları, çelişmeleri fark eder. Çelişme toplumu daha ileri bir gelişme safhasına ulaştırır. Üst aşamaya sentez denir. Fikirlerin gelişmesinde en önemli etken, çelişmeli güçlerin ortaya çıkışıdır. Çelişme her hareket ve hayatın köküdür. Gelişme sürecini yalnız, olumlu ile olumsuz arasındaki çarpışma sağlar.
Marks’ı ilgilendiren, nesnelerin diyalektik gelişmesidir. Başka bir deyişle tarihin ihtilalci unsurudur. İnsanlık tarihinin temeli maddedir. Yaşamın maddi şartları, insanların sosyal varlıklar olarak, kendilerini çevreleyen doğanın yardımıyla kendilerinin gerek maddi, gerek entelektüel yetenekleriyle öz maddi hayatlarını oluşturmaları, yaşamalarına gerekli araçları edinmeleri, ihtiyaçlarının giderilmesini sağlayan malları üretmeleri, aralarında bölüşmeleri ve mübadele etmeleridir.
Maddi hayatın bütün kategorileri içinde en önemlisi olan üretim: yaşamaya gerekli araçların yapımıdır. Bu da üretici güçlere bağlıdır. Bunlar iki çeşittir. Bir kısmı nesnel, diğerleri kişiseldir. Nesnel üretici güçler: Toprak, su, iklim, ham maddeler, iş aletleri, makineler. Kişisel üretici güçler: İşçiler, bilginler, teknisyenler ve bazı insan topluluklarının kazanmış oldukları niteliklerdir.
İşçiler üretici güçler arasında, ön sırayı alırlar. Sonra modern teknik ikinci sırayı alır. Sosyal örgütlenme yavaş yavaş değişir. Ekonomik altyapıdaki değişim, dini, adli, felsefi, siyasi sistemleri değiştirir.
Üretimde belirli bir rol oynayan belli bir sosyal tabaka: bir sınıf oluşturur. Gelir kaynağı ücret olan kimselerden oluşan sınıf: işçi sınıfıdır. Gelir kaynağı kazanç: faiz ve toprak geliri olan kimseler, kapitalist sınıfı meydana getirir.
Zenginlik, bir toplumun ürettiği kullanım değerlerinin bütünüdür. Zenginlik bir birikim sonucu oluşur. Zenginlik değerle ölçülür.
Ekonomik süreç, evrim malzemesidir. Evrim, belirli bir sıralama ile değişimdir. Devrim, ani değişimdir. Çelişmelerin etkisinde, değişim olur.
Engels, Almanya’da doğdu. Genç Hegelciler hareketine katıldı. Gazetelerde yazılar yazdı. İngiltere’de çalışmaya başladı. Ekonomi Politiğin Eleştirisi isimli eserini yazdı. Karl Marks’a destek olmak için yazdığı yazıları gönderdi. İngiltere’de babasının fabrikasında çalışmaya devam etti. 1870’de Engels iş hayatından çekildi. Londra’da, Karl Marks’a çok yakın bir yere yerleşti. Karl Marks’ın ölümünden sonra Kapital’in II. Ve III. Ciltlerini yayınladı. Sosyolojik, felsefi, politik eserler yazdı.
Brüksel’de, Paris’te, Londra’da çalışan Alman işçiler Komünist öğretiyi yurtlarına getirdiler. Belçika, Fransa, İngiltere gibi yerlerdeki değişim, Almanya’yı da etkiledi. Üretim kooperatifleri konusunda çalışmalar yapıldı. Liberalizm, geçilmesi gereken bir merhaledir.
Kapitalizm ile serbest rekabet, geçmişe oranla güçlü bir ilerleme olur. Haklar, zorunluklara bağlı olur. İmtiyazların kaldırılması gerekir. Sınıf savaşı yerine, ekonomik işbirliği gerekir. Kooperatif örgütlenmesi istenir.
Almanya’da sosyalist eğilimli pek çok gazete ve dergi ortaya çıktı. İş saatinin on iki saate indirilmesi önerildi. Nüfus artışının zararları anlatılıyordu. İşçi Birliği kuruldu. 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılmaması istendi. Okul eğitiminin zorunlu olması istendi. Kongreler, konferanslar düzenlendi.
Fransa’da burjuvazi kazandı. İngiltere’de işçi sınıfı Liberal Parti’nin bir eki oldu. Prusya’da bütün yurttaşlara oy hakkı, üç dereceli olarak tanındı.
1850’den başlayarak kapitalizm gelişti. Altın ve gümüş madenleri bulundu. Buharla çalışan trenler ve gemiler gelişti. Telgraf ile iletişim sağlandı. Doğal bilgi türleri gelişti. Liberal ve reformcu hareketler ortaya çıktı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde kölelik kaldırıldı. Almanya’da Bismark, vatandaşlara oy hakkı verdi. Rusya’da 1861’de köylüler özgürlüklerine kavuştular. Japonya modern ekonomiye ve modern hayata açıldı. İngiltere’de Darwin’in kitapları yayınlandı. Süveyş Kanalı açıldı.
1870’li yılların sonunda, liberalizm sona erdi. Devletçi müdahalecilik, himayecilik ve sömürgecilik gelişti. Demir ve çelik üretimi hızla çoğalarak arttı. Nüfus hızla arttı. Büyük şehirlerde gelişmeyi anlatan sergiler açıldı. Fikir alışverişi kolaylaştı. Karl Marks’ın, Darwin’in, Hegel’in teorileri: sosyal ve entelektüel hareketlerin temeli oldu. Almanya’da işçi birliği kuruldu.
Avrupa’da işçiler çeşitli ülke işçileriyle iletişim kurdular. Birinci Enternasyonal toplantısı yapıldı. Kongreler Cenevre’de, Lozan’da, Brüksel’de, Bâle’de yapıldı. Birinci Enternasyonal 1864 yılında Londra’da kuruldu.
Sosyalist hareketler Avrupa’da burjuva tarafından yok edildi. İkinci Enternasyonal 1889’da Paris’te kuruldu.
Almanya, İtalya, Amerika Birleşik Devletleri milli birliklerini gerçekleştirdiler. Balkan halkları milli mücadeleye başladılar.
Emperyalizm, dünyaya yayıldı. Afrika, baştanbaşa keşfedildi. Afrika, raylarla, telgraf telleriyle örüldü. Asya, lokomotiflerin ve buhar makinelerinin sesiyle uykusundan uyandırıldı. Kuzey Amerika’da trenler, doğudan batıya uzanarak, büyük insan kitlelerini taşıdı. Toprağın zenginliklerinin işlenmesi kolaylaştı. Demir ve kömür üretimi çok arttı. Nüfus artışı hızlandı. Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere’yi yakalayıp geçtiler.
Mekanik güçlerin endüstride gittikçe daha çok kullanılması, canlı işgücü miktarını gitgide azalttı. Pazarını geliştirmek isteyenler sömürgeciliğe, emperyalizme yöneldiler.
İkinci Enternasyonal’in kurulmasıyla iki sosyalist kongre toplandı. Uluslararası 1Mayıs Günü ilkesi bu kongrede kabul edildi. İkinci Enternasyonal çeşitli şehirlerde kongreler yaptı. Brüksel 1891, Zürih 1893, Londra 1896, Paris 1900, Amsterdam 1904, Stutgart 1907, Kopenhag 1910, Bâle 1912. 1900 yılından itibaren Brüksel’de Enternasyonal Sosyalist Bürosu kuruldu.
Not: Birinci Enternasyonal’e işçi sendikaları katıldı. İkinci Enternasyonal’e işçi partileri katıldı.
Avusturya sosyalist hareketi, 1 Mayıs Günü’nü kutlamaya başladı. Sosyalist hareketin çabalarıyla bütün yurttaşlara oy hakkı verildi.
İngiliz işçi sınıfı, sendikalar kurup gelişme gösterdi. Sosyal Demokrat Federasyonu yanı sıra, 1884 yılında Fabien Cemiyeti kuruldu. Fabien Cemiyeti’ne göre, sosyalizm parlamenter yollarla elde edilecek olan bir sosyal reformlar dizisidir. İngiltere’de Bağımsız İşçi Partisi 1893 yılında kuruldu. 1900 yılında İşçi Partisi kuruldu. İşçi Partisi’nin içinde, İngiliz sendikaları, Sosyal Demokrat Federasyonu, Fabien Cemiyeti de vardır.
Fransa’da 1880-1881’de Fransız İşçi Partisi kuruldu. 1884 yılından itibaren sendikalar meşru olarak örgütlendiler.
İtalyan işçi hareketi 1867’den itibaren ortaya çıktı. 1892’de İtalyan Sosyalist Partisi kuruldu.
Rus edebiyatına Saint-Simoncu fikirler girdi. Demokratik anlayışı anlatan makaleler, gazetelerde ve dergilerde yazıldı. Köylülere özgürlük için dernekler kuruldu. Ardından Nihilizm dönemi geldi. Rusya’da endüstri gelişmeye başladı. 1861’de köylüler özgürlüklerine kavuştular. Karl Marks’ın Kapital’i Rusçaya çevrildi. 1898’den sonra çeşitli işçi örgütleri kuruldu. Rus Sosyal Demokrat Partisi kuruldu. Menşevik Partisi ve Bolşevik Partisi adıyla iki hizip oluştu.
1892’de Polonya Sosyalist Partisi kuruldu.
Amerika Birleşik Devletleri’nde gazete ve dergiler sosyalist düşünceyi 1877 yılından itibaren yayınlamaya başladılar. 1901’de Amerika Sosyalist Partisi kuruldu.
Birinci Dünya Savaşı sırasında sosyalistler İsviçre’de toplandılar. Savaşı eleştirdiler.
1919 yılı Mart ayında Rusya’da Üçüncü Enternasyonal kuruldu.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’da imparatorluk yıkıldı. Alman Cumhuriyeti kuruldu. 11 Ağustos 1919 günü Weimar Anayasası kabul edildi.
Fransa’da 1920’de sekiz saatlik işgünü yasası kabul edildi.
İngiltere’de 1924’de İşçi Partisi Hükümeti kuruldu.
Danimarka’da işçiler 1871’de kooperatif dernekleri kurdular. 1878’de Sosyal Demokrat Federasyonu kuruldu. Kooperatifler ve okullar kuruldu.
Norveç İşçi Partisi 1887’de kuruldu. 1920’de Sosyal Demokrat İşçi Partisi kuruldu.
İsveç’te 1889 yılında İsveç Sosyal Demokrat Partisi kuruldu.
Finlandiya’da 1903’te Sosyal Demokrat Parti kuruldu.
Hollanda’da Sosyal Demokrat Partisi 1893’te kuruldu.
Belçika’da 1877’de sosyalist partiler kuruldu. 1879’da Belçika Sosyalist Partisi olarak birleştiler. Ayrıca işçi dernekleri ve kooperatifleri kuruldu. 1885’te Belçika İşçi Partisi adıyla birleştiler. 1918 yılından sonra bütün yurttaşlara oy hakkı tanındı.
İsviçre’de 1838’de İşçi Derneği kuruldu. 1878’de İşçi Derneği sosyalist ilkeleri benimsedi. Sosyalist İsviçre Partisi kuruldu. 1920’de Komünist Partisi kuruldu.
İspanya’da Sosyalist Partisi üyeleri 1910’da Millet Meclisi üyeliğine seçildiler.
Portekiz’de İşçi Sendikaları kuruldu. Sosyalist hareket belirsizdir.
Bulgaristan’da Sosyal Demokrat Partisi 1894’te kuruldu. 1919’da Komünist Partisi halinde toplandılar.
Sırp Sosyal Demokrat Partisi 1903’te kuruldu. 1920’de Yugoslav Sosyalist İşçi Partisi kuruldu.
Romanya’da 1880 yılından beri sosyalist gruplar vardı. 1911’de sendikalar ile sosyalist gruplar birleşerek Romanya Sosyal Demokrat Partisi’ni kurdular.
Avustralya’da İşçi Partisi 1892’de kuruldu. 1910’da İşçi Partisi Parlamento’da çoğunluğu sağladı. İşçi Partisi Hükümeti kuruldu.
Yeni Zelanda’da İşçi Partisi sosyalist bir özellik taşır. 1894’den 1905’e kadar grevler yasaktı.
Güney Afrika İşçi Partisi 1909’da kuruldu.
Japonya’da işçi hareketi 1880 yılından sonra ortaya çıktı. 1901’de Japon Sosyal Demokrat Partisi kuruldu.
İbrahim Sanalp

